|
Ey
sabırsız hasta! Sabret, belki şükret.
Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne
getirebilir. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki, namaz,
niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar,
musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı
Rahîmine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar
olur.
Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek
şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır.
1 Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı,
bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün
ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile
sabittir. Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun
ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.
Dipnotlar - Arapça
İbareler - Haşiyeler :
1 : el-Elbânî, Sahîhu Câmii’s-Sağîr,
256.
|
Lügatler :
acz :
güçsüzlük belâ : büyük sıkıntı biçare : çaresiz,
zavallı cihazat : cihazlar, donanımlar darbımesel :
atasözü derman : ilâç devâ : ilâç, çare ednâ
: en aşağı firak : ayrılık gaflet : sorumsuzluk,
âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz
davranma Hâlık-ı Rahîm : sınırsız rahmet sahibi ve bütün
varlıkların yaratıcısı olan Allah hâlis : samimi iltica
etmek : sığınmak kâmil : mânevî mertebelerde yükselip
olgunlaşan keder : sıkıntı, üzüntü keşfiyat-ı sadıka :
doğru keşifler; manevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri
görme malûm : bilinen mazhar olmak : erişmek, sahip
olmak menfi : olumsuz, negatif meşakkat : güçlük,
zorluk meyvedar : verimli, meyve veren musibetzede :
belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse mü’min : Allah’a ve Ondan
gelen herşeye inanan mütemadiyen : sürekli olarak nevi
: çeşit nisbeten : kıyasla niyaz : dua,
yalvarma rivâyât-ı sahiha : Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait
olduğu kesin olarak biline rivayet, hadis riyâ : gösteriş,
başkalarına iyi görünme sâbir : sabreden safâ : rahat
ve huzur şâkir : şükreden şekvâ etmek : şikâyet
etmek tahammülsüz : dayanıksız teşekkî etmek : şikayet
etmek zaaf : zayıflık zayi olmak : kaybolup
gitmek zeval : gelip geçici olma zîhayat :
canlı |