Âlemde çok görüyoruz ki: Zalim, facir, gaddar insanlar gayet refah ve rahatla ve mazlum ve mütedeyyin adamlar gayet zahmet ve zillet ile ömür geçiriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini müsavi kılar. Eğer şu müsavat nihayetsiz ise, bir nihayeti yoksa zulüm görünür. Hâlbuki zulümden tenezzühü, kâinatın şehadetiyle sabit olan adalet ve hikmet-i İlahiye, bu zulmü hiçbir cihetle kabul etmediğinden; bilbedahe bir mecma'-i aheri iktiza ederler ki; birinci, cezasını; ikinci, mükâfatını görsün. Ta şu intizamsız, perişan beşer, istidadına münasib tecziye ve mükâfat görüp adalet-i mahzaya medar ve hikmet-i Rabbaniyeye mazhar ve hikmetli mevcudat-ı âlemin bir büyük kardeşi olabilsin. Evet, şu dar-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hadsiz istidadların sünbüllenmesine müsaid değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür. Öyle ise, ebede namzeddir. Mahiyeti âliyedir, öyle ise cinayeti dahi azimdir. Sair mevcudata benzemez. İntizamı da mühimdir. İntizamsız olamaz, mühmel kalamaz, abes edilmez, fena-yı mutlak ile mahkum olamaz, adem-i sırfa kaçamaz. Ona Cehennem ağzını açmış bekliyor. Cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış gözlüyor.
(Bediüzzaman Said Nursi - 29. Söz'den)
Lügatler
|
Abes :lüzumsuz ve gayesiz iş, tesadüfi, çirkin Adalet :zulüm etmemek, hak sahibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmek Adalet-i mahza :adaletin tam hakikisi, tam adalet Adem-i sırf :mutlak yokluk Ağuş-u nazdarane :şefkatli kucak, nazlı sığınak Âlem :dünya, kâinat Âliye :yüksek, yüce, şerif ve aziz olan Azim :büyük, yüce, çok ileri Beşer: insan Bilbedahe :açık olarak, aşikar Cevher : Bir şeyin özü, maden, kıymetli taş Cihet :yön, taraf Cinayet :birisine dokunan ve cezayı icap ettirecek suç işlemek Dar-ı dünya :dünya yurdu Ebed :sonu olmayan zaman,sonsuzluk Facir :haktan sapan, günah işleyen, haram ve günaha dalmış kötü insan Fena-yı mutlak :mutlak yokluk, tam yokluk Gaddar :kahredici, öldürücü, çok zulmeden, hain, zalim Hadsiz : sayısız, sınırsız Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması Hikmet-i İlâhiye :Allah’ın bildiği ve bildirmediği gizli sır Hikmet-i Rabbaniye :Allah’ın Rab oluşuna dair hikmet İntizam :tertip, düzen, düzgünlük, düzenlilik İstidat :kabiliyet, akıllılık, anlayışlılık
|
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Mahiyet : asıl,esas Mahkum :aleyhinde hüküm verilmiş olan Mazhar :sahip olma, nâil olma, erişme Mazlum :zulüm görmüş, sakin, sessiz Mecma’-i âher :başka bir toplanma yeri Medar :sebeb, vesile, kaynak Mevcudat: varlıklar Mevcudat-ı âlem :âlemdeki varlıklar Mühim :önemli, kıymetli, değerli Mühmel :ihmal edilmiş, bırakılmış, kıymet verilmemiş Mükâfat : ödül Münasib :uygun, layık, benzer, yakışır Mündemiç :dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan, içine alınmış olan Müsait :muvafık, uygun, yardım eden Müsavat :eşitlik, denklik Müsavi :denk, aynı derecede Mütedeyyin :dinine sadık, dindar Namzet :isteyen veya istenilen kimse, aday görülen, uygun görülen Nihayet: son Nihayetsiz: sonsuz Perişan :dağınık, karışık, kötü durumda Refah :mutluluk, huzur Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı Sünbül: başak Şehadet : şahitlik, tanıklık Tecziye :cezalandırmak Tenezzüh :gezinti, eğlence Zahmet :sıkıntı, eziyet, yorgunluk Zalim :zulmeden, haksızlık eden Zillet :alçaklık, aşağılık Zulüm :eziyet, haksızlık, karanlıkta bırakmak
|