|
Ey vesveseli
arkadaş! Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et. Ve bütün bu şehrin
ziynetlerine bak. Ve bütün bu memleketin tanzimatını gör. Ve bütün bu
âlemin san’atlarını tefekkür et.
İşte, bak: Eğer nihayetsiz
mu’cizeleri ve hünerleri olan gizli bir zâtın kalemi işlemezse, bu
nakışları sair şuursuz sebeplere, kör tesadüfe, sağır tabiata verilse, o
vakit, ya bu memleketin herbir taşı, herbir otu öyle mu’ciznümâ nakkaş,
öyle bir harikulâde kâtip olması lâzım gelir ki, bir harfte bin kitabı
yazabilsin, bir nakışta milyonlar san’atı derc edebilsin. Çünkü, bak bu
taşlardaki nakşa: (HAŞİYE 1) Herbirisinde bütün sarayın nakışları var,
bütün şehrin tanzimat kanunları var, bütün memleketin teşkilât programları
var. Demek bu nakışları yapmak, bütün memleketi yapmak kadar hârikadır.
Öyle ise, herbir nakış, herbir san’at, o gizli zâtın bir ilânnâmesidir,
bir hâtemidir.
Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz.
San’atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte
koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi
kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?
ALTINCI
BURHAN Gel, bu geniş ovaya çıkacağız. (HAŞİYE 2) İşte, o ova içinde
yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız, tâ bütün etrafı görülsün. Hem
herşeyi yakınlaştıracak güzel dürbünleri de beraber alacağız. Çünkü bu
acip memlekette acip işler oluyor. Her saatte, hiç aklımıza gelmeyen işler
oluyor.
İşte, bak: Bu dağlar ve ovalar ve şehirler, birden
değişiyor. Hem nasıl değişiyor! Öyle bir tarzda ki, milyonlarla birbiri
içinde işler, gayet muntazam surette değişiyor. Adeta milyonlar mütenevvi
kumaşlar birbiri içinde beraber dokunuyor gibi, pek acip tahavvülât
oluyor.
Bak, o kadar ünsiyet ettiğimiz ve tanıdığımız çiçekli
miçekli şeyler kayboldular.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
(HAŞİYE 1) : HAŞİYE 1 Şecere-i hilkatin meyvesi olan
insana ve kendi ağacının programını ve fihristesini taşıyan meyveye
işarettir. Zira, kalem-i kudret, âlemin kitab-ı kebirinde ne yazmışsa,
icmâlini mahiyet-i insaniyede yazmıştır. Kalem-i kader, dağ gibi bir
ağaçta ne yazmışsa, tırnak gibi meyvesinde dahi derc etmiştir.
(HAŞİYE 2) : HAŞİYE 2 Bahar ve yaz mevsiminde zeminin yüzüne
işarettir. Zira yüz binler muhtelif mahlûkatın taifeleri birbiri içinde
beraber icad edilir, rû-yi zeminde yazılır. Galatsız, kusursuz, kemâl-i
intizamla değiştirilir. Binler sofra-i Rahmân açılır, kaldırılır, taze
taze gelir. Herbir ağaç birer tablacı, herbir bostan birer kazan hükmüne
geçer.
|
Lügatler
:
acip : şaşırtıcı, hayret verici âlem :
kâinat, evren derc etmek : içine yerleştirmek galatsız
: hatasız, yanlışsız harikulâde : olağanüstü haşiye :
dipnot, açıklayıcı not hatem : mühür, damga icad : var
etme, yaratma icmâl : özet ilânnâme :
duyuru kalem-i kader : kader kalemi kalem-i kudret :
Allah’ın kudret kalemi kâtip : yazıcı, yazan kemâl-i
intizam : kusursuz derecede düzenlilik kitab-ı kebir : büyük
kitap, kâinat mahiyet-i insaniye : insanın mahiyeti, iç yüzü,
esası mahlûkat : yaratıklar mu’cize : bir benzerini
yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü
şey mu’ciznümâ : mu’cize gösteren muhtelif :
çeşitli muntazam : düzenli mütenevvi :
çeşitli nakkaş : nakış ustası nihayetsiz :
sonsuz rû-yi zemin : yeryüzü sair :
diğer sofra-ı Rahmân : Allah’ın sınırsız rahmetiyle kulları
önüne serdiği sofra şecere-i hilkat : yaratılış
ağacı şuursuz : bilinçsiz, akılsız tabiat : doğa,
canlı cansız varlıklar; maddî âlem tablacı : yiyecek
sunan tahavvülât : değişiklikler taife :
topluluk tanzimat : düzenlemeler tefekkür :
düşünme teşkilât : yapı, kuruluş ünsiyet etmek :
alışmak zemin : yer ziynet : süs
|