|
Hem o
şuur-u imanî ile o Bâki-i Sermedîye bir intisap ve o intisabın imanıyla
umum mülküne bir münasebet peydâ olur. Ve o münasebet-i intisabî ile,
hadsiz bir mülke bir nevi mâlikiyet gibi iman gözüyle bakar, mânen
istifade eder.
Hem şuur-u imanî ile ve intisap ve münasebetle umum
mevcudata bir alâka, bir nevi ittisal peydâ olur. Ve o halde, ikinci
derecede vücud-u şahsîsinden başka hadsiz bir vücut, o şuur-u imanî ve
intisap ve münasebet ve alâka ve ittisal cihetinde güya onun bir nevi
varlığıdır gibi var olur; varlığa karşı fıtrî aşk teskin
edilir.
Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâkadarlığı
cihetiyle bütün ehl-i kemâlâta karşı bir uhuvvet peydâ olur. O halde
Bâki-i Sermedînin varlığıyla ve bekàsıyla o hadsiz ehl-i kemâl mahvolmayıp
zayi olmadıklarını bilmekle, takdir ve tahsinle merbut ve dost olduğu
hadsiz dostlarının bekàları ve devam-ı kemâlâtı o şuur-u imanî sahibine
ulvî bir zevk verir.
Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve
alâkadarlık ve uhuvvet vasıtasıyla bütün dostlarımın—ki hayatımı ve bekàmı
maalmemnuniye onların saadetleri için feda ediyorum—onların mes’udiyetleri
ile hadsiz bir saadet kendimde hissedebilir gördüm. Çünkü, bir samimi
dostun saadetiyle şefkatli dostu dahi saadetlenir ve lezzetlenir. Şu halde
Bâki-i Zülkemâlin bekàsı ve varlığıyla, başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm ve âl ve ashabı olarak, umum sâdâtım ve ahbabım olan enbiya ve
evliya ve asfiya ve bütün sair hadsiz dostlarım idam-ı ebedîden
kurtulduğunu ve bir saadet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuur-u imanî
ile hissettim. Ve münasebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saadetleri
bana in’ikâs edip saadetlendirdiğini zevk ettim.
|
Lügatler :
ahbab : dostlar, sevilenler âl ve ashab :
aile fertleri ve yakın dostlar; Peygamber Efendimizin âile bireyleri ve
yakın dostları alâka : ilgi alâkadar : alâkalı,
ilgili Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun
üzerine olsun asfiya : hem velî hem âlim olan büyük
zâtlar Bâki-i Sermedî : varlığı sonsuz ve sürekli olan
Allah Bâki-i Zülkemâl : sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı
devamlı ve kalıcı olan Allah bekà : devamlılık,
kalıcılık cihet : taraf, yön devam-ı kemâlât :
mükemmel özelliklerin devamı ehl-i kemâl : kemâl sahibi olgun
kimseler elem : acı, keder enbiya : nebiler,
peygamberler evliya : veliler, Allah dostları fıtrî :
doğal, yaratılıştan gelen hadsiz : sınırsız idam-ı
ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
in’ikâs etmek : yansımak intisap : bağlanma,
mensup olma istifade etmek : faydalanmak,
yararlanmak ittisal : bağlantı kemâlât : mükemmel ve
kusursuz özellikler maalmemnuniye :
memnuniyetle mâlikiyet : sahiplik mânen : mânevî
yönden mazhariyet : bir nimete nail olma,
erişme meftuniyet : düşkünlük merbut :
bağlı mes’udiyet : mutluluk mevcudat :
varlıklar münasebet : bağlantı, ilgi münasebet-i
intisabî : bağlanmaya dayalı ilişki nev-i insan : insan
türü, insanlık nevi : tür peydâ : kazanma, elde etme,
meydana gelme Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli
elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) saadet :
mutluluk saadet-i sermediye : sürekli devam eden
mutluluk sâdât : seyyidler; Peygamberimizin (a.s.m.) soyundan
gelenler sair : diğer, başka şuur-u imanî : imanî
şuur, imâna dayalı bilinç tahsin : beğenme, bir şeyin
güzelliğini ilân etme takdir : beğendiğini dile
getirme teskin etmek : sakinleştirmek uhuvvet :
kardeşlik umum : bütün vücud-u şahsî : şahsî
varlık vücut : varlık zayi olmak : kaybolup
gitmek
|