Haşim Kılıç Neyi/Niçin İnkâr Etmeye Çalışıyor?

4 views
Skip to first unread message

mehmet a yiğit

unread,
Jun 23, 2008, 3:46:24 AM6/23/08
to
 
22/06/2008
 
 
Av. Harun Yüksel
 
Aydınlık dergisi, sayın Av. Ahmet Arslan'ın Baran dergisinde yayınlanan bir yazısından (1) yola çıkarak,  çok başarılı bir gazetecilik çalışması yaptı ve Haşim Kılıç'ın İbda Fikriyatı'nın mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun yönettiği Gölge dergisinin Ankara temsilcisi olduğunu ve Mirzabeyoğlu ile bir zamanlar arkadaşlık/gönüldaşlık/yoldaşlık ilişkisi olduğunu ortaya çıkardı.
Haberin tek yanlışı bu ilişkişden yola çıkarak Haşim Kılıç'ın İBDA-C bağlantılı biri olduğunu ima etmeye çalışmasıydı. Halbuki  bu iyi gazetecilik çalışmasını yapanlar, Mirzabeyoğlu-Kılıç ilişkisini gösterip hükmü ve yorumu okuyucuya bıraksalardı, istedikleri etkiyi  inkâra daha kapalı bir halde  sağlayabilirlerdi...
 
***
Gerek "Mirzabeyoğlu Davası"nda gerekse girdiğimiz diğer bazı İBDA-C davalarında hem savunma avukatları olarak bizim, hem sanıkların savunduğu temel tez şuydu: "Ortada Mirzabeyoğlu ve arkadaşları tarafından kurulmuş merkezi bir İBDA-C Örgütü yoktur. Mirzabeyoğlu'nun örgüleştirdiği İbda Fikriyatı etrafında ademi merkezi/birbirinden tamamen bağımsız çok sayıda  örgüt vardır ve bu örgütlerin kendi aralarında herhangi bir bağ ve bağlahtısı yoktur. Bu örgütlerin bazıları legal alanda, bazılarıysa illegal alanda faaliyet göstermektedir."
Bu tez bizim, müvekkilimiz olan sanıkları veya yargılanmakta olan sanıkların kendilerini kurtarmak  için ortaya attnkları ve mahkemeleri  kandırmaya yönelik bir yalan değil, gerçeğin ta kendisiydi:  Salih Mirzabeyoğlu'nun merkezi yapılanma içinde örgütlenen devrimci  örgütlerin merkez komitelerine, düzen güçlerinin herhangi bir şekilde sızmasıyla bütün bir örgütü bir anda çökertmeleri gerçeğinden hareketle ve bu tehlikeyi aşmak için "şahıs değil fikir etrafında ademi merkezi örgütlenme modeli" olarak teklif ettiği "kendinden zuhur"  modeliydi.
Nitekim bu modeli benimseyerek, dünya çapında buna göre yapılanan El Kaide, bütün emperyalist devletlerin -milyarlarca dolarlık bütçeler ayırmalarına rağmen başedemedikleri- bir örgüt haline geldi.
Bu konuda özellikle Aydınlık çevresinin kolaylıkla anlayacağı bir misal vereyim: "Ergenekon Çetesi" diye yasadışı bir örgüt ne kadar varsa, İBDA-C diye merkezi bir örgüt de o kadar var... İP Genel Başkanı Doğu Perinçek "Ergenekon Çetesi" nin ne kadar kurucusu/yöneticisi ise, Salih Mirzabeyoğlu da İBDA-C'nin o kadar kurucusu/yöneticisidir...
Geçen zaman içinde bunu ABD, İsrail , AB, Rusya, Çin ve bütün dünya devletlerinin istihbarat ve polis teşkilatları anladı ama TC'ninkiler maşallah nato mermer nato kafa... Nuh diyorlar da peygamber demiyorlar... Mirzabeyoğlu ve diğer İBDA-C sanıklarının çoğu da birer adli skandal kurbanı olarak cezaevlerinde yatmaya devam ediyor...
Halbuki, Mirzabeyoğlu savunmasında bunu anlatmak için şu misâli vermişti  "Ben bir fikir adamıyım. Bıçak yaparım; isteyen onunla ekmek keser, isteyen adam ..."  Mahkeme delilsiz ve mesnetsiz idam cezası verdiğinde de, "ne diyorsunuz"  diye soran gazetecilere "tiyatro bitti" cevabını vermişti.
 
***
Haşim Kılıç'ın Mirzabeyoğlu ile arkadaşlık/dostluk/gönüldaşlık/yoldaşlık ilişkisi ortaya çıkınca bu olmayan İBDA-C örgütü ile "beni de ilişkilendirip hapse tıkarlar" mı diye korkuyor, yoksa "sen devlet memurluğu yaparken nasıl dergi temsilciliği yaparsın" diye hakimliğinin elinden alınmasından mı bilmiyorum... Ama yaptığı saçma sapan açıklamalara ve Hüsnü Kılıç isimli bir yalancı şahidin arkasına sığınacak kadar basitleşmesine baktıkça, ciddi bir korku ve panik yaşadığını görmemek mümkün değil...
TC'de hukuk olsa, Aydınlık'ın haberinde ortaya koyduğu belgelere dayanarak Haşim Kılıç'a kimse bir şey yapamaz...
Ama...
Anayasa babayasa ne varsa hepsini birden çiğneyerek 367 kararına da,  Türban değişikliğinin iptaline de karar vermiş bir mahkemenin başkanı olarak o da biliyor ki; TC'de yargı işleri öyle hukuka, kanuna, yönetmeliğe uygun olup olmammasına göre değil, konjektürel olarak kaba kuvvet kimin elindeyse onun iradesine göre oluyor.
Bu yönden korkmakta haksız değil... 
 
Eminim Ankara'nın yeni hukuk tanrısı Sabih Kanadoğlu paşamız, Aydınlık'ın haberini ve bu haber içinde Haşim Kılıç'ın inkâr edeyim derken kendi kendini ihbar edişini farketmiş ve gerekli notları alarak en kısa zamanda bu notları eylem planı haline dönüştürmek üzere harekete geçmiştir...
Demek ki neymiş?
Hukuksuzluk Mirzabeyoğlu'un veya türbanlı kızların veya herhangi bir insanın başına geldiğinde başını çevirip geçmemek, görmemezlikten gelmemek, itiraz etmek lâzımmış...
Çünkü hukuk herkese lâzım olduğu gibi, bir gün AYM Başkanına da, Başkan Vekili'ne de, Başbakan'a da, Cumhurbaşkanı'na da, GKB'na da, KKK'na da lâzım olabiliyormuş.
 
***
Gölge dergisinin Aydınlık'ın haberinde yayınlanan künyesinde Haşim Kılıç Ankara Temsilcisi olarak görünüyor, ben de Eskişehir temsilcisiyim...  (Burada şu notu da eklemeliyim Gölge dergisi para kazanmak için yayınlanan profesyonel bir dergi değil, son derece kıt imkânlar içinde yayınlanan amatör bir dergiydi ve temsilcilerin hiçbiri maaş veya herhangibir ücret karşılığı olarak değil, amatörce gönüllü katkıda bulunmaya çalışıyordu. Dolayısıyla Haşim Kılıç'ın "ben o zaman devlet memuruydum müstafi sayılmam icab ederdi" korkusu da savunması da geçersizdir. Sen ücret karşılığı ikinci bir iş de çalışmıyordun ki müstafi sayılasın. Bu durum olsa olsa kınama veya ihtar konusu olabilecek bir disiplin suçu sayılabilir. O da aradan geçen bunca sene zarfında çıkmış olan sayısız sicil aflarından biriyle kapanıp giderdi...)
Haşim Kılıç'ın talihsizliği(!)ne bakın ki Gölge'nin 27 yurtiçi temsilcisinden bugün iki kişiyi çok net hatırlıyorum: Ankara temsilcisi Haşim Kılıç ve Amasya Suluova Temsilci Yahya Düzenli. Diğerleriyle ya tanışmadık veya tanışsak bile – tanışıp da hatırlayamadıklarım  varsa özür diliyorum-aradan geçen bunca zaman içinde hafızamdan silinmişler...
O Haşim Kılıç, bugün "o ben değilim" diye yalan söyleyen ve bu yalanına da Hüsnü Kılıç isimli bir yalancı şahit temin eden AYM başkanı Haşim Kılıç mıdır?
Evet odur...
Üstelik de bunu yalnızca ben biliyor değilim; yüzlerce kişi de biliyor... "O 'H. Kılıç' benim diye yalancı şahitlik yapan Hüseyin Hüsnü Kılıç da biliyor...
Bu Haşim Kılıç'la Salih Mirzabeyoğlu tanışıyorlar mı?
Evet...
Hem de Gölge dergisinin çıkmaya başladığı 1975 yılından çok önce... Haşim Kılıç'ın Eskişehir İktisadî Ticarî İlimler Akademisine okumaya başladığı 1970 yılı civarında... Bu tanışıklık öyle bir yerde karşılaştık, selamlaştık filan gibi basit /sığ/ sıradan bir tanışmanın çok ötesine geçen bir tanışıklık...
 
***
Haşim Kılıç'la benim tanışmam Mirzabeyoğlu'ndan daha sonradır ve bu tanışıklık fazla bir yakınlık ihtiva etmeyen/mesafeli bir yakınlıktır. Bu tanışıklığın üzerinden zaman geçtikçe bir çok ayrıntı kayboldu... Ancak iki çok net fotoğraf kaldı... Uzun zaman Haşim Kılıç bahsi geçtiğinde hep bu iki fotoğrafla onu hatırladım... İkisi de güzeldi bu fotoğrafların...
Bu yüzdende benden yalnızca iki yaş büyük olmasına rağmen gönül rahatlığıyla "Haşim abi" diye hitabettim?
Bu fotoğrafların ikisinde de cesur/gözükara/yiğit bir dava adamı  olan "Haşim abi" vardı. Bu fotoğrafların birinde benim zor bir durumumda abi olduğunu hissettiren bir davranışı vardı ki; hiç unutmadım.
Sonra AYM üyeliğine atandığı dönemde öyle bir davranış segiledi ki, Ankara'nın o küflü bürokratik çarklarının iyi bir insanı nasıl eğip büküp kesip biçim tanınmaz hale getirebildiğine hayret ettim...
"Haşim Abi" o gün öldü!..
Artık O, Ankaranın o riyakar /o yavşak jargonuyla "saaayin Haşim Kılıç Bey" olmuştu... O günden sonra ne ben onu aradım sordum, ne de o beni... Arada Ankara'ya gidip gelen dostlar onun içinde bulunduğu düşkün ruh halini anlattıkça onun adına üzüldüm...
Şayet Haşim Kılıç, Gölge dergisi gibi Türkiyede yaşayan müslümanlara antiemperyalist/devrimci bir mücadele ruhu aşılamış, bu yönüyle de Türkiye'deki İslâmcı gençlik hareketin istikametini 'doğru'ya, dilini 'güzel'e, davranışını 'iyi'ye çevirmesini sağlayan ilk ve tarihi bir adımı atmış bir derginin , temsilcisi olma şeref ve şansını üçgünlük makam ve mevki uğruna inkâr eden bir davranış sergilemeseydi ve yaptığı açıklamalarla hem Salih Mirzabeyoğlu, Hem Gölge Dergisi ve hem de onun etrafında 30 küsur yıldır kan  ter içinde inşa edilen bir siyasî hareketi küçümseyen / yoksayan,/ değersizleştiren /Pespaye /bayağı/adi/mütekebbir bir üslûp kullanmasaydı ve yalanın ve yalancı şahitlerin arkasına sığınacak kadar küçülmeseydi... Ben de benim için yazması gerçekten çok zor olan böyle bir yazıyı kaleme almazdım/alamazdım...
 
***
Dua et... Söz uzadı Haşim Kılıç...
Yalancı şahidin Hüseyin Hüsnü Kılıç'tan bahsedecek yer kalmadı...
Hüseyin Hüsnü Kılıç uzun hikâyedir... Üstelik ben onu senden çok daha iyi ve çok daha yakından tanıyorum... Bahsi bir açarsam yağmurdan kaçarken nasıl bir doluya tutulduğunu görür şaşarsın...
Hani bana,  Tilki Günlüğü romanı yayınlanmaya başladığı sırada "Benim ismimi Tilki Günlüğü'nden çıkarsın" diye bir haber yollmıştın ya... Ben de onu aynen iletmiştim, -ne dediğini hiç söylemeyeyim sen tahmin et- ama O, çıkarmamıştı...  İyi de etmiş... Yoksa biz  yirmi yıl önce görülmüş bir rüyanın bugün aynen tecelli ettiğini nereden bilecektik?
Aydınlık dergisinin Tilki Günlüğü'nden yaptığı iktibası bir daha oku diye aynen alıyorum:
"Sayıştay müfettişi Haşim Kılıç Bey... Yanında biri var... Haşim Kılıç kızgın ve kavga etmeye gidiyor gibi... Yanındaki, ona mani olmak için ceketinin arkasından çekerken, sanki ceketi çıkacak... Haşim Bey'in üzerine sert bir şekilde gidiyorum ve vuruyorum... Sonra yatmış bir haldeyken ayağını buruyorum ve baş aşağı bir çukura sarkıtıyorum... Bu sırada o küçülüyor, bir çocuk olarak sağ pazumun üstüne oturmuş... Pazum, dikkat çekecek şekilde diri ve şiş... Memnun bir halde alkışa mukabele eder gibi, elimle selamlıyorum!"
Küçüleceğin kadar küçüldün zaten, bundan sonra sözlerine dikkat et de bari ayağını bırakmasın,...
 
Dipnot:
1- "Salih Mirzabeyoğlu Niçin İçeride? AKP Niçin İktidar?", Av. Ahmet Aslan, Baran dergisi, Sayı: 69, 1 Mayıs 2008, İstanbul

 

 
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages