TILSIMLAR MECMUASI-188-DÖRDÜNCÜ ŞUÂ'NIN YALNIZ BİRİNCİ MERTEBESİ

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jan 31, 2026, 7:03:12 AM (7 days ago) Jan 31
to

                              TILSIMLAR MECMUASI

 

17.1.DÖRDÜNCÜ ŞUÂ'NIN YALNIZ BİRİNCİ MERTEBESİ


Bir zaman ehl-i dünya beni herşeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.

Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı bekà ve şedit bir muhabbet-i vücut ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekàyı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:

Dîl bekàsı, hak fenası istedi mülk-ü tenim.
Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.


Meyusâne başımı eğdim. Birden 1
حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum. Benim için aynelyakîn sûretinde inkişaf eden çok kıymettar envârından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp, eskiden aynelyakîn ile değil, belki ilmelyakîn ile bilinen tafsilâtını Risale-i Nur’a havale ediyorum.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

2 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

 

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
aşk-ı bekà : sonsuzluk aşkı
Âyet-i Hasbiye : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin 173. Âyeti

aynelyakîn : gözle görerek kesin bilgi edinme
bekà : devamlılık, kalıcılık
bîhaber : habersiz

devasız : çaresiz

dîl : gönül
ehemmiyet : önem
ehl-i dünya : dünyaya dalıp âhireti düşünmeyenler
envar : nurlar
fakr : fakirlik, ihtiyaç hâli
fena : gelip geçicilik, yok olma
gaflet : Cenâb-ı Haktan ve Âhiretten habersiz davranma, dikkatsizlik
gayet : son derece
giriftar olmak : tutulmak
hadsiz : sınırsız
hakikat : doğru, gerçek
hâlet : durum, hâl
hususan : özellikle

icmâlen : kısaca, özetle
ihtar : hatırlatma, ikaz

ilmelyakîn : kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme

imdad : yardım
inkişaf etmek : açığa çıkmak
iştiyak-ı hayat : hayatı aşk derecesinde istemek
kıymettar : kıymetli, değerli
lem’a : parıltı
makamen : makam yönünden
mânen : mânâ bakımından
medet : yardım

meyusâne : ümitsizce
muamele-i imanî : imânı temel alarak yapılan uygulama
muhabbet-i vücut : var olma sevgisi
muhakeme-i hissî : bir mesele hakkında hislerle düşünme
muhalif : aykırı, zı
mükâleme-i kalbî : kalpten konuşma

mülk-ü ten : insan vücudu
mütenevvi : çeşitli
nevi : tür
nihayetsiz : sonsuz
nükte : ince anlamlı söz
risale : mektup, kitapçık; Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi
rütbeten : rütbe ve değer açısından
sair : diğer, başka
suret : biçim, şekil
şedit : şiddetli
şuâ : ışık kaynağından çıkan ışık teli; ışın

tafsilât : ayrıntılar
tebârüz etmek : ortaya çıkmak
tecrit etmek : soyutlamak, başkalarıyla görüştürmemek
teessürat : üzüntüler, dış şartların etkisinde kalma
tevafuk etmek : uygun düşmek, uyumlu olmak

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages