SİRACI'N-NÛR-61-YİRMİ ALTINCI LEM'A(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Aug 19, 2026, 11:33:13 AM (8 days ago) Aug 19
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

4.13.YİRMİ ALTINCI LEM’A(DEVAMI)

SEKİZİNCİ RİCA(DEVAMI)

Yine tam uyanmak için, Kur’ân’ın semâvî dersini işitmek üzere, yine Bayezid Camiindeki hafızları dinlemeye başladım. O vakit, o semâvî dersten
1
وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا (ilâ âhir) nev’inden kudsî fermanlarla müjdeler işittim. Kur’ân’dan aldığım feyizle hariçten teselli aramak değil, belki dehşet ve vahşet ve meyusiyet aldığım noktalar içinde teselliyi, ricayı, nuru aradım. Cenâb-ı Hakka yüz bin şükür olsun ki, ayn-ı dert içinde dermanı buldum. Ayn-ı zulmet içinde nuru buldum. Ayn-ı dehşet içinde teselliyi buldum.

En evvel, herkesi korkutan, en korkunç tevehhüm edilen ölümün yüzüne baktım. Nur-u Kur’ân ile gördüm ki, ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin ise de, fakat mü’min için asıl siması nuranîdir, güzeldir gördüm. Ve çok risalelerde bu hakikati kat’î bir surette ispat etmişiz. Sekizinci Söz ve Yirminci Mektup gibi çok risalelerde izah ettiğimiz gibi, ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. Ve hâkezâ, bunlar gibi hakikatlerle ölümün hakikî güzel simasını gördüm. Korkarak değil, belki bir cihetle müştakane mevtin yüzüne baktım. Ehl-i tarikatçe rabıta-i mevtin bir sırrını anladım.

Sonra, herkesi zevâliyle ağlatan ve herkesi kendine meftun ve müştak eden ve günah ve gafletle geçen ve geçmiş gençliğime baktım. O güzel, süslü çarşafı (elbisesi) içinde gayet çirkin, sarhoş, sersem bir yüz gördüm. Eğer mahiyetini bilmeseydim birkaç sene beni sarhoş edip güldürmesine bedel, yüz sene dünyada kalsam beni ağlattıracaktı. Nasıl ki öylelerden birisi ağlayarak demiş:

لَيْتَ الشَّبَابَ يَعُودُ يَوْمًا - فَاُخْبِرَهُ بِمَا فَعَلَ اْلمَشِيبُ Yani, “Keşke gençliğim bir gün dönseydi, ihtiyarlık benim başıma ne kadar hazîn haller getirdiğini ona şekvâ edip söyleyecektim.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : “İman edenleri müjdele...” Bakara Sûresi, 2:25.

 

Lügatler :

ayn-ı dehşet : tam bir dehşet
ayn-ı dert : tam bir dert
ayn-ı zulmet : tam bir karanlık
Bayezid Camii :
bedel : karşılık
berzah âlemi : öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
derman : ilâç
ehl-i tarikat : tarikata mensup olanlar
evvel : önce
ferman : buyruk
feyiz : mânevî gıda, bereket
firak : ayrılık
gaflet : Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
hafız : Kur’ân’ı ezberleyen kişi
hâkezâ : bunun gibi
hakikat : doğru gerçek
hariçten : dışarıdan
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret hayatı

hazîn : hüzün veren, acıklı
idam : hiçlik, yokluk
ilâ âhir : ve sonuna kadar
izah etmek : açıklamak
kafile-i ahbab : dostların oluşturduğu topluluk
kat’î : kesin
kudsî : kutsal
külfet : zahmet, zorluk
mahiyet : nitelik, özellik
mebde : başlangıç
meftun : düşkün
mevt : ölüm
meyusiyet : ümitsizlik
mukaddeme : başlangıç
mü’min : Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
müştak : arzulu, istekli
müştakane : aşk derecesinde, çok isteyerek
nev’ : tür
nuranî : nurlu, parlak
Nur-u Kur’ân : Kur’ân’ın nuru, aydınlığı
rabıta-i mevt : her an ölümü düşünüp ahiret için çalışmak
rica : ümit
risale : Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
semâvî : Allah tarafından olan, İlâhî
sima : yüz, görünüş
suret : biçim, şekil

şekvâ etmek : şikâyet etmek
tebdil-i mekân : yer değiştirme
terhis : göreve son verme
tevehhüm etmek : sanmak
vahşet : ürküntü, korku
vazife-i hayat : hayat görevi
zevâl : gelip geçicilik, yokluk

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages