TILSIMLAR MECMUASI-183-OTUZ BİRİNCİ SÖZÜN DÖRDÜNCÜ ESASI(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jan 26, 2026, 8:03:15 AM (11 days ago) Jan 26
to

                              TILSIMLAR MECMUASI

 

15.5.OTUZ BİRİNCİ SÖZÜN DÖRDÜNCÜ ESASI(DEVAMI)

BEŞİNCİ MEYVE(DEVAMI)

Meselâ, seninle biz beraber bir memlekette bulunuyoruz. Görüyoruz ki, herşey bize ve birbirine düşman ve bize yabancı; her taraf müthiş cenazelerle dolu; işitilen sesler yetimlerin ağlayışı, mazlumların vâveylâsıdır.
İşte biz şöyle bir vaziyette olduğumuz vakitte, biri gitse, o memleketin padişahından bir müjde getirse, o müjdeyle bize yabancı olanlar ahbap şekline girse; düşman gördüğümüz kimseler, kardeşler suretine dönse, o müthiş cenazeler, huşû ve huzûda, zikir ve tesbihte birer ibadetkâr şeklinde görünse; o yetimâne ağlayışlar, senâkârâne “Yaşasın”lar hükmüne girse; ve o ölümler ve o soymaklar, garatlar terhisat suretine dönse; kendi sürurumuzla beraber herkesin süruruna müşterek olsak, o müjde ne kadar mesrurâne olduğunu elbette anlarsın.
İşte, Mirac-ı Ahmediyenin (a.s.m.) bir meyvesi olan nur-u imandan evvel şu kâinatın mevcudatı, nazar-ı dalâletle bakıldığı vakit, yabancı, muzır, müz’iç, muvahhiş; ve dağ gibi cirimler birer müthiş cenaze; ecel, herkesin başını kesip adem-âbâd kuyusuna atar; bütün sadâlar, firak ve zevâlden gelen vâveylâlar olduğu halde, dalâletin öyle tasvir ettiği hengâmda, meyve-i Mirac olan hakaik-i erkân-ı imaniye nasıl mevcudatı sana kardeş, dost ve Sâni-i Zülcelâline zâkir ve müsebbih;1 ve mevt ve zevâl, bir nevi terhis ve vazifeden âzâd etmek;2 ve sadâlar, birer tesbihat hakikatinde olduğunu sana gösterir. Bu hakikati tamam görmek istersen, İkinci ve Sekizinci Sözlere bak.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : bk. Ra’d Sûresi, 12:13; İsrâ Sûresi, 17:44; Nûr Sûresi, 24:41; Zümer Sûresi, 39:75.
2 : bk. Bakara Sûresi, 2:46, 156; Mü’minûn Sûresi, 23:160.

Lügatler :

adem-âbâd : yokluklarla dolu
ahbap : sevgililer, dostlar
âzâd : serbest bırakma
cennet-misal : cennet gibi
cirim : büyük cisim
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
firak : ayrılık
garât : gasplar, yağmalar
hakaik-i erkân-ı imaniye : iman esaslarının hakikatleri
hâmi : koruyucu
hengâm : zaman, an
huşû : korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal
huzû : Allah’ın büyüklüğünü düşünerek boyun eğme
ibadetkâr : ibâdet eden
ihzar : hazırlama
istikbal : gelecek
merhametkâr : merhametli, şefkatli
mesrurâne : sevinçli
mevcudat : varlıklar
mevt : ölüm
meyus : ümitsiz
meyve-i Mirac : Mirac meyvesi
muzır : zararlı
müsebbih : tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan
müşterek : ortak
müz’iç : rahatsız edici
nazar-ı dalâlet : inançsızlık bakışı
nevi : tür
nur-u iman : iman nuru
sadâ : ses
sahrâ-yı kebir : büyük çöl
suret : şekil, görüntü, biçim
sürur : mutluluk, sevinç
tasvir : anlatma, ifade etme
terhis : görevin sona ermesi
terhisat : görevin sona ermesi
yetimâne : yetim gibi, yetimce
zâkir : zikreden, Allah’ı anan
zevâl : gelip geçicilik, yokluk
zikir : Allah’ı anma

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages