|
Ey Kàdir-i Kayyûm,
Bütün zîhayat, zîruh,
zîşuur, Senin mülkünde, yalnız Senin kuvvet ve kudretinle ve ancak Senin
irade ve tedbirlerinle ve rahmet ve hikmetinle, rububiyetinin emirlerine
teshir ve fıtrî vazifelerle tavzif edilmişler. Ve bir kısmı, insanın
kuvveti ve galebesi için değil, belki fıtraten insanın zaafı ve aczi için
rahmet tarafından ona musahhar olmuşlar. Ve lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile
Sânilerini ve Mâbudlarını kusurdan, şerikten takdis ve nimetlerine şükür
ve hamd ederek, herbiri ibadet-i mahsusasını yapıyorlar.
Ey
şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından perdelenmiş
olan Zât-ı Akdes,
Bütün zîruhların tesbihatıyla seni takdis
etmek, niyet edip
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَلَ مِنَ الْمَاۤءِ كُلَّ شَىْءٍ
حَىٍّ 2
diyorum.
Yâ Rabbe’l-Âlemîn, yâ İlâhe’l-Evvelîne
ve’l-Âhirin, yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn,
Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve
iman ettim ki:
Nasıl
sema, feza, arz, berr ve bahr, şecer, nebat, hayvan, efradıyla, eczasıyla,
zerrâtıyla Seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehadet
ve delâlet ve işaret ediyorlar. Öyle de, kâinatın hülâsası olan zîhayat ve
zîhayatın hülâsası olan insan ve insanın hülâsası olan enbiya, evliya,
asfiyanın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının müşahedat ve keşfiyat
ve ilhamat ve istihracatıyla yüzer icma ve yüzer tevatür kuvvetinde bir
kat’iyetle, Senin vücub-u vücuduna ve Senin vahdâniyet ve ehadiyetine
şehadet edip ihbar ediyorlar, mu’cizat ve kerâmât ve yakînî burhanlarıyla
haberlerini ispat ediyorlar.
Dipnotlar - Arapça
Ibareler - Haşiyeler : 1 : bk. Alûsî,
Ruhu’l-Beyân: 5:226; Kurtubî: 1:372. 2 : “Ey su ile
herşeyi canlandıran Zât-ı Akdes, Seni her türlü noksanlıktan tenzih
ederim.”
|
Lügatler :
acz : acizlik,
güçsüzlük
arz :
dünya
asfiya :
Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis
kullar azamet-i kibriyâ : büyüklüğün sınırsız, yüce ve devamlı
oluşu bâki : devamlı, kalıcı,
ölümsüz
bahr :
deniz berr : kara berâhin-i vahdet : birlik
delilleri bilhassa : özellikle burhan : güçlü delil,
sarsılmaz kanıt delâlet : delil olma, işaret etme ecza
: cüzler, parçalar efrad : fertler, bireyler efrad-ı
mahsusa : özel fertler
ehadiyet : Allah’ın birliğinin
ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî
etmesi
enbiya :
nebiler, peygamberler evliya : veliler, Allah
dostları
feza :
uzay fıtraten : yaratılış itibariyle fıtrî : doğal,
yaratılıştan gelen hakikat : gerçek mahiyet, asıl ve
esas hamd etmek : şükür ve övgülerini sunmak hikmet :
herşeyin belirli bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli
yerinde olması
hülâsa :
özet ibadet-i mahsusa : kendine özgü
ibadet
icmâ :
fikir birliği ihbar etmek : haber vermek iktiza etmek
: gerektirmek İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin : baştakilerin ve
sondakilerin İlâhı, Allah
ilhamat :
ilhamlar irade : dileme, tercih
istihracat :
çıkarmalar istimâl : kullanma Kàdir-i Kayyûm : ezelden
ebede kadar bütün varlıkları ayakta tutan sonsuz kudret sahibi,
Allah
kat’iyet :
kesinlik kelb-i Ashâb-ı Kehf : Ashâb-ı Kehf’in köpeği
kerâmât : kerametler, Allah’ın
bir ikramı olarak veli kullarında görülen olağanüstü hal ve
hareketler
keşfiyat :
keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri
gözlemleme kudret : güç, kuvvet ve iktidar Kur’ân-ı
Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan
Kur’ân lisan-ı hâl : hâl dili lisan-ı kàl : söz ile
anlatım Mâbud : kendisine ibadet edilen
Allah
mu’cizât :
insanların benzerini yapmada âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından
peygamberlere verilen olağanüstü hâl ve hareketler musahhar
olmak : boyun eğmek
müşahedat :
gözlemler Nâka-i Salih : Hz. Salih’in
devesi
nebat :
bitki nev’ : tür, cins Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn :
göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah Rabbü’l-Âlemin : âlemlerin
Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah rahmet :
şefkat, merhamet Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli
elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) rivâyât-ı sahîha :
Peygamberimizden dosdoğru olarak, sahih olarak nakledilmiş rivâyetler,
sözler rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan
egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi Sâni : her şeyi
san’atla yaratan Allah
semâ :
gök
şecer :
ağaç
şehadet :
şahitlik, tanıklık şerik : ortak şiddet-i zuhur : açık
seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti takdis
etmek : kutsamak, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce
olduğunu ilân etmek talim : öğretme tavzif etmek :
vazifelendirmek tedbir : idare etme, çekip
çevirme tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan
sözler teshir : emir altında tutma
tevatür : yalan söylemesi
mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan
haber
vahdâniyet :
Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vahdet : birlik vücub-u
vücud : varlığın zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacın
olmayışı yakînî : kesin, şüphesiz zaaf : zayıflık,
güçsüzlük Zât-ı Akdes : her türlü kusur ve noksandan yüce olan
Zât, Allah
zerrât :
zerreler zîhayat : canlı, hayat sahibi zîruh : ruh
sahibi zîşuur : şuur sahibi,
bilinçli
|