Malumdur ki; ziyayı verenin ziyadar olması lazım, tenvir edenin nurani olması gerek, ihsan gınadan gelir, lütuf latiften zuhur eder. Madem öyledir; kâinata bu kadar hüsün ve cemal vermek ve mevcudata muhtelif kemalat vermek; ışık, güneşi gösterdiği gibi, bir cemal-i sermediyi gösterirler.
Madem mevcudat, zeminin yüzünde büyük bir nehir gibi kemalatın lem'alarıyla parlar geçer. O nehir, güneşin cilveleriyle parladığı gibi, şu seyl-i mevcudat dahi, hüsün ve cemal ve kemalin lem'alarıyla muvakkaten parlar gider. Arkalarından gelenler aynı parlamayı, aynı lem'aları gösterdiklerinden anlaşılıyor ki: Cereyan eden suyun kabarcıklarındaki cilveler, güzellikler, nasıl kendilerinden değil; belki bir güneşin ziyasının güzellikleri, cilveleridir. Öyle de: Şu seyl-i kâinattaki muvakkat parlayan mehasin ve kemalat, bir Şems-i Sermedi'nin lemaat-ı cemal-i esmasıdır.1
(1 : Evet, âyinelerin fâniliği ve mevcudatın zevâliyle beraber tecelliyâtın ve füyuzâtın devam etmesi, bütün zuhurattan daha zâhir bir surette, onlarda görünen cemâlin mazharlara ait olmadığına delâlet eder ve en fasih bir lisanla ve en vâzıh bir burhanla gösterir ki, o tecelliyat, Vâcibü’l-Vücudun ve Bâkî-i Vedûdun mücerred cemâlinin ve mazharlar üzerinde daimî yenilenen ihsânâtının cilveleridir.)
(Bediüzzaman Said Nursi – 32. Söz’den)
Lügatler
|
Âyine: ayna Bâki-i Vedûd :sonsuz sevgili Bürhan :güçlü delil, ispat vasıtası, sarsılmaz kanıt Cemâl: güzellik Cemal-i sermedi :devamlı ve sürekli güzellik Cereyan : akmak, gidiş, hareket, akış Cilve :görünüm, yansıma Daimî: devamlı, sürekli Delâlet : delil olmak, işaret etmek Fâni :ölümlü, gelip geçici, yok olan Fasih :açık, güzel, hatasız, anlaşılır Füyuzat :feyizler, manevi coşkular Hüsün: güzellik İhsan :iyilik, lütuf, bağışlamak, vermek İhsanat :iyilikler, lütuflar,bağışlar Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Kemâl :olgunluk, mükemmellik, fazilet Kemâlât :faziletler, iyilikler, mükemmellikler Lâtif :mülayim, yumuşak, güzel, hoş, nazik Lazım :lüzumlu, gerekli Lem’a :parıltı, parlamak Lemaat-ı cemal-i esma :isimlerin güzelliğinin parıltıları Lisan :dil, lehçe Lütuf :iyilik, ikram, bağış Malum :bilinen, belli olan
|
Mazhar :sahip olma, nâil olma, erişme Mehasin :güzellikler Mevcudat: varlıklar Muhtelif: çeşitli Muvakkaten :geçici olarak, devamlı olmadan Mücerred :saf, katışıksız, çıplak, yalın Nurani :nurlu, ışıklı, parlak Seyl-i kâinat : kâinatın akışı; bütün varlık âleminin değişip gelişmesi, bir hedef ve maksada doğru ilerlemesi Seyl-i mevcudat :varlıkların akışı Şems-i sermedi : Devamlı Güneş, bu tabir devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır Tecelliyat :yansıyanlar, gözükenler, belirenler Tenvir :aydınlatma Vâcib-ül Vücud :var olması mutlaka gerekli olan Vazıh :açık, besbelli Zâhir :aşikar, açık, görünen Zemin: yeryüzü Zeval :yok olmak, son bulmak, geçip gitme, yerinden ayrılıp gitmek Ziya :ışık, aydınlık, parlaklık Ziyadar :ışıklı Zuhur :meydana çıkmak, görünmek Zuhurat :görünmeler, meydana çıkmalar
|