Ey Mutasarrıf-ı Fa'al ve ey Feyyaz-ı Müteal! Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra'd, rüzgar, yağmur; birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirine muhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler. Hem koca fezayı mahşer-i acaib yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltan rububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunla zemin bahçesini sulattırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeye şümulüne şehadet ettikleri gibi; umum zemine ve bütün mahlukata cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hakimiyetinin hadsiz genişliklerine ve herşeye yetişmelerine delalet eder. Hem fezadaki hava, o kadar hakimane vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadar alimane faidelerde istimal olunur ki; herşeye ihata eden bir ilim ve herşeye şamil bir hikmet olmazsa, o istimal, o istihdam olamaz.
(Bediüzzaman Said Nursi - 3. Şua'dan)
Lügatler
|
Alimane : bilir gibi Azamet : büyüklük Berk : şimşek Cevv : gök boşluğu Delalet : delil olmak Faide : fayda Feyyâz-ı Müteal :Çok feyz ve bereket veren Feza :gökyüzü, gök Hadsiz : sayısız, sınırsız Hakimane : hikmetli, gizli sırlı Hakimiyet : hükümdarlık Haşmet :büyüklük, heybet Haysiyet : itibar, değer, kıymet Heyet-i mecmua :birlik oluşturanların tamamı Hikmet: eşyanın halleri ve iç-dış durumlarından bahseden ilim İhata : kuşatma, kapsama İsti’mal : kullanılma İstihdam:Hizmet ettirilme Keyfiyet : bir şeyin esası, içyüzü
|
Kudret : güç, kuvvet Mahiyet : asıl,esas Mahlukat :yaratılmışlar, yaratıklar Mahşer-i acaib : herkesi hayrete sevkeden toplanma yeri Muhalif :zıt, karşı Mutasarrıf-ı fa’al : işlerinde dilediği gibi davranan, tasarrufta bulunan Ra’d : gök gürültüsü Rububiyet : Rablık, terbiye edicilik, yaratılmışlara muhtaç olduğu her şeyi vermek Şamil : şumullü, kapsayıcı Şehadet : şahitlik, tanıklık Şümul : kapsama, kuşatma Tasarruf etmek : dilediği gibi, dilediği yerde ve şekilde kullanmak Umum : bütün,tüm, tamam Vahdet : birlik Vücub-u vücud :varlığı gerekli olmak Zemin : yeryüzü
|