SİRACI'N-NÛR-27-YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jul 16, 2026, 12:03:12 PM (7 days ago) Jul 16
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

3.4.YİRMİ BEŞİNCİ LEM’A DÖRDÜNCÜ DEVA

Ey şekvâcı hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk ismini tanıdığın gibi, Şâfî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem’alar ve rahmetten şuâlar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

 

Lügatler :

âfiyet : sağlık
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat

ahkâm : hükümler, esaslar
âzâ : uzuvlar, organlar
azîm : büyük
bâd-i hevâ : boşu boşuna
cihazat : cihazlar, organlar
cihet : yön
cisim : beden
daimî : devamlı, sürekli
devâ : ilâç, çare
ebedî : sonsuz

elem : acı, keder
envâ-i san’at : san’at türleri

esmâ : Allah’ın isimleri
esmâ-i hüsnâ : Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri
gaflet : sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
hâlât : durumlar, hâller

hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
hulle : elbise
ikaz edici : uyarıcı
insafsızlık : vicdansızlık
kıymettar : değerli
lâyemut : ölümsüz

lem’a : parıltı
mâhir : hünerli, sanatkâr
maksat : amaç, gaye
mâlik : sahip
merhamet : acıma, şefkat
miskin : fakir, zavallı
mukabil : karşılık
murassâ : kıymetli taşlarla süslenmiş

musibet : belâ, büyük sıkıntı
mülk : sahip olunan şey
mürşid : irşad edici, doğru yol gösteren
nakış : işleme, süsleme
nâsih : nasihat eden
nokta-i nazar : bakış açısı
nuranî : nurlu, parlak

rahmet : İlâhî şefkat, merhamet

Rezzâk : bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah
saadet : mutluluk
san’atkâr : sanatçı, usta
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sarf etmek : harcamak
sermaye : servet, varlık
sermaye-i ömür : ömür sermayesi
servet : zenginlik
sıhhat : sağlık

Şâfî : yarattıklarına şifa verip iyileştiren Allah
şekvâ : şikâyet

şifa vermek : iyileştirmek

şuâ : ışık, parıltı
şuâât : şuâlar, ışıklar, parıltılar

şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tasarruf etmek : dilediği gibi kullanmak ve yönetmek

tevahhuş etmek : korkmak, ürkmek
tezgâh : satış yapılan yer
vaziyet : durum, hâl

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages