|
İKİNCİ MESELE(DEVAMI)
İkinci cihet ve
sebep: Her iki Deccal,
âzamî bir istibdat ve âzamî bir zulüm ve âzamî bir şiddet ve dehşetle
hareket ettiklerinden, âzamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acip bir
istibdat ki, kanunlar perdesinde herkesin vicdanına ve mukaddesatına,
hattâ elbisesine müdahale ederler. (Zannederim, asr-ı âhirde İslâm
ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli
istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış
bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler.) Hem öyle bir zulüm ve
cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yüzer mâsumları tecziye ve
tehcir ile perişan eder. Üçüncü cihet ve sebep: Her iki Deccal,
Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen
gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki
dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların
komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından, dehşetli bir
iktidar zannedilir. Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor
ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise, gayet
muktedir ve dahi ve faal ve gösterişi istemeyen ve şahsî olan şan ve
şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrâzam ve gayet cesur ve iktidarlı ve
metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur,
onları teshir eder. Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını,
riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnat ve o vasıtayla koca
ordunun ve hükûmetin teceddüt ve inkılâp ve harb-i umumî inkılâbından
gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyatı şahsına isnad
ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar
tarafından işâa ettirir. Dördüncü cihet ve sebep: Büyük
Deccalın, ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm
Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ,
rivayetlerde “Deccalın bir gözü kördür” 1 diye nazar-ı dikkati gözüne
çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü,
öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar
kâfir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek
gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret
eder. Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek
gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün
münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle
mukaddesata hücum eder. Avâm ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden,
harikulâde iktidar ve cesaret zannederler. Hem şanlı ve kahraman bir
millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve tali’li ve
muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli
olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına
kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve
dindar milletin ruhundaki nur-u iman ve Kur’ân ışığıyla hakikat-ı hali
göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı
rivayetlerden anlaşılır.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
1 : Buhari, Fiten: 26, Enbiya: 77;
Müslim, Fiten: 100, 109; Ebû Dâvud, Melâhim: 14, Sünnet: 25; Tirmizi,
Fiten: 56, 62; İbni Mâce, Fiten: 33; Muvetta, Sıfatü’n-Nebî: 2; Müsned,
1:176, 182, 240, 311, 2:22, 27, 37, 39, 122, 124,127, 131, 144, 154, 149,
3:79, 103, 115, 173, 233, 333, 4:139-140, 5:13, 383, 397. |
Lügatler :
acip : acaip, tuhaf aleyhinde : karşıt
olarak asr-ı âhir : son asır cebir :
zorlama cephe : savaş yapılan alan cevval : sürekli
haraket halinde olan cihet : yön, taraf dâhiyâne :
dâhice ehemmiyet : değer, önem ehl-i velâyet : velilik
makamına ulaşan Allah dostları fevkalâde :
olağanüstü gayet : çok harb-i umumî inkılâbı : Birinci
Dünya Savaşının etkisiyle meydana gelen değişimler hassa :
nitelik, özellik hiss-i kablelvuku : bir şeyi olmadan önce
hissetme duygusu hücum : saldırı hürriyetperver :
hürriyetçi icraat : faaliyet, uygulama iktidar : güç,
otorite inkılâp : büyük çaplı yenilikler, değişimler
yapma isnat : dayandırma ispritizma : ölülerin
ruhlarıyla ilişki kurulabileceğini ileri süren inanış; ruh
çağırma istibdad : baskı ve zulüm istifade :
faydalanma, yararlanma istihracat : bazı delillerden bir çok
mânâlar çıkarmak işâa etme : yayma, duyurma komite :
bir maksat için toplanmış gizli cemiyet manyetizma : telkin ve
hipnozla bir kimseyi etkileme mâsum : suçsuz meddah :
övgü yağdıran muavenet : yardım mukaddesât : mukaddes,
kutsal olan şeyler muktedir : güç ve iktidar
sahibi müdahale etme : karışma müzaheret : yardım
etme, koruma, arka çıkma nazar-ı dikkat : dikkatli
bakış nev : tür rivâyet : Peygamberimizden duyulan ve
görülen şeylerin nakledilmesi riyasızlık : gösterişten uzak
olma sadrâzam : Osmanlı Devletinde hükümet başkanı,
başbakan serasker : ordu komutanı Süfyanî Deccal :
Müslümanlar arasında çıkacak olan İslâm Deccalı şiddet-i ihtiyacın
sevki : bazı şeylere duyulan şiddetli ihtiyacın
yönlendirmesi şöhretperestlik : şöhret
düşkünlüğü teceddüt : yenilik yapma tecziye :
cezalandırma tehcir : bir topluluğu yurdundan çıkarma, sürgün
etme tenezzül etmek : seviyesini düşürmek,
alçalmak terakkiyat : ilerleme ve gelişmeyi sağlayan
gelişmeler teshir etme : emri altına alma
|