|
Ey sabırsız hasta kardeş!
Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber, evvelki hastalığından
bugüne kadar, o hastalığın zevâlindeki bir lezzet-i mâneviye ve
sevabındaki bir lezzet-i ruhiye veriyor. Bugünden, belki bu saatten
sonraki zamanda hastalık yok; elbette yoktan elem yok. Elem olmazsa
teessür olamaz. Sen yanlış bir surette tevehhüm ettiğin için sabırsızlık
geliyor. Çünkü, bugünden evvel bütün hastalık zamanının maddîsi gitmekle
elemi de beraber gitmiş, kendindeki sevabı ve zevâlindeki lezzet kalmış.
Sana kâr ve sürur vermek lâzım gelirken, onları düşünüp müteellim olmak ve
sabırsızlık etmek divaneliktir. Gelecek günler daha gelmemişler. Onları
şimdiden düşünüp, yok bir günde, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir
elemden tevehhüm ile düşünüp müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle, üç
mertebe yok yoğa vücut rengi vermek divanelik değil de nedir?
Madem
bu saatten evvelki hastalık zamanları ise sürur veriyor. Ve madem, yine bu
saatten sonraki zaman mâdum, hastalık mâdum, elem mâdumdur. Sen, Cenâb-ı
Hakkın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma, bu
saatteki eleme karşı tahşid et, “Yâ Sabûr” de, dayan.
|
Lügatler :
aks-i maksad : maksadın aksi Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi
olan şeref ve yücelik sahibi Allah devâ : ilâç,
çare divanelik : akılsızlık elem : keder,
üzüntü elhamdü lillâhi alâ külli hal : her türlü hâl için
Allah’a hamd olsun! evrâd : zikirler evvel :
önce evvelki : önceki hadis : Peygamber Efendimizin
(a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait
söz, iş veya davranış Hâlık-ı Rahîm : sonsuz merhamet ve şefkat
sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah hikmet : sebep, fayda,
gaye lezzet-i mâneviye : mânevî lezzet lezzet-i ruhiye
: ruhun lezzet alması mâdum : yok mahrumiyet : yoksun
kalma mertebe : derece, makam musibet : belâ, büyük
sıkıntı mü’min : Allah’a ve Ondan gelen herşeye
inanan müteellim : acı çeken, üzülen müttakî :
Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan nimet :
iyilik, lütuf, ihsan rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan
sonsuz rahmeti Sabûr : kullarına sabır gücü ihsan eden
Allah suret : biçim, şekil sürur : mutluluk,
sevinç şekvâ : şikâyet, yakınma şükür : Allah’a karşı
minnet duyma, teşekkür etme tahşid etmek : öneminden dolayı bir
şeyin üzerinde fazla durmak teessüf eden :
üzülen teessür : üzüntü tenkit etmek :
eleştirmek tevehhüm etmek : sanmak, zannetmek,
kuruntu tezyid etmek : artırmak vâ esefâ! : esefler
olsun! vücut rengi vermek : olmayan bir şeyi var kabul
etmek zevâl : gelip geçicilik, yokluk ziyadeleştirmek
: artırmak, fazlalaştırmak
|