M. Fethullah Gülen Hocaefendi ve Dua Ufku
Selman ÜNLÜ
--------------------------------------------------------------------------------
Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in dua ikliminden bahsederken şöyle diyor:
Gece-gündüz münacaat ve inleme içinde geçen bir ömür görmek isteyen,
Resûlullah'ın hayatına baksın! Baksın ve insanlık, duânın ne demek olduğunu,
duâ etmenin âdâbını ve duânın, insana maddî-manevî kazandırdıklarını görsün,
görsün ve ibret alsın.
Allah Resûlü, duâlarını hayatının içine paylaştırmış ve hep bu nurdan
kristaller üzerinde yürümüştür. Duâ, O'nun dudaklarından eksik olmayan
virdi, gönlünde tütüp duran âh u efganıydı. O, bir an dahi duâsız olmamış,
dudaklarını ıslatan bu kevser dolu kadeh, hiçbir zaman elinden düşmemişti.
Aksiyon adamıydı, muhakeme insanıydı; fakat ibadet ve duâda da eşi-menendi
yoktu.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'i bize böyle anlatan Muhterem M. Fethullah
Gülen'in kendisinin de herhalde başka türlü olması beklenemez. Onu yakından
tanıyanların anlattığına göre o; gece-gündüz münâcaatla inleyen,
dudaklarından duanın eksik olmadığı örnek bir insandır.
Ona göre "Duâ, bir ibadettir, duâ kulluğun özüdür, duâ Rabb'e dönüş ve
yönelişin adıdır. Kulluktan bahsedilen bir yerde, duâdan bahsetmemek mümkün
değildir. Zaten, Allah (cc) da “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var!”
(Furkan, 25/77) buyurmuyor mu? ve “Duâ edin kabul edeyim.” (Mü'min, 40/60)
diyen de bizzat Kendisi değil mi?
"Duâ, Allah (c.c.) ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Başka bir ifade
ile, kulun düşüncesinin Rabb'e takdim edilmesi şeklidir duâ. Kul
erişemeyeceği ve iktidarıyla elde edemeyeceği her şeyini, mutlak iktidar
sahibi olan Kadîr-i Mutlak'tan ister; işte bu isteğin adıdır duâ. O,
helezonlar hâlinde kuldan Rabb'e yücelen tatlı bir nağmedir ta Arş'a
kadar..."
Hocaefendi, duaya ciddî bir şekilde inanan ve hayatının her anında yaşayan
bir insandır. Onun her anının dua ile içice olduğunu gösteren hâdiselerden
birisi şöyledir: "... İşte, iki büklüm koltuğundan kalkıyor. Odasına
girecek.. kapı koluna tutunuyor, başını duvara koyuyor, bir kere daha o
neş'eli çocuklara bakıyor.. "Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin
şu mahlûkun ve masnûun ve abdin, hem âsî, hem âciz, hem gafil, hem cahil,
hem alîl, hem zelil, hem müsi', hem musin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış
bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedâmet edip Senin dergâhına avdet
etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatını
itiraf ediyor." cümlelerini söylüyor; söylerken de bir çocuk masumiyetiyle
ağlıyor, gözyaşlarını gizleyebileceği yere, odasına giriyor." (Kırık Testi,.
s.19)
"DUA UFKU"
Hayatında duaya büyük önem veren Hocaefendi, Peygamber Efendimiz
aleyhisselâm'ın öğrettiği dualarla dua etme üzerinde özellikle durmaktadır.
Kendisi bu dualarla dua ettiği gibi, başkaları da bu dualardan istifade
etsin diye, Efendimizden rivayet edilen duaları,
"Mecmuatü'l-Ed'iyyeti'l-Me'sûre" isimli bir kitapta bir araya toplamıştır.
Defalarca baskı yapan bu dua kitabına bakanlar da göreceklerdir ki, duâda
dahi Allah Resûlü'ne ulaşmak mümkün değildir. Sanki O, hayatının her ânını
duâ ile geçirmiş gibidir. Bir insan, başka hiçbir iş yapmasa ve sadece duâ
etse, onun bir ömrü dolduran duâsı, ancak Allah Resûlü'nden mervî duâlar
kadar olabilir. Hocaefendi, Peygamber Efendimiz'in dua yanını dikkat
nazarımıza vererek, bizi duada da O'na benzemeye teşvik etmektedir.
Kur’ân, Bir Dua Mecmuasıdır
Öncelikli okunacak duaların başında, Kur’ân'da zikredilen duaların olması
gerektiğini söyleyen Hocaefendi, Kur’ân'ı açık-kapalı, doğrudan doğruya ve
dolaylı olarak bir dua mecmuasına benzetmektedir. Daha sonra da Kur’ân'da
zikredilen dua âyetlerine misaller vermektedir. (Sızıntı, "Dua Zamanı" 1,
Kasım 2002)
Dua, Tazarru ve Niyaz Sultanı Efendimiz (s.a.s.)
Dua ederken, Kur’ân'daki dualardan sonra ikinci sırada tercih edeceğimiz
dualar; Peygamber Efendimiz aleyhisselâmın hadislerinde rivayet edilen
dualardır. Çünkü dua, tazarru ve niyaz sultanı Efendimiz'in hayat-ı
seniyyeleri, âdeta bir yalvarış ve yakarış dantelâsı mahiyetindedir. (a.y.)
Dua, Hem Bir Miraç, Hem de Bir Paratonerdir
Muhterem Gülen, duayı hem bir miraca, hem de bir paratonere benzetmektedir.
Zira insan dua ile merdiven merdiven Hakk'a yücelir. Ayrıca dua, Allah'ın
gazabını ve öfkesini def edecek müessir bir ubûdiyettir. (Sonsuz Nur, 2/502)
Allah'tan Öncelikle Ne İstemeli
Çoklarımız dua ederken hakkımızda hayırlı mıdır, değil midir bilmeden bir
şeyler isteriz. Hocaefendi'ye göre doğru olan, "hakkımızda hayırlı ise ver"
demek ve Allah'tan rızâsı istikametindeki işlerde bizleri muvaffak kılması
için dua etmektir. Ayrıca, ihlas ve yakîn isteme de katiyyen ihmal
edilmemelidir. Hocaefendi, "Duada 'Yâ Rabb! Bunu ver, bunu ver" mi
demelidir?" şeklinde sorulan bir soruya verdiği cevapta bu konuyu geniş bir
şekilde ele almaktadır. (Fasıldan Fasıla, 1/54, 91)
Zikir ve Dualarda Öncelikli Olanlar
Hocaefendiye göre, Allah'ı zikir, evrâd u ezkâr ve dualarda öncelikle
okunması gerekenler; Kur’ân'da ve Sevgili Peygamberimiz aleyhissalât u
vesselâm'ın duaları arasında zikredilen dualardır. Zira Kur'ân-ı Kerîm'in
duâ mevzûu üzerinde ısrarla durması ve yapılacak duâları Efendimiz'e bizzat
ta'lim buyurması, mes'elenin ehemmiyetini göstermesi bakımından çok
önemlidir. Bize istemeyi veren Zât, o duâlarda nasıl isteyeceğimizi de
öğretmektedir. Kendisine en güzel ve en müessir duâlar öğretilen de, hiç
şüphesiz Allah Resûlü'dür. Zira, duâ ile kapısı çalınan Zât'ı en iyi bilip
tanıyan O'dur. (Sonsuz Nur, 2,502; Kırık Testi, s.380)
Me'sur Duaların Hedef Tayin Ediciliği
Kur’ân ve hadîs-i şeriflerde bizlere nasıl dua edeceğimiz öğretildiği gibi,
Hocaefendi'ye göre bu duaların bize bakan iki önemli yönü vardır: "1. Bu
dualar, mü'minlere hedef tayin eder. 2. Gösterilen bu hedefe yürümek için
tazarru ve niyazın yanında iradeleri devreye sokarak bi'l-fiil çalışmamız
gerekir..." (Fasıldan Fasıla, 3/61)
Allah Rasûlü'nün Öğretme Makamında Yaptığı Dualar
Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm'ın bazı duaları vardır ki, yanlış
anlamalara sebebiyet verebilir; meselâ O'nun (s.a.s.), küfürden sabah-akşam
Allah'a sığınması gibi. Aslında O'nun böyle bir şeyden korkmaması gerekir,
çünkü peygamberler korunmuşlardır. Öyleyse bu ve benzeri duaları nasıl
anlamak gerekir? Bu konuda Hocaefendi önemli izahlarda bulunmaktadır. (Kırık
Testi, s.145)
Fiilî ve Kavlî Duâ ile Cenâb-ı Hakk'a (c.c.) İlticâ
Bir yönüyle duâ, fiilî ve kavlî olmak üzere iki şekildedir. Hocaefendi'ye
göre, fiilî duâ yapılacak, yani, sebepler dairesinde elden geldiğince
sebeplere riayet edilecek, sonra da kavlî duâ için eller açılacaktır. O,
duanın bu iki çeşidini misalleriyle geniş bir şekilde anlatır. (İnancın
Gölgesinde, 1/163)
Hâlî Dua
Hocaefendi, fiilî ve kavlî duadan başka bir de hâlî duadan bahseder. Bu
çeşit duada kul, sadece halini Rabbine arzeder ve O'ndan çoğu zaman hiçbir
şey istemez. Çünkü kul bilir ki, Rabbi onun her haline nigehbandır. ("Dua",
Sızıntı, Nisan 2000; Sonsuz Nur, 2/502)
Her Duaya Cevap Var, Ama...
Dua eden herkes, istediği şeyin kendisine hemen ve istediği gibi verilmesini
ister. Fakat Allah Teâlâ, kullarına çok şefkat ve merhametli olduğu için,
istedikleri şeyleri belki hemen ve istedikleri gibi vermez de, onlar için
daha hayırlı bir zamanda ve daha hayırlı olacak bir şekilde verir. Bu
bakımdan bize düşen şey, hakkımızda hayırlı olanı istemektir ve sadakatla
O'nun kapısından ayrılmamaktır. ("Dua", Sızıntı, Nisan 2000; İnancın
Gölgesinde, 1/163; Fasıldan Fasıla, 3/146; Sonsuz Nur, 2/502)
Duada İhlâs
Kul olarak ibadetlerimizi, riyadan uzak ve ihlasla yapmak mecburiyetindeyiz.
Fakat maalesef bunu her zaman hakkıyla başaramayız. Dua da, riya, sum'a gibi
duygulardan uzak, ihlas ve samimiyet içinde yapmamız gereken bir ibadet
türüdür. Böyle yapılan dua, insanda meyelân-ı hayra kuvvet verir. İnsan, ilk
zamanlar ihlâs ile duaya muvaffak olamasa bile, zorlamayla, zamanla bu
noktayı yakalayabilir.(Prizma, 1/170)
Duada Israr
Kur’ân'a göre insan aceleci yaratılmıştır. Aynı şekilde dualarının kabulünde
de acele ederek, dua ettiği şeyin hemen yerine gelmesini ister, istediği şey
olmayınca da duadan vazgeçer. İşte bu noktada Hocaefendi, duada ısrar
edilmesini, hattâ bazı şeyler için otuz-kırk sene bıkıp usanmadan dua
edilmesini tavsiye eder: "O'nu anarken kendimize göre değil, O'nun
büyüklüğüne, enginliğine göre anmak için kendimizi zorlamalıyız. Otuz sene,
kırk sene demeden ısrarlı olmalıyız. Kendi darlığımızla değil, o tecellî-yi
ilahîyi kendi enginliği içinde anlamalıyız." (Kırık Testi, s.44) Ayrıca,
duaya riya, süm'a ve benzeri duygu ve düşünceler asla karışmamalıdır.
(a.g.e., s: 164)
Rica ederim, biz O'nun kapısında sular gibi çağladık, Eyyub Nebi gibi
ağladık da kapı açılmadı mı, yüzümüze bakılmadı mı? Gönlümüzden bir yanık
kokusu yayıldı da "bu da nedir?" diye sorulmadı mı?" Ben İslâm dünyasında
O'na ilticayı görmüyorum; ama, belki de ben göremiyorumdur; belki dertliler,
yüreği çatlarcasına O'na el açanlar vardır da ben göremiyorum..." (Kırık
Testi, s.279)
Aslolan Tazarrudur, Şekle Takılıp Kalmamalı
İslâm âlimleri duanın kabul şartlarını sayarken, genellikle, duanın kabul
edileceğine inanarak dua etmek gerektiğini söylemişlerdir. Muhterem Gülen de
bu konuda şöyle demektedir: "Duada esas olan onun kabulüne inanmak ve
güvenmektir. Duada elleri açmak bir yana, insan asıl gönlünü açmalıdır."
(Kırık Testi, s.28) "Bu arada, el kaldırma, kıbleye dönme, dilenciliğimizi
ve üst elin üstünlüğünü hatırlamak içindir. Yoksa asıl olan içteki
tazarrudur. Gel gör ki, bizler şekle takılıp kalmışız." (Fasıldan Fasıla,
1,79)
Şuurlu Dua Etmek ve Heyecan
Kur’ân okurken, evrâd u ezkâr ve dua ile meşgul olurken, önemli olan bunları
şuurlu yapmaktır. Her kelimeyi duya duya okuma, kendimizi verebilmedir.
Fakat bununla beraber, bunda muvaffak olamadım diye bırakmama da önemlidir.
Zira şeytan, bizim ne Kur’ân okumamızı ister, ne de dua etmemizi. Ama
şeytanın bütün kötü telkinlerine rağmen biz devam edersek, bu defa da bizi
okurken meşgul eder, aklımıza hayalimize gelmeyecek şeyleri hatırlatır. Biz
de bu işi şuurlu yapamıyoruz diye bırakırsak, şeytanın oyununa gelmiş
oluruz. (Kırık Testi, s.45)
Dua ve Evrâd ü Ezkârda Paylaşım
Hocaefendi, Müslümanlar arasında çok yaygın olmayan bir hususun üzerinde
duruyor ve tavsiyede bulunuyor:
Birbirini tanıyan, bilen insanlar değişik gruplar halinde dua okuyabilirler.
Meselâ, Büyük Cevşen'i birkaç kişi paylaşıp okuyabilir. Paylaşıldıktan sonra
artık her insanın kendisine ayrılan bölümü okuması onun için gerekli olur.
Yani "Allah'ı anma, zikretme hususunda ben her gün şu kadar bir şey
yapacağım." diyen insan, üzerine bir sorumluluk almış olur ve bu sorumluluğu
yerine getirmesi artık zarurîdir. İsteyenler Büyük Cevşen dediğimiz hizbi
baştan sona kadar kendi başlarına da okuyabilirler. Fakat, bir heyet halinde
okuyunca, herkesin defter-i a'mâline o okumanın bütününden hâsıl olan sevap
yazılır. Hakikî şahs-ı mânevî teşekkül edince herkes, bütünün okuduğu kadar
okumuş olur..." (Kırık Testi, s.164)
Cemaatle ve Izdırapla Yapılan Dualar
Herkes yaptığı duanın kabul edilmesini ister. Fakat duaların kabul edilmesi
için bazı şartlar vardır. Dua ile ilgili kitaplarda bunlar tafsilatıyla
zikredilir. Muhterem Gülen, duanın kabul şartlarından birisinin de cemaatle
yapılan dualar olduğunu söylüyor. Birçok insan, genellikle sadece
Müslümanların yaptığı duaların kabul edildiğini düşünür. Ama Hocaefendiye
göre, ehl-i dalâlet bile cemaat halinde dua etse, Allah onların da dualarını
kabul eder.
Hocaefendi, bu noktada cami cemaatinin, bazen birlikte dua etmelerini
tavsiye eder. Çünkü birlikte yapılan dualar, kabûle karindir: "Bazen de,
meselâ aynı camide namaz kılan insanlar birbirlerine 'Gelin selef-i
salihînden rivayet edilen şu duaları okuyalım. Meselâ, bir gece kalkalım,
iki-üç saat sürse de 19 defa Fetih Sûresini okuyalım.' diyebilirler. Ama
herkes içinden gelerek katılmalıdır böyle bir dua şirketine. Fırlamalı,
kalkmalı yerinden.. bir hâcet namazı kılmalı, Büyük Cevşen'i, Evrâd-ı
Kudsiye'yi, Sekîne'yi... okumalı.. arkadaşlarıyla beraber on beş yirmi
dakika okuyorsa, sonra da kimsenin görmeyeceği, aklına herhangi bir
mülâhazanın gelmeyeceği bir yere gitmeli, bir yarım saat de orada okumalı."
(Kırık Testi, s.164, 279)
Duaların kabul edilmesinde önemli sebeplerden birisi de, ızdıraptır. Gülen'e
göre, muzdaribin yaptığı duaya, bazen mübarek yerlerde yapılan dualar bile
yetişemez. (İnancın Gölgesinde, 2/173; Sonsuz Nur, 2/227)
Müslümanların Birbirlerine Dua Etmeleri
Hocaefendi, Müslümanların birbirlerine dua etmelerini tavsiye etmekte,
kendisinin de her gün dua ettiğini söylemektedir. Ayrıca bunu söylerken, hem
kendimiz, hem de onlar için ne istememiz gerektiğini de öğretmektedir.
Değişik hususlarda olduğu gibi, söylediği şeyi önce kendi nefsinde yapmakta,
daha sonra başkalarına da tavsiye etmektedir. (a.g.e., s.181)
Kur'ân Hizmetinde Bulunan Herkese Dua Etme
Muhterem Gülen, Kur’ân hizmetinde bulunan herkese; kadın-erkek, çoluk-çocuk,
genç-ihtiyar, esnaf-memur, tüccar-talebe, hatta toplumun bütün katmanlarını
tek tek sayarak dua ettiğini, dua ederken de hiçbir kesimi dışarıda
bırakmamaya özen gösterdiğini, yer yer, zaman zaman, belde belde, ülke ülke,
isimler zikrettiğini söylüyor. Tabii böyle dua etmeyi de herkese tavsiye
ediyor. (Fasıldan Fasıla, 3/153)
Dua Âdâbı
Belki herkes kendine göre dua eder. Ama duada usûl, edep nedir çoğumuz
bilmeyiz. Onun için hem Kur’ân, hem de hadîs-i şeriflerde bize nasıl dua
edeceğimiz misalleriyle öğretilmiştir. Hocaefendi de, bazı yazılarında bu
edebi talim etmektedir. Bu çerçevede, duaya başlar başlamaz hemen Allah'tan
bir şeyler istemeye geçmemeli, önce Allah'ın bize verdiği nimetleri birer
birer saymalı, ardından günahlarımızı itiraf edip, istiğfarda bulunmalı,
kapısına geldiğimizi, başka gidilecek kapının olmadığın dile getirmeli... ve
daha sonra isteyeceğimiz şeyleri istemeliyiz. ("Dua", Sızıntı, Nisan 2000;
"Münacat Yerine", Sızıntı, Haziran 2001)
Duada Tevessül ve Dikkat Edilmesi Gereken Husus
İslâm âlimleri arasında bazıları tevessülü kabul etmez ve onun bir nevi şirk
olduğunu söylerler. Hocaefendi, bu münasebetle sorulan bir soruya cevap
verirken, tevessülün câiz olduğunu kabul etmekle birlikte, bu konuda dua
ederken de çok dikkatli davranılması gerektiği hususuna parmak basar. Çünkü
bu hususta ciddî hatalar yapılmaktadır. (Asrın Getirdiği Tereddütler, 4/16)
Dua Vakti Olarak Yağmur ve En Önemli Dua
Hocaefendi, sohbetlerde sözün dönüp dolaşıp yine Allah'a gelmesini ister.
Meselâ, dışarıda yağmur yağıyor. Herkes çok değişik tedaîler içine
girebilir. Ama onun düşüncelerinden geçen şey ise; yağmur, insanımızın
ifadesiyle rahmet'tir. Rahmet'in yere indiği an ki, hadis-i şeriflerden
bildiğimize göre her bir yağmur tanesini bir melek indirmektedir. İşte böyle
bir ânı, duaların kabul edildiği ânı değerlendirip dua etme. Bir diğer
önemli şey ise, kendimiz için mal, mülk, çoluk-çocuk vs. isteme değil, en
önemli şeyi isteme. Nedir o? Allah'ın Yüce adının dünyanın dört bir
tarafında duyulması. (a.g.e., s.177)
Dua Vakti Geceler
Dinimizin güzelliklerinden birisi de, isteyen istediği yerde ve zamanda,
istediği şekilde dua edebilir. Fakat âlimlerimiz, Kur’ân ve hadislerden
hareketle duanın kabûle karîn olduğu zamanlar içinde özellikle geceleri
birinci sırada sayarlar. Muhterem Gülen de, geceleri vâridata açık yamaçlar
olarak ve yapılan duaları da Dost'a kavuşma veya dostla halvet vesilesi ve
şekli olarak görür. ("Dua ve Yarakıştaki Güç", Zamanın Altın Dilimi, s. 71)
Duanın Kabul Vakitleri
Duanın kabul edileceği ümit edilen vakitler sadece geceler değildir. Bunlara
ilaveten Hocaefendi, başka vakitler de saymaktadır. ("Dua Zamanı 1",
Sızıntı, Kasım 2002)
Duanın Dünyevî Faydaları
Dünya, hizmet yeri, âhiret de mükâfat yeridir. Onun için bu dünyada ibadet
ederiz ve mükâfatımızı âhirette alacağımıza inanırız. Aslında, ibadetin özü
olan dua için de aynı şey geçerlidir. Fakat Allah'ın bir lütfu olarak
dualarımızın, dünyada da bir takım faydalarını görebiliriz. Hocaefendi'ye
göre duanın dünyamıza bakan bir takım mânevî faydaları da vardır. ("Dua ve
Yakarıştaki Güç," Zamanın Altın Dilimi, s. 71)
Dua ve Maddî Hastalıkların İyileşmesi
Maddî hastalıkların, dua ile iyileşip iyileşmeyeceği tartışılmaktadır.
Bazılarına göre dua ile hastalıkların iyileşmesi mümkün değildir, böyle bir
şey olamaz. Fakat bizzat Kur’ân, mü'minler için şifa olduğunu beyan
etmektedir. Hadis-i şeriflerde de Efendimiz aleyhisselâm, hem kendi
hastalıkları için dua ediyor, hem de hasta olan ashâbına dua öğretiyor.
Ayrıca sahabeleri arasında, dua ile iyileşenleri görüyoruz. Bütün bunlardan
hareketle muhterem Gülen de, dua ile bazı hastalıkların iyileşebileceğini,
özellikle hastanın psikolojik durumunun dua ile düzeleceğini, moral
bulacağını, bunun da hastalığına müspet yönde tesir edeceğini belirtiyor.
Fakat denge insanı olan Hocaefendi, sebepler dünyasında yaşadığımızı
özellikle vurgulayarak, doktora gitmenize ve ilaç kullanmanıza lüzum yok,
dua edin geçer de demiyor. Kendisi de hastalıkları için dua dua yalvardığı
ve başkasından dua talep ettiği gibi, hem doktora gidiyor, hem de ilaç
kullanıyor. Zira ona göre, doktorların müdahaleleri ve ilaç kullanma ile dua
etme birbirine aykırı olmayıp, birbirini tamamlayan unsurlardır; hattâ
doktora gidip ilaç kullanma da fiilî bir duadır. (Prizma, 2/109, 116)
Dua ve Psikolojik-Nörolojik-Psikiyatrik Hastalıklar
Maddî hastalıklar bile bazen dua ile iyileşiyorsa, elbette ki psikolojik
hastalıklar da dualarla iyileşir. Özellikle sar'a ve cinlerin musallat
olduğu bazı hastalıklarda duanın tesiri büyüktür. Bu hususta Hocaefendi,
ileriye yönelik bazı hedefler göstererek, mânevî hastalıkların tedavisinde
duanın önemine dikkat çekmektedir.(İnancın Gölgesinde,1,153, 159-162)
Bu noktada, cinler hastalığa sebep olabilirler mi gibi bir soru akla
gelebilir. Bu hususta da Hocaefendi'nin söyledikleri gerçekten önemlidir.
(İnancın Gölgesinde, 1/159-162)
Şeytanlardan Korunma ve Dua
Şeytanların da şerrinden korunmak için dua en büyük dayanaklarımızdandır.
Hocaefendi, Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) öğrettiği dualarla şeytanların
şerrinden ve vesveselerinden korunabileceğimizi söylemektedir. (Prizma,
1/159; Fasıldan Fasıla, 2/335)
Duanın Belâları Geri Çevirmesi
Hakkında hüküm verilmiş ve gelmekte olan belâlar, duruma göre sadaka ve dua
ile geri çevrilebilir. Bunlar, tabiî ki, Levh-i Mahfuz'a değil, Levh-ı Mahv
ve İspat'a ait hükümlerdir. Biz, zamanın hakikatı olan bu "Levh"de
yaşadığımız için, sadaka ve dualarla gelmekte olan belâlaları savabiliriz.
(Prizma, 2/109)
Herkesin Günlük Evrad u Ezkârı Olmalı
"...Netice itibariyle, bir kere daha hatırlatmalıyım ki; mutlaka herkesin
evrâd u ezkâra ayıracağı bir zamanı olmalı ve o, bu konuda hiçbir mazeret
ileri sürmemelidir." (Fasıldan Fasıla, 3/25)
Dinî Heyecanın Devamı ve Evrâd u Ezkâr
Bir Müslüman'ın dinî hayatının canlı ve zinde kalması, şevk ve heyecanını
yitirmemesi için evrâd u ezkâr çok önemlidir. Yoksa insan zamanla
inhiraflara, sürçüp düşmelere maruz kalıp ayağı kayabilir. İşte bu noktada
Muhterem Gülen, Kur’ân, Peygamber Efendimiz ve Selef-i sâlihin'den
öğrendiğimizi duaları okumamızı salıklıyor. (a.g.e., s.177)
Evrâd ü Ezkârın Terki Ciddî Zaafa Sebeptir
Allah'ı zikir ve O'na dua edip yalvarma, önemine binaen, Hocaefendi
tarafından hemen her ibadetin damarlarında cereyan eden kan'a benzetilir.
Kansız insanın yaşaması mümkün olmadığı gibi, evrâd u ezkârsız ve duasız da
yaşamak mümkün değildir. Yoksa, insanın mânevî ve ruhî hayatında ciddi
zaaflar meydana gelir ve Allah ile münasebetlerinde gevşeme olur. (a.g.e.,
s.376)
En Namüsait Anlarda Bile Evrâdı Terketmeme
Hocaefendi, Hz. Ali efendimizin Nehrevan savaşı günü bile günlük evrâdını
terk etmediği hatırlatarak, en zor şartlarda bile evrâd u ezkârın
bırakılmaması üzerinde ısrarla durur. (a.g.e., s.174)
Üstad ve Evrâd u Ezkâr
Hocaefendi, başta Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm olmak üzere, O'nun
sahabesi ve daha sonraki asırlarda gelen selef-i salihînin en zor şartlarda
bile evrâd u ezkâr ve dualarını terketmediklerini söylerken, bu büyük
zatlara misal olarak asrımızdan da Üstad Bedîüzzaman'ı zikreder. Zikreder
de, onun evrâd u ezkâr ve dua ile ne kadar meşgul olduğunu âdeta bir manzara
halinde gözlerimizin önünde canlandırır. (a.g.e., s.376)
Tebliğ ve İrşadda Müessiriyet ve Evrâd u Ezkâr Münasebeti
Bazı insanlar, gece-gündüz Allah'ın dinini anlatmakla meşgul olduklarını ve
evrâd u ezkâra yeterince veya hiç vakit bulamadıklarını söyler ve bu
tembelliklerine mâzeret olarak da yaptıkları hizmetleri gösterirler. Böyle
kimseler, belki kendilerine göre haklı olabilirler. Fakat Hocaefendi, böyle
kimselerin yaptıkları işte muvaffak olabilmelerinin, onların evrâd u ezkârda
kusur yapmamalarına bağlı olduğu görüşündedir. Çünkü ona göre, tebliğ ve
irşad ne kadar önemliyse, onda müessir olmak ve yapılan işin bereketli
olması için evrâd u ezkâr ve dua da o kadar önemlidir. Her hususta
rehberimiz olan Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu meselede de hüsn-ü
misaldir. (a.g.e., s. 377-380; İrşad Ekseni, s. 150)
Hocaefendi'nin Dünyası ve Beddua
Hocaefendi'nin temel düşünce yapısı ve karakteri itibariyle, onun dünyasında
tel'in ve bedduaya yer yoktur. Bu sebeple o, inanmayanlar için hidayet,
inananlar için istikamet diler. Ona göre, insanın iyiliğine yapılan dua,
kabul görmesi açısından bedduadan daha üstündür. Dolayısıyla o, kendisine
zulmedenlerin, hidayete ulaşmaları halinde bütün haklarını hemen helâl
edeceğini söyler. Ayrıca yapılan zulüm, tahkir ve tezyifler, bizzat
Müslümanların şahıslarına ise, elden geldiğince affedici olmalı; yok
doğrudan dine ve Müslümanlara dinlerinden dolayı ise, bir de bu zulüm ve
tahkirler, Müslümanlara ve dine hücumu âdeta meslek edinmişlerden geliyor ve
böylelerinin artık imana kabiliyetleri de görünmüyorsa, bu takdirde Allah'a
havale edilmelidirler. (Yeşeren Düşünceler, s. 1-6; Prizma, 2/128)
Son Söz
Hocaefendi'nin dua yönünü gereğince anlamaktan ve anlatılan hakikatleri
azamî derecede değerlendirmekten cidden âciziz. Dolayısıyla bu kısa
çalışmamız, onun, kalp ve ruh hayatı, zühdü, takvası ve de dua dünyası adına
olsa olsa küçük bir ayna olabilir. Daha fazla istifade için, bu çalışmada
zikrettiğimiz kaynaklara bakılmalıdır.
Bu yazı Yeni Ümit Dergisi internet sitesinden alınmıştır.
http://www
_________________________________________________________________
Windows Live Messenger'ın en son sürümünü ŞİMDİ indir!
http://get.live.com/tr-tr/messenger/overview