Nur deryasından günün sözü (31.05.2026)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
May 31, 2026, 9:00:40 AM (9 days ago) May 31
to

Nasıl ki mükemmel, muhteşem, münakkaş, müzeyyen bir saray; mükemmel bir ustalık, bir dülgerliğe bilbedahe delalet eder. Ve mükemmel fiil olan o dülgerlik, o nakkaşlık; bizzarure mükemmel bir faile, bir ustaya, bir mühendise ve "nakkaş ve musavvir" gibi ünvan ve isimleriyle beraber delalet eder. Ve mükemmel o isimler dahi, şübhesiz o ustanın mükemmel, san'atkarane sıfatına delalet eder. Ve o kemal-i san'at ve sıfat, bilbedahe o ustanın kemal-i istidadına ve kabiliyetine delalet eder. Ve o kemal-i istidad ve kabiliyet, bizzarure o ustanın kemal-i zatına ve ulviyet-i mahiyetine delalet eder.

Aynen öyle de: Şu saray-ı âlem, şu mükemmel, müzeyyen eser; bilbedahe gayet kemaldeki ef'ale delalet eder. Çünki eserdeki kemalat, o ef'alin kemalatından ileri gelir ve onu gösterir. Kemal-i ef'al ise, bizzarure bir fail-i mükemmele ve o failin kemal-i esmasına, yani asara nisbeten müdebbir, musavvir, hakim, rahim, müzeyyin gibi isimlerin kemaline delalet eder. İsimlerin ve ünvanların kemali ise, şeksiz şübhesiz o failin kemal-i evsafına delalet eder. Zira sıfat mükemmel olmazsa, sıfattan neş'et eden isimler, ünvanlar mükemmel olamaz. Ve o evsafın kemali, bilbedahe şuunat-ı zatiyenin kemaline delalet eder. Çünki sıfatın mebde'leri, o şuun-u zatiyedir. Ve şuun-u zatiyenin kemali ise; biilmilyakin zat-ı zişuunun kemaline ve öyle layık bir kemaline delalet eder ki; o kemalin ziyası, şuun ve sıfat ve esma ve ef'al ve asar perdelerinden geçtiği halde, şu kâinatta yine bu kadar hüsnü ve cemali ve kemali göstermiş.

İşte şu derece hakiki kemalat-ı zatiyenin bürhan-ı kat'i ile vücudu sabit olduktan sonra, gayra bakan ve emsal ve ezdada tefevvuk cihetiyle olan nisbi kemalatın ne ehemmiyeti kalır, ne derece sönük düşer, anlarsın...

(Bediüzzaman Said Nursi - 32. Söz’den)

Lügatler

Âsâr: eserler

Biilmilyakîn :şüphesiz bir ilimle bilme

Bilbedahe :açık olarak, aşikar

Bizzarure :zarureten, mecburen

Bürhan-ı kat’i :kesin delil

Cemâl: güzellik

Cihet :yön, taraf

Delâlet : delil olmak, işaret etmek

Dülger :yapı ustası

Dülger :yapı ustası

Ef’al :fiiller, işler, ameller

Ehemmiyet: önem

Emsal : örnekler, benzerler

Esma: isimler

Evsaf :vasıflar, özellikler

Ezdad :zıtlar

Fail : her işi mükemmel şekilde yapan, fiil sahibi Allah

Fail-i mükemmel : her fiili ve işi mükemmel olan Allah

Fiil :amel, iş, faaliyet

Gayr :diğer, başkası, yabancı

Hakiki: gerçek, doğru

Hakîm :iş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan(Allah)

Hüsün: güzellik

Kabiliyet :anlayış, beceri, kapasite, dıştan gelenleri alabilme gücü

Kâinat : evren, yaratılanların hepsi

Kemal :olgunluk, mükemmellik, fazilet

Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler

Kemalat-ı zatiye : zâtına mahsus mükemmellikler, kusursuzluklar

Kemal-i ef’al :fiil ve işlerdeki mükemmellik

Kemal-i esma :isimlerin mükemmelliği

Kemal-i evsaf : vasıf ve özelliklerin mükemmelliği

Kemal-i istidad :doğuştan gelen kabiliyetlerin mükemmelliği

Kemâl-i sanat :sanattaki mükemmellik

Kemal-i zat :zatındaki, şahsındaki mükemmellik

Layık :uygun, münasip, liyakatli

 

Mebde :başlangıç, baş taraf, kök, temel, kaynak

Muhteşem :ihtişamlı, görkemli

Musavvir :şekil ve suret verici

Müdebbir :her şeyin evvelden tedbirini yapan(Allah) idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah

Mükemmel :olgun, noksansız, tamam, eksiksiz, çok iyi

Münakkaş :nakışlı

Müzeyyen :bezenip süslenmiş

Müzeyyin : herşeyi eşsiz sanatıyla süsleyen, güzelleştiren Allah

Nakkaş :nakışlayan, süsleme yapan sanatkâr

Neş’et etmek :meydana gelmek, çıkmak, yetişmek, doğmak, ortaya çıkmak

Nisbeten :kıyasla, oranla

Nisbi :kıyaslama ile olan, göreceli

Rahîm :rahmet edici, merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi(Allah)

Sabit :duran, yerinde durup hareket etmeyen, doğruluğu ispat edilmiş olan

Sanatkârane :sanatlı olarak, sanata yakışır şekilde

Saray-ı âlem :dünya sarayı

Sıfat :bir kimse veya şeyin hal, vasıf, özellik ve keyfiyeti

Şek :şüphe,zan, kuşku

Şuun /Şuunat-ı zatiye : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden kutsal Zâtına ait özellikler

Şuun-u zatiye : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden kutsal Zâtına ait özellik

Tefevvuk :üstünlük

Ulviyet-i mahiyet :mahiyetin yüceliği

Ünvan :isim, nam

Vücud: beden, varlık, var olmak

Zat-ı zişuun : şuûn sahibi Zât, Allah

Zira :çünkü, ondan ki, şu sebepten ki

Ziya :ışık, aydınlık, parlaklık

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages