|
Bir
vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan
ârızalar bir gaflet zamanıma rast gelip, şiddetli alâkadar ve meftun
olduğum vücudum, belki mahlûkatın vücutları ademe gidiyor diye, elîm bir
endişe verirken, yine Âyet-i Hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânama
dikkat et ve iman dürbünüyle bak.”
Ben de baktım ve iman gözüyle
gördüm ki, bu zerrecik vücudum hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz
bir inbisatla hadsiz vücutları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha
kıymettar, bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet
hükmünde bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması ebedî bir
vücut kadar kıymettar olduğunu ilmelyakîn ile bildim.
Çünkü, şuur-u
imanla bu vücudum Vâcibü’l-Vücudun eseri ve san’atı ve cilvesi olduğunu
anlamakla, vahşî evhamın hadsiz karanlıklarından ve hadsiz mufarakat ve
firakların elemlerinden kurtulup mevcudata, hususan zîhayatlara taallûk
eden ef’âlde, esmâ-i İlâhiye adedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet
peydâ ettiğim bütün sevdiğim mevcudata muvakkat bir firak içinde daimî bir
visâl var olduğunu bildim. Malûmdur ki, karyeleri ve şehirleri ve
memleketleri veya taburları ve kumandanları ve üstadları gibi rabıtaları
bir olan adamlar sevimli bir uhuvvet ve dostâne bir arkadaşlık
hissederler. Ve bu gibi rabıtalardan mahrum olanlar daimî, elîm
karanlıklar içinde azap çekiyorlar. Hem bir ağacın meyveleri, şuurları
olsa, birbirinin kardeşi ve birbirinin bedeli ve musahibi ve nâzırı
olduklarını hissederler. Eğer ağaç olmazsa veya ondan koparılsa, herbiri o
meyveler adedince firakları hissedecek.
|
Lügatler :
alâkadar : alakalı, ilgili Âyet-i Hasbiye :
“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin
173. âyeti âyine : ayna bâki : devamlı, kalıcı,
ölümsüz bilfiil : fiilî olarak bilhayal : hayal
ederek binniyet : niyet ederek bittasavvur : tasavvur
ederek, zihinde şekillendirerek cihet : şekil,
yön cilve : görüntü, yansıma dostâne :
dostça ebedî : sonu olmayan, sonsuz ebedü’l-âbidîn :
sonsuzların sonsuzu ef’âl : fiiller, işler elîm : acı
ve sıkıntı veren esmâ-i İlâhiye : Allah’ın
isimleri evham : kuruntular, şüpheler firâk :
ayrılık gaflet : dalgınlık, dikkatsizlik hadsiz :
sınırsız hususan : özellikle ilmelyakîn : kesin
bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde
öğrenme inbisat : genişleme, yayılma karye :
köy kelime-i hikmet : hikmet ifade eden
kelime kıymettar : kıymetli mağlubiyet :
yenilgi mahlukât : varlıklar malûm :
bilinen meftun : düşkün, tutulmuş mensubiyet : bağlı
ve ait olma mertebe-i nuriye-i hasbiye : “Hasbünâ”nın nurlu
mertebesi mevcudat : varlıklar mufârakat :
ayrılık musahib : sohbet eden, arkadaş muvakkat :
geçici münasebet peydâ etmek : ilgi ve bağ
kurmak müteaddit : birçok, çeşitli nâzır : bakan,
gözetici nihayetsiz : sınırsız rabıta : bağ,
ilgi şuur : bilinç, anlayış şuur-u imanî : imâna
dayalı olan şuur, bilinç taallûk etmek : ilişkili olmak, ait
olmak tabur : bir askerî birlik uhuvvet :
kardeşlik uhuvvet : kardeşlik Vâcibü’l-Vücud : varlığı
zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan
Allah visâl : kavuşma vücud : beden zîhayat
: canlı, hayat sahibi
|