|
Bendeki aşk-ı bekà,
bendeki bekàya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak
sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin
mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın
varlığına ve kemâline ve bekàsına müteveccih olan muhabbet-i fıtriye,
gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, âyinenin bekàsına âşık
olmuştu. 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ geldi, perdeyi
kaldırdı. Gördüm ve hissettim ve hakkalyakîn zevkettim ki, bekàmın lezzet
ve saadeti, aynen ve daha mükemmel bir tarzda Bâki-i Zülkemâlin bekàsına
ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna imanımda ve iz’ânımda ve îkanımda
vardır. Çünkü Onun bekàsıyla benim için lâyemut bir hakikat tahakkuk eder.
Zira “Benim mâhiyetim hem bâki, hem sermedî bir ismin gölgesi olur; daha
ölmez” diye şuur-u imanî ile takarrur eder.
Hem o şuur-u imanla
mahbub-u mutlak olan Kemâl-i Mutlakın varlığı bilinmekle, şedit ve fıtrî
olan muhabbet-i Zâtî tatmin edilir. Hem Bâki-i Sermedînin bekàsına
ve varlığına ait o şuur-u imanî ile kâinatın ve nev-i insanın kemâlâtı
bilinir ve bulunur. Ve kemâlâta karşı fıtrî meftuniyet, hadsiz elemlerden
kurtulup zevk ve lezzetini alır.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler:
1 : “Allah bize yeter; O ne güzel
vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
|
Lügatler
:
aşk-ı
bekà : sonsuzluk aşkı aynelyakîn : gözle görerek kesin bilgi
edinme bâki : devamlı, kalıcı, ölümsüz Bâki-i Sermedî
: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah Bâki-i Zülkemâl : sonsuz
kemâl sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah bekà :
devamlılık, kalıcılık bîhaber : habersiz cilve :
görüntü, yansıma devasız : çaresiz dîl :
gönül
elem : acı, keder envâr :
nurlar fena : gelip geçicilik, yok olma fıtrat :
yaratılış, mizaç fıtrî : doğal, yaratılıştan
gelen gaflet : Cenâb-ı Hakktan ve âhiretten habersiz olma,
dikkatsizlik
hadsiz : sınırsız hakikat : doğru,
gerçek hakkalyakîn : bizzat yaşayarak elde edilen kesin
bilgi icmâlen : kısaca, özetle îkan : delil ve ispat
üzerine inanma ilmelyakîn : kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer
bırakmayacak biçimde öğrenme imdad : yardım inkişaf
etmek : açığa çıkmak iz’an : şüpheden uzak, kesin şekilde
inanma Kâmil-i Mutlak : sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk
sahibi Allah kemâl : mükemmel ve kusursuz olma
kemâlât : mükemmel ve kusursuz
özellikler Kemâl-i Mutlak : tam ve sınırsız mükemmellik;
Allah kıymettar : kıymetli lâyemut :
ölümsüz mahbub : sevgili, sevilen mahbub-u mutlak :
sonsuz sevgili mahiyet : bir varlığın temel yapısı
meftuniyet : düşkünlük mertebe-i nuriye-i
hasbiye : “Hasbünâ"nın nurlu mertebesi meyusâne :
ümitsizce muhabbet-i fıtriye : yaratılıştan var olan muhabbet,
sevgi muhabbet-i Zâtî : Allah’ın kendi Zâtına karşı duyulan
sevgi mülk-ü ten : insan vücudu müteveccih : yönelik,
yönelmiş
nev-i
insan : insan türü, insanlık Rab : bütün varlıkları terbiye
eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah saadet :
mutluluk sermedî : daimî, sürekli sûret : biçim,
şekil şedit : şiddetli şuur-u imanî : imanî şuûr,
imana dayalı bilinç tafsilât : ayrıntılar tahakkuk
etmek : gerçekleşmek takarrur etmek : karar bulmak, sağlamca
yerleşmek Zât-ı Zülkemâl : sonsuz mükemmellik sahibi Zât,
Allah Zülcemâl : sonsuz güzellik sahibi olan Allah
|