|
Harb-i
Umumîde, esaretle, Rusya’nın şark-ı şimalîsinde, çok uzak olan Kosturma
vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir camii, meşhur Volga
Nehrinin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zabitler
içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim. Dışarıda izinsiz gezemiyordum.
Tatar mahallesi, kefaletle beni o Volga Nehrinin kenarındaki küçük camie
aldılar. Ben yalnız olarak camide yatıyordum. Bahar da yakın. O şimal
kıt’asının pek çok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık
gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve
yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgârın firkatli esmesi, beni derin
gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi daha kendimi ihtiyar
bilmiyordum; fakat Harb-i Umumîyi gören ihtiyardır. Güya 1
يَوْمًا
يَجْعَلُ
الْوِلْدَانَ
شِيبًا sırrına mazhar olarak, öyle günlerdir ki, çocukları
ihtiyarlandırdığı cihetle, kırk yaşında iken, kendimi seksen yaşında bir
vaziyette buldum. O karanlıklı, uzun gece ve hazîn gurbet ve hazîn vaziyet
içinde hayattan ve vatandan bir meyusiyet geldi. Aczime, yalnızlığıma
baktım, ümidim kesildi. O hâlette iken, Kur’ân-ı Hakîmden imdat geldi.
Dilim 2حَسْبُنَا
اللهُ
وَ
نِعْمَ
الْوَكِيلُ dedi. Kalbim de ağlayarak dedi:
غَرِيبَمْ
بِيكَسَمْ
ضَعِيفَمْ
نَاتُوَانَمْ
اَ
ْلاَمَانْ
كُوَيمْ عَفْوُجُويَمْ
مَدَدْخَوٰاهَمْ
زِدَرْكَاهَتْ
اِلٰهِى 3
Ruhum
dahi vatanımdaki eski dostları düşünüp o gurbette vefatımı tahayyül
ederek, Niyazi-i Mısrî gibi dedim: Dünya gamından geçip, yokluğa kanat
açıp, Şevk ile her dem uçup, çağırırım dost, dost! diye dostları
arıyordu.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
1 : “Çocukları ihtiyarlatan bir gün...”
Müzzemmil Sûresi, 73:17. 2 : “Allah bize yeter; O ne
güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173. 3 :
Garibim, kimsesizim, zayıfım, güçsüzüm, imdât derim. Affını, yardımını
dilerim dergâhından, ey Allah’ım! |
Lügatler
:
acz : güçsüzlük cihet : yön dem :
an dergâh-ı İlâhî : Cenâb-ı Allah’ın rahmet kapısı
esaret : esirlik, tutsaklık firkat :
ayrılık gaflet : dalgınlık, dünya ile ilgili işlere
dalma gam : sıkıntı, üzüntü gurbet : gariplik,
yabancılık, yabancı bir memlekette bulunma hâlet : durum,
hâl Harb-i Umumî : Birinci Dünya Savaşı hazîn :
hüzünlü, acıklı hilâf-ı me’mul : beklenenin aksine, umulanın
tersine imdat : medet, yardım kefâlet : bir şeye kefil
olmak, sorumluluğu üzerine almak Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve
sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân mazhar olmak
: erişmek, nail olmak meyusiyet :
ümitsizlik muvakkaten : geçici olarak rikkatli :
dokunaklı, acıklı suret : biçim, şekil
şark-ı
şimalî : kuzeydoğu şefaatçi : af için aracılık
eden şimal kıt’ası : kuzey kutbu tahayyül : hayal
etme vaziyet : durum, hâl vesile : aracı,
sebep
vilâyet : il zaaf : zayıflık zabit
: subay
|