Prof. Dr. Ahmet Maranki: İNSANLIK KOZMİK KONTROL ALTINDA

16 views
Skip to first unread message

mehmet a yiğit

unread,
Jun 18, 2008, 9:43:26 AM6/18/08
to
Prof. Dr. Ahmet Maranki'nin kozmik bilim ve bilinçle ilgili verdiği bilgiler, oldukça şaşırtıcıydı. İşte renklerin vücudumuz ve organlarımızla hayati ilişkisi...




TELEVİZYONGAZETESİ

Saba Tümer'in HABERTURK'teki programına konuk olan Prof. Dr. Ahmet Maranki, kozmik enerji ve bilincin yaşam enerjisi üzerindeki etkilerini anlattı. Özellikle renkler konusunda verdiği bilgiler ekran başındakileri de bir hayli şaşırttı.

İnsan bedenininin her bölgesi için ayrı bir rengin anlamını açıklayan Maranki, bir çok hastalıkla savaşmada da bu renklerin önemine değindi.

Mor: Başın tepe kısmı mor renkle ifade edilmekte. 'Moralim bozuk' derken, kelimedeki 'mor'a dikkat çeken Maranki, başa mor renkli bir şey takmanın kişinin moralini düzelteceğini de belirtti. Yaratıcılığın ve sanatçı ruhun rengi olan mor, düşünceyi olumlu yönde de etkileyen bir renk.

Lacivert: Algılama rengi olarak da adlandırılan lacivert, 3. Göz rengidir. Alından boyna kadar olan bölgeyi kapsar. Düşünce gücünü arttırmak isteyenler lacivert rengi kullanmalıdır. Toplantılarda, ikili görüşmelerde ve benzeri durumlarda lacivert giyin insanlara tesir edersiniz. Ciddi bir renktir, düşünce gücünüzü arttırır.

Mavi: Boyun kısmını kapsayan bölgenin rengi mavidir. Tiroidlerin olduğu bölgedir. Boyun kısmında bir problemi olan kişi maviye bakıp tedavi olabilir. 'Deneyin bunun hiç bir yan etkisi yok' diyen Ahmet Marabi, "Biraz asabileştiğinizde kendinizi dışarı atın veya pencereden gökyüzüne bakın. 7-8 defa burnunuzdan derin nefes alıp yavaşça verin. Başağrısı, migren, taşikardi, ateş basması, tiroidlerinin geçtiğini görecekler. Denesinler, sonuçta yan etkisi yok" telkininde bulundu. Maranki, çocukların düşüncelerini düzenlemek için çalışma odalarına mavi veya lacivert renkler konulmasının önemine değinirken, okulların sarı olmasına da dikkat çekerek, sarı rengin mide rengi olduğunu ve acıktırdığını söyleyerek obez vakalarına gönderme yaptı.

Yeşil: Kalp ve akciğer rengi. Çarpıntısı olan insan hemen yeşil bir odaya ya da ağaçların arasına giderse, bir süre sonra çarpıntısı rahatlar. Hastalanmamak için renklerin önemine değinen Ahmet Maranki, "Kalp, damar, karaciğer, akciğer için yeşil tonlarında bulunmanızda önem var. Tabiatta, çimenlik bir alanda bulunmaya çalışın. Yeşile bakın ve o yeşilin enerjisini içinize çekin" dedi.

Sarı: Mide rengidir. Mutfağınızın rengi sarı olabilir. Gayet leziz yemekler yersiniz, hazmınız kolaylaşır. Hazımsızlık çeken kişilerin, sarı bir ekin tarlasını düşünerek, hayal ederek, burnunuzdan derin nefesler alıp bu rahatsızlığını giderebileceğini söyleyen Ahmet Maranki, "Bu metodları bütün dünya kullanıyor" dedi.

Turuncu: Organlarınızdır. Pankreas, safra kesesi bölgesidir. Turuncu şifadır. Diyelim ki safra kesenizde taş var. Turuncu renk bunu şifasıdır. Turuncu bitkiler de bunun şifasıdır.

Kırmızı: Cinsel içgüdülerle ilgilidir. Yatak odalarını kırmızı boyayabilirsiniz. Yeni evliler pembe de kullanabilir.

Siyah ve kahverengi kullanmamaya çalışın. Çocukların odaları mor, lila, mavi ve lacivert renklerde olması çocuklar için de iyidir.
 
İNSANLIK KOZMİK KONTROL ALTINDA

Amerika Irak'a saldırmadan önce tüm dünya basınının merak ettiği ve üzerine pek çok senaryolar yazdığı askeri bir güç mevcuttu. Bu askeri güç Saddam'ın Cumhuriyet Muhafızlarıydı. Pek çok gazeteci Amerika'nın karadan müdahale etmesi durumunda Cumhuriyet Muhafızlarının ortaya çıkıp Irak topraklarını Amerikalı askerlere mezar edeceklerini yazıyordu. Gün geliyor Amerika Irak'a havadan saldırıya başlıyor ardından da kara harekâtına başlıyordu. Ancak herkesin merakla ortaya çıkmalarını beklediği Cumhuriyet Muhafızları henüz sahneye çıkmıyorlardı. Savaş sonlana kadar da ortaya çıkmayacaklardı. Peki, ne olmuştu sayıları 150 ila 200 bin arasında değişen Cumhuriyet Muhafızlarına?

Savaş başlamadan önce Apachi helikopterleri günlerce Bağdat üzerinde uçmuşlardı. Bu helikopterlerin uçuş amacı sadece keşif değildi hatta keşifle de alakası yoktu. Çünkü uzaydan Irak'ın tüm sokakları karış karış incelenebiliyordu. Peki, o zaman bir başka soru geliyor. Bu helikopterlerin görevi ne idi?

Bu sorulara, cevap verebilmek için öncelikle Kozmik Bilinç'i irdelemek gerekir. Kozmik Bilinç; kâinatta cereyan eden olayların nedenini niçinini araştırır. Kısaca Kozmik Bilinç "Evrendeki Bilim" demektir. Felsefeden ziyade olayların arkasındaki gücü araştırır Kozmik Bilinç. Sosyal siyaset Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki Kozmik Bilinç'in tanımını ve kapsamını şöyle dile getirmektedir. "Felsefeciler Ay'ı, yıldızı, Güneş'i, Satürn'ü birbirine bağlayıp onu döndüren ve niçin döndürdüğünü izah eden şeyi açıklamazlar. İşte Kozmik Bilinç kâinatı, hayvanatı nebatatı idare eden tek bir merkezi güç olduğunu ve merkezin de bize neler bildirdiğini araştırıyor. Yani "Kozmik Bilinç" kâinat kitabını araştırır."

Kâinatta o kadar olay cereyan ediyor ki bizler sadece iğne ucu kadar olanını bilebiliyoruz. Bazı şeyler bilimsel olarak izah gerektirse de böyle gerçekler göz ardı edilemez. Bizler sadece kırmızı ve mor arasındaki renk boyutlarını algılayabiliyor; belli frekanslardaki sesleri işitiyor; kokuları algılıyoruz. Bütün duyularımız ve duygularımız bizlerde mevcut olan ölçülere göredir. Ancak bunların ötesinde başka âlemler ve boyutlarda vardır.

Psikokinezi, madde ile mana'nın izahı anlamına gelmekte olup, yukarıda bahsettiğimiz duyuların ve duyguların varlığını izaha çalışmaktadır. Prof. Maranki: " Bilimin mevcut yöntemlerinin dışında akıl yürütme, tahayyül dediğimiz ikinci aşaması, sezgi yoğunlaşma, hissetme yani kozmik boyutu vardır. İşte kozmik bilinç bu ötelerden bahsediyor. O öte de Hablullah (Allah'ın ipi) dediğimiz bir iple merkeze bağlıdır. Bilgisayarlardaki kablo gibi kâinattaki bütün nesneler fiiliyatlarında, hareketlerinde merkeze bağlıdırlar. Kâinatta cansız yoktur. Taş, toprak da canlıdır. Kur'anı Kerim'de zihayat, ziruh ve zişuur sahipleri olarak adlandırılan ve artık bugün bunda tereddüt edilmeyen bir yaratık silsilesi var. Ama bu silsilenin dışında yine ilahi kitaplarda buyuruluğu gibi "Sizin görmediğiniz benim görevlilerim vardır dünyada" deniyor." Diyerek kâinattaki fiiliyat'ın kaynağını gözler önüne sermekte. Rus bilim adamları "İnsan Aurası" denilen enerjinin etrafında 10 üzeri 16 milyon canlının yaşadığını görüntülemişler. Yani her an etrafımızda halet-i ruhiyemize etki eden katrilyonlarca canlı var. Biri ile tokalaştığımız zaman halsizleştiğimiz olur kimi zaman; aynı şekilde birisi bir başkasına baktığında karşıdaki insanın yıkıldığını görürüz. Ya da ilim meclislerinde bulunduğumuzda iyi insanlarla sohbet ettiğimizde müspet enerji yüklendiğimizi hissederken; kötü insanlarla ve onların meclislerinde bulunduğumuz zaman da menfi enerji yüklendiğimizi fark ederiz. İşte Kozmik Bilinç bu gerçekleri gözler önüne sermeye çalışıyor.

İçinde bulunduğumuz asırda insanların duygulardan ve düşüncelerden uzak olduğunu görüyor hatta düşünme kabiliyetlerini kaybettiklerini görüyoruz. Atmosferde bulunan radyo dalgaları olan mikrodalgalar, nöroelektromanyetik dalgalar insanları beyinlerini etkilemektedir. Bilinçli olarak bu kozmik dalgalar insanlığın zararına kullanılmaktadır. Bunun yanında çeşitli yöntemlerle insan duygu ve düşünce fukarası haline getirilmektedir hem de hiç birimizin haberi olmadan.

Yeri gelmişken bir kıssa anlatalım. Zamanında İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri'nin huzuruna bir kadı gelir. Kadın:" Ya İmam oğluma bir nasihat etseniz de bal yemekten vazgeçse çünkü bal vücuduna zarar veriyor" İmam-ı Azam Hazretleri: "40 gün sonra tekrar gel" diyerek kadına cevap veriyor. Başta kadın olmak üzere etrafta bulunan müritlerde İmam hazretlerinin bu cevabına bir anlam veremiyorlar. 40 gün geçtikten sonra kadın ve çocuk geliyor İmam-ı Azam'ın huzuruna. İmam-ı Azam çocuğa: "Ey çocuk bal yeme" diyor. Çocuk o günden sonra bal yemeyi terk ediyor. İmam-ı Azam'a bu kısacık cümleyi söylemek için neden 40 gün beklediniz diye sorulunca O Zat: "kadın'ın ilk geldiği gün bal yemiştim sözümün tesir etmesi için 40 gün hiç bal yemedim böylece yediğim bal tamamen vücudumdan uzaklaştı da söylediğim söz tesirini gösterdi." demiş. Evet, vücudumuza giren her gıda 40 gün sonra ancak vücuttan uzaklaştırılabiliyor. Bugün içerisinde ne olduğunu bilmediğimiz gıda maddelerini rahatlıkla tüketirken içlerinde zararlı olan maddeleri görmezden geliyoruz. Gıda maddelerinin içlerine bazı maddelerde kasti olarak konulmaktadır. Özel olarak bu gıdalar ülkemize gönderilir. Birçok yabancı sigara dünyada çok çeşitli üretilir. Türkiye'ye ise ayrı sigaralar gönderilir. Onun içine ayrı katkı maddeleri enjekte edilir. O insanların doğacak
çocukları, düşük ağırlıklı, hırıltılı, hastalıklı, ince kemikli, geri zekâlı, şaşı olsun diye. Bunu bizler demiyoruz, yapılan araştırmalar söylüyor. Demek ki, her şeyde bu sıkıntıyı duyuyoruz. Niçin yüzyıl önce bu kadar hastalık yoktu? Birçok hastalığın virüsle bulaştığı bugün
artık ortaya çıkmaktadır. Demek ki hastalıklar ağzımızla aldığımız, bedenimize giren bu gibi şeylerle bilinçli olarak oluşturulmaktadır denilebilir.

Irak'taki Cumhuriyet Muhafızları'nın akıbeti de izahına çalıştığımız kozmik dalgalarla bağlantılıdır. Olayları daha fazla derinlemesine irdelemek ve anlaşılırlığı artırmak için Prof. Dr. Ahmet Maranki'nin görüşlerine başvuruyoruz. Prof. Maranki Irak askerlerinin Amerikalılar tarafından mangurtlaştırıldığını iddia ediyor ve şöyle devam ediyor: "Sayko akustik ve sayko nörotik elediğimiz ses dalgaları vardır. Yani sıfırla sonsuz arasında. Bugün bilinen dalga boyları 1 ila 36 hertz arasında olup, alfa, beta, teta ve delta olarak adlandırılır. Bunlar o kadar aralıklıdır ki, mesela bir radyoyu düşünün. Radyonun düğmesini bir milimetre çeviriyorsunuz, başka bir kanal çıkıyor. Yani bu kadar yoğunluklu dalga aralıkları var. Her dalga aralığında da bir ses, bir komut var. Biri Çin'e giderken, diğeri Maçin'e gidiyor. Bu ses dalgalarım ne kadar yakından insanlara yönlendirirseniz, tahrip gücü o kadar yüksek olur. Amerika, Irak'ta Apachi helikopterleri ile sayko akustik ve sayko nörotik dalgalar yayarak Irak'ın yüz elli bin Cumhuriyet Muhafızını ki, bunların özelliği sarayı ve Saddam'ı korumaktı mançurya kobayı dediğimiz, robot askerlere çevirip şuursuzlaştırdı. Tabii bu dalgalar bizim kulaklarımızla duyamayacağımız dalgalardı.
Mesela; Amerika'da alışveriş merkezlerine girdiğinizde fonda bir müzik vardır. O müzikteki bir ses, sizi devamlı alışverişe yöneltir. Bunlar artık belgelidir. Apachi helikopterlerinin verdiği dalga boylarıyla o sığınaklardaki insanların bir anda beyni bulandı. Ne yapacaklarını unuttular. Mangurtlaştılar. "Biz burada niye bekliyoruz?" dediler. Dışarıya çıktılar ve sokaklarda gezen insanlar oldular. Apachi'ler günlerce önceden Bağdat'ın üzerinde belli yerlerde uçtular ve bunlara ateş açılmadı. Bunların sebepleri var. Bunun yanında buralara atılan gıdalar oldu incelemelerde bulunmak için gidildiğinde bırakılan maddeler, kokular oldu. İşte bunlarla insanlar tesir altına alınarak, düşünemeyen, fikirsiz bir mahlûk, mançurya kobayı oldular."

Irak'ta yaşanan durumun tam tersini Rusya'da görmek mümkündür. Aynı konuya Prof. Maranki şu izahatı yapmıştır: "İnsanları savaştırmak için de farklı yöntemler vardır. Yatakhanelerde LSD denilen gazlarla ve vitamin hapları gibi haplarla insanlar savaşçı haline getiriliyor. Mesela Rus ordularının Afganistan'daki binlerce insanı katletmeleri, testere ile kesmeleri, bir kişiye yüzlerce kurşun sıkılması gibi. Kızılordu'nun Bakü'ye girdiği sıralarda binlerce kişi tank paletleri altına yattı ve "Ruslar bizi öldürmez" dediler. "Biz sizden kız aldık, sen benim eniştemsin, ben senin kayınbiraderinim" dediler. Ama bir anda bir düğmeye basılmış gibi o askerler komut almışçasına tanklarına bindi ve binlerce kişiyi paletlerin altında ezdi, arkasından kepçelerle toplayıp Hazar Denizi'ne attılar. Biz bu olayları yerinde gören canlı şahitleriz. Rusya'da Amon dediğimiz özel birlikler yetiştirilmiştir. Moskova'da bir
toplantıdayız. Yer Glasnost Vakfı, Konuşmacı Valeriko Konivka. Bu adam Beyin Kontrol Merkezi'nin başuzmanıdır. Uzmanlık alanı KGB'nin tesiriyle Amonlar'ın ölüm makinesi yapılması. Sonuç başarılı. Orada şu itirafta bulunuyor; "Pişmanlık duyuyorum ve açıklıyorum ki bu beyni yıkanmış insanlar (Amon birliklerinden bahsediyor) bir daha top-
luma kazandırılamaz, enkaz haline gelmiş, ölümü bekleyen et yığınlarıdır."Sovyetler Birliği yıkıldı da bunlar ortaya çıktı. Artık dünyanın diğer ülkelerinde neler olduğunu okuyucuların takdirine bırakıyorum."

Sonuç olarak düşüncelerin sistemli bir şekilde yönlendirildiğini söyleyebiliriz. Radyo dalgalarının patolojik olarak beynin normal çalışmasını bozduğu, etkilediği, algılamalarda eksiklik oluşturduğu aşikârdır. Bu bilimsel olarak da izah edilmiştir. Radyo hipnotik dalgaların parazitel etkileriyle beynin yönlendirilmesi, beyin odaklanmasıyla hafızaların ve duyguların etkilenmesi bugün manyetometrelerle ölçülebilmektedir. Sayko akustik ve sayko nörotik dalgalar, beyinleri etkileyip, bulandırarak en azından vazifelerini unutturuyor. 1996 yılında Kafkaslardaki bir devletin Bakanlar Kurulu'na yönlendirilmiş iki tane sayko akustik dalga boyu veren makineler bulunmuştur. Ve o ülkenin Cumhurbaşkanı bir gün sonra bunu kamuoyuna açıklamıştır. Bu anlatılanlara delil olmak babından yine Prof. Dr. Ahmet Maranki'nin tesbit ettiği müşahhas bir örnekle yazımızı nihayete erditmeyi hedefliyoruz. Prof Maranki: "Son dönemde Fransa'da zihni yönlendirme ile ilgili bir yasa tasarısı kabul edildi. Yani devlet yıllardır uyguluyor ama artık açığa çıktığından yasalaştırıyor. ABD'de ise dâhili yıkıcılara karşı kullanılması için kanuni olarak telepatik yönlendirme yapma yasasını kanunlaştırıyorlar. Bugün Filistin'de, Çeçenistan'da, Bosna Hersek'te, İslam'ın hükümlerine göre kardeş hukukunda olan insanlar katledilirken, 90 Müslüman ülkenin hiçbirinden ses çıkmamakta, hatta el altından destek verilmektedir. Siz bu insanların bu hale nasıl getirildiğini sanıyorsunuz? Bakıyorsunuz Irak, İran'a saldırıyor. Dini hükümde iki Müslüman birbirine saldırdığında ikisinin de yeri cehennemdir. O zaman bizim bunların arkasında bir şey aramamız lazım. Son 50 yılda İngiltere'nin Fransa'yla veya Amerika'nın İngiltere'yle savaştığı görülmüş mü? Bu kimlere yaptırılmaktadır? İslam ülkelerine... Bilhassa direnç noktası en yüksek olan Türk insanı üzerinde oyunlar oynanmaktadır. Tek kale burasıdır. Bu kale de yıkılırsa dünyada asimile edilemeyecek başka bir millet kalmayacaktır. Onun için Türkiye ile uğraşılmaktadır." diyerek İnsanlığın Nasıl Kozmik Kontrol Altında olduğunu gözler önüne sermektedir.

Kaynaklar:

1) Türkiye'de Cuma, Maranki, 2003/29

2) http://www.maranki.com

3) http://www.cosmicpuff.net
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages