|
Meselâ,
seninle biz beraber bir memlekette bulunuyoruz. Görüyoruz ki, herşey bize
ve birbirine düşman ve bize yabancı; her taraf müthiş cenazelerle dolu;
işitilen sesler yetimlerin ağlayışı, mazlumların vâveylâsıdır. İşte biz
şöyle bir vaziyette olduğumuz vakitte, biri gitse, o memleketin
padişahından bir müjde getirse, o müjdeyle bize yabancı olanlar ahbap
şekline girse; düşman gördüğümüz kimseler, kardeşler suretine dönse, o
müthiş cenazeler, huşû ve huzûda, zikir ve tesbihte birer ibadetkâr
şeklinde görünse; o yetimâne ağlayışlar, senâkârâne “Yaşasın”lar
hükmüne girse; ve o ölümler ve o soymaklar, garatlar terhisat suretine
dönse; kendi sürurumuzla beraber herkesin süruruna müşterek olsak, o müjde
ne kadar mesrurâne olduğunu elbette anlarsın. İşte, Mirac-ı Ahmediyenin
(a.s.m.) bir meyvesi olan nur-u imandan evvel şu kâinatın mevcudatı,
nazar-ı dalâletle bakıldığı vakit, yabancı, muzır, müz’iç, muvahhiş; ve
dağ gibi cirimler birer müthiş cenaze; ecel, herkesin başını kesip
adem-âbâd kuyusuna atar; bütün sadâlar, firak ve zevâlden gelen vâveylâlar
olduğu halde, dalâletin öyle tasvir ettiği hengâmda, meyve-i Mirac olan
hakaik-i erkân-ı imaniye nasıl mevcudatı sana kardeş, dost ve Sâni-i
Zülcelâline zâkir ve müsebbih;1 ve mevt ve zevâl, bir nevi
terhis ve vazifeden âzâd etmek;2 ve sadâlar, birer tesbihat
hakikatinde olduğunu sana gösterir. Bu hakikati tamam görmek istersen,
İkinci ve Sekizinci Sözlere bak.
Dipnotlar
- Arapça İbareler - Haşiyeler :
1 : bk. Ra’d Sûresi, 12:13; İsrâ Sûresi,
17:44; Nûr Sûresi, 24:41; Zümer Sûresi, 39:75. 2
: bk. Bakara Sûresi, 2:46, 156; Mü’minûn Sûresi,
23:160. |
Lügatler :
adem-âbâd : yokluklarla dolu ahbap :
sevgililer, dostlar âzâd : serbest
bırakma cennet-misal : cennet gibi cirim : büyük
cisim dalâlet : hak yoldan sapkınlık,
inançsızlık firak : ayrılık garât : gasplar,
yağmalar hakaik-i erkân-ı imaniye : iman esaslarının
hakikatleri hâmi : koruyucu hengâm : zaman,
an huşû : korkuyla karışık sevgiden gelen edepli
hal huzû : Allah’ın büyüklüğünü düşünerek boyun
eğme ibadetkâr : ibâdet eden ihzar :
hazırlama istikbal : gelecek merhametkâr : merhametli,
şefkatli mesrurâne : sevinçli mevcudat :
varlıklar mevt : ölüm meyus : ümitsiz meyve-i
Mirac : Mirac meyvesi muzır : zararlı müsebbih :
tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan müşterek
: ortak müz’iç : rahatsız edici nazar-ı dalâlet :
inançsızlık bakışı nevi : tür nur-u iman : iman
nuru sadâ : ses sahrâ-yı kebir : büyük
çöl suret : şekil, görüntü, biçim sürur : mutluluk,
sevinç tasvir : anlatma, ifade etme terhis : görevin
sona ermesi terhisat : görevin sona ermesi yetimâne :
yetim gibi, yetimce zâkir : zikreden, Allah’ı
anan zevâl : gelip geçicilik, yokluk zikir : Allah’ı
anma |