Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi' ettik. Evet, şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rü'ya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider...
Kendine güvenen ve ebedi zanneden mağrur insan, zevale mahkûmdur. Sür'atle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise, zulümat-ı ademe sukut eder. Emeller bekasız, elemler ruhta baki kalır.
Madem hakikat böyledir; gel ey hayata çok müştak ve ömre çok talib ve dünyaya çok âşık ve hadsiz emeller ile ve elemler ile mübtela bedbaht nefsim! Uyan aklını başına al! Nasılki yıldız böceği, kendi ışıkçığına itimad eder. Gecenin hadsiz zulümatında kalır. Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, Güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder. Öyle de: Kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan; yıldız böceği gibi olursun. Eğer sen, fani vücudunu, o vücudu sana veren Halıkın yolunda feda etsen, bal arısı gibi olursun. Hadsiz bir nur-u vücud bulursun. Hem feda et. Çünki şu vücud, sende vedia ve emanettir.
Hem onun mülküdür. Hem o vermiştir. Öyle ise, minnet etmeyerek ve çekinmeyerek fena et, feda et; ta beka bulsun. Çünki nefy-i nefy, isbattır. Yani: Yok, yok ise; o vardır. Yok, yok olsa; var olur.
(Bediüzzaman Said Nursi – 17. Söz’den)
Lügatler
|
Bâki : devamlı, kalıcı, ölümsüz Bedbaht : talihsiz, şansız, kötü Beka :sonsuzluk, sonu olmamak Ebedi: sonsuz Elem :keder, üzüntü, acı Emanet :birisine koruması için teslim edilen şey Emel : arzu, istek Enaniyet :benlik, sadece kendine taraftarlık, kendine güvenmek Fâni :ölümlü, gelip geçici, yok olan Feda : her türlü zahmetlere göğüs gererek davasına sahip çıkmak Fenâ :yokluk, yok olmak, gelip geçicilik, ölüm, kötü Güzeran-ı hayat :hayatın geçip gitmesi Hadsiz : sayısız, sınırsız Hakikat: gerçek, doğru Halık :yaratıcı, yaratan(Allah) Hane-i insan :insanın evi, yuvası Hayat-ı dünyeviye :dünya hayatı İtimad etmek :inanmak, güvenmek Mağrur :gururlu, boş bir şeye güvenen, kibirli Mahkum :aleyhinde hüküm verilmiş olan Minnet :iyiliğe karşı duyulan teşekkür hissi, yapılan iyilikleri başa kakmak
|
Mübtela :dertli, hasta, başı sıkıntılı, rahatsız, tutkun, belalı Mülk :mal, sahip olunan şey Müşahede :gözlem Müştak :fazla istekli ve arzulu Nefis :insanın kendisi Nefy-i nefy :yokluğun yokluğu Nur-u vücud :varlığın nuru Sabit :duran, yerinde durup hareket etmeyen, doğruluğu ispat edilmiş olan Sukût :düşmek, yukarıdan aşağı doğru birden inivermek, alçalmak, değerini kaybetmek, bozulmak Sürat :hız Tâlib :istekli Vedia :emanet Vücud: beden, varlık, var olmak Zan :tahmin, kesin olmayan düşünce ve bilgi Zannetmek :sanmak, tahmin etmek Zayi :yitik, zarar, ziyan, kayıp, elden çıkan Zeval :yok olmak, son bulmak, geçip gitme, yerinden ayrılıp gitmek Ziya :ışık, aydınlık, parlaklık Zulümat :karanlıklar, dinsizlik ve zulüm devri Zulümat-ı adem :yokluğun karanlığı
|