Bir Hadis, bir zan yorumu ve cevap (riyazuzsalihin 1577. hadis)

74 views
Skip to first unread message

ahmet dogan Simsek

unread,
May 14, 2015, 7:08:03 AM5/14/15
to gormee...@googlegroups.com
Zan şahidi olmadığımız konularda düşünce yolu ile kanaat oluşturmaktır.
İki çeşidi yaygındır. 
1) Hüsnü zan: Yani şahidi olmadığımız sadece olayın bir parçasını bilip diğer kısmını hayra yorarak iyi sonuca bağlamaya hüsnü zan denir.
2) Sui zan: hakkında hüküm verecek kadar şahidi olmadığımız bir kısmını fark ettiğimiz, geri kalan kısmını zanla doldurup kötü hükmü çıkardığımız konuya da kötü zan yani Sui zan denir. 
Bir kimsenin başka biri ya da grup hakkında kişisel vicdani adil bir karar verebilmesi için bir olaya şahit olması yani görgü tanığı olması yada o kişinin bizzat kendi ağzından bir itiraf duyması zannı ortadan kaldıran şuhuda erdiren bilgilere ulaşmış olması ve ulaştığı bilgilerin suç teşkil ediyor olması lazımdır. Eğer bir kişi bir başkasının bahçesinden bir elma koparırken görmüş isek. Ona hemen hırsız demek sui zandır. Belki sahibinin yakınıdır ve ya sahibinden izin almıştır gibi düşünceler ile onu aklamak ise Hüsnü zandır. Aynı kişi önüne gelenin bahçesinden bir şeyler koparıyor satıyor onunla başka şeyler alıyor ise onu hırsız olarak ihbar etmek lazımdır. Pek çok davada en az iki bazen dört şahit gerekir. Bir kimse tek başına gördüğü bir şeye ikinci görgü tanığı yoksa bazı davalarda döt tane daha şahit yoksa susmak zorundadır.
Şeriatta hükümler Zahire göre verilir. Eksik zanlara dayalı davalarda delil yoksa dava düşer. Zanlılar beraat ederler. İddia sahibi iddiasını ispat edemediği takdirde kendisi yargılanır. 
Kadı. Yani yargıç: Hayatında sabilik dönemi hariç hiç yalan söylememiş kişilerden olmak zorundadır. Yeteri kadar yalanı yakalanan yargıç mesleğinden temelli azil edilir. Çünkü Yargıcın kürsüsünde davalar için oturduğu anlar. Allah Cc,nun Adil İsmi şerifini temsilen orada oturması demektir. Kalbinin akrabalık ahbaplık tarikat kardeşliği gibi insanı kayırma zaafları yüzünden bir anlık kalbindeki dengenin davalılardan birine kayması o hakimin Ahrette hela-kına sebep olur. Adalet ile oturup Şeriatın bütün kurallarına uygun adil bir karar ile kalkması ise Allah'ın Adil ismini temsilen çok büyük bir şerefe ve Allah katında çok yüksek seviyeye ulaşmasına vesile olur.
Müddei: İddia sahibi önce iddiasının suç olduğunu ve sonrada iddiasının doğruluğunu ispat ile Mükelleftir. 
Sanık: Kendisine izafe edilen suçu işlemedi ise, işlenen suç ve suçlar döneminde nerede ne iş ile meşgul olduğunu ve suç ile ilişkisi olamayacağına dair bilgileri sunarak kendini savunmak hakkına sahiptir. 
Şahit: Şehadeti kabule uygun daha önce yalancılık dolandırıcılık yapmadığı doğru sözlü olduğu bilinen bir kişi olmak zorundadır. Daha önce yalancı Şahitliği sabit olmuş kişiler ölene kadar şahitlikten men edilir. Şahit zanna dayanmayan bildiklerini açıklayarak ve bildiklerinden bir kısmını sanık lehine saklamadan dosdoğru anlatmak zorundadır. Gerçeği değiştirecek bir bilgiyi bildiği halde saklamak da yalancı şahitliğe giren suçtur.
Mahkeme: Bakacağı davalar hangi konular ile sınırlandırılmış ise sadece o davalara bakabilir. Mahkeme başkanı bir Yargıç, Ben Yargıcım dilediğim davaya bakarım diyemez. Her davanın uzmanlık alanı farklıdır. Kendi alanı dışından bir davaya bakan bir yargıç günümüz kanunlarına göre de tutuklanmıştır. Çünkü göz doktoru ben doktorum diye kalp yada beyin ameliyatı yapamayacağı gibi hakimde kendi ihtisas alanı olarak kendisine verilen alan dışındaki işlere bakamaz.
Suç: Suçlar türüne göre farklı kolluk kuvvetleri (Polis ekipleri bölümleri) tarafından o konuya münhasır eğitim almış ve ihtisas sahibi olmuş kişilerce yasalar dahilinde kime dokunulur kime dokunulamaz, kimlerin telefonları hangi nedenler ile dinlenilebilir ve kimler asla dinlenemez şeklinde Devleti koruyan sınırlar tecavüz edilmeden takip edilir. Kanunlara uyulmaz ise takibatı yapan yaptığı hatalar ile suçlanır. Devletin İstihbaratı devletten izin almadan takibata uğratılamaz. Dokunulmazlığı olan devlet adamları da bu dokunulmazlığı devlet onlara bahşiş diye vermemiş devlet güvenliği nedeni ile vermiştir. Bunların ihlali doğrudan casusluk suçlarına girer. yani vatan ve ülke aleyhine çalışmak olarak ihanet kavramını içerir.  
Suç Çeşitleri: Suçlar çeşit olarak çoktur. Devlete ve millete karşı işlenen suçlar. Devlet ihalelerine girecek rakipleri taciz tehdit yolu ile önleyip haksız olarak kendilerine almak için rüşvet vermek, almak. Memur olarak adam kayırmak. Terfi hakkı gelenlerden birini öne geçirmek için diğerlerinin sicilini bozmak. Dosya çalmak. Tecessüs, Bir komutanın evine tamirci diye bir ast subayı gönderip. Banyosuna kamera takıp 14-16 yaş arasındaki kızının çıplak hareketlerini kayıt edip babasına göstererek internet te yayınlarız diyerek vatanına ve devletine ihanete zorlamak. ya da istifa edip yerinine yeni bir şantaja açık zavallı getirip ihaneti ona yaptırmak. Polis Toması ile yanmakta olan arabayı kenara itmek yerine başka arabaları da onun yanına itip yakmak gibi her türlü ahlaksızlık kötülükleri yapmak. Düşmanlara Ülkemizi suçlamak için MİT in gizli faaliyetlerini açığa çıkarıp dünyayı Türkiye'ye baskı kurup devleti çökertip kendi ihanet teşkilatlarının iktidar yapılmasını sağlamak.
Ülkenin her kuruşun da Tüyü bitmedik yetimlere kadar herkesin hakkı olan bütçesini düşmanla birleşip polisi de kullanarak anarşi çıkarıp yaymakta kullanmak ve bilerek polisi yanlış vatan ve millet aleyhine kullanmak 
Sanki bu ülkenin tapusunu yabancı devletler kendilerine vermiş gibi yaptıkları her suçu meşru göstermeye çalışarak sürekli suçlarını artırmak. Devletin en büyük inşaat ve ihallerini durdurup sonrada Düşmanlarımıza vererek ülkeyi satmak. Adi suçları saymaya gerek görmüyorum. Bunlar zanla izah edilip haram ve ahlaksız vatan hainleri hakkında zanlar ile izah edilemeyecek kadar çok. Kendimin ve yakınlarımında şahit olduğu kesin alçaklıklar ve emanete hıyanetlerdir. Haktan kurban parası toplayıp Afirka da Kurban kesmemek. Birinci dereceden arkadaşlarımdan Afrika dan gelen bilgiler. Bunlardan sadece bir tanesinin ispatı dahi dünyanın nasıl en alçak ve şerefsiz hain örgütü ile karşı karşıya olduğumuzun delilidir. Hala bu konularda hüsnü zandan bahis ile alçak ve hainleri aklamaya çalışmak için, Ya Cibali baba gibi evliya yada onların haram tenceresinden haram yemek yemiş olmak gerekir. Cibali baba kıssası: İstanbulun Fethinde Kaleye yağan Fatihin top güllelerini havada eli ile çelerek atmayın gavurcuklarıma diye İstanbulun fethini imkansız kılan Evliyanın adıdır. O evliye orada durdukça İstanbulu alamayacaklarını anlayan Fatih ve hocası Akşemseddin. Bir gece Sabaha kadar Allah dua edip bu zatı oradan çekmesi için yalvarırlar. Ve Cibali Baba o sabah vefat eder. Sonrası malum. Cibali baba kendi adıile anılan semtte medfundur.
Böyle durumlarda bu gibileri her savunma onların dahada batmasına ve savunanın da birlikte batmasına sebep olur. Şahidi olduğumuz şeylerde zan yoktur. Sadece doğru ve kesin şehadetimiz olanlar suçluların ihanetini ispata kafidir. Hainleri aklama gayreti sahibine günah artırmak dışında hayır getirmez. Bilakis iki cihanda da zarar verir. Yargının sonucu ne olursa olsun Şer-i Olarak bunlar suçludurlar. Ancak bir şeriat mahkemesinde aklana bililer ki bu ihtimal de artık mahşere kalmıştır. İleride kendi vicdan mahkemelerindeki bu suçların ağırlığı kendilerini ölene kadar ezecek ve pişmanlık ile aleni özür ve tövbe etmezlerse ölümleri de korkunç olur.
A.D.Şimşek

13 Mayıs 2015 16:39 tarihinde ismail çakıcı <ibrac...@gmail.com> yazdı:
Birkaç gündür açıklanan hadisleri önyargılardan uzak olarak okuyup üzerinde tefekkür ettiğimiz zaman çoğumuzun ne kadar yanlış bir tutum içine girmiş olduğu anlaşılacaktır..
 
 
----- Original Message -----
Sent: Wednesday, May 13, 2015 4:23 AM
Subject: "Görme engelli" riyazuzsalihin 1577. hadis

 

 MÜSLÜMANLARA GEREKSİZ YERE

SÛİZANDA BULUNMA YASAĞI

Âyet

 

 

"Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Zira zannın bir kısmı günahtır."

Hucurât sûresi (49), 12

İsm, cezalandırılması gereken günah demektir. Zan ise, ihtimal üzerine hüküm vermektir. Binaenaleyh zanna dayalı hükümlerin doğruluğu da zannîdir, asla kesin değildir. Başkasının hakkının söz konusu olduğu yerlerde verilmiş yanlış hükümler neticede iftira ve bühtan olarak büyük bir vebal sebebidir. Zannın kaynağı özellikle eğer kişinin nefsi ise, hata ve vebal daha da büyür. Bu sebeple ihtiyat ve tedbir, zannın çoğundan ya da çoğu zandan kaçınmayı gerektirir.

Zannın bir kısmının günah olduğunun belirtilmesi, herşeye rağmen her zannın mutlaka vebali gerektirmediğini gösterir. Hatta, Allah ve mü'minler hakkında güzel zanda bulunmak vâciptir. Durumu bilinmeyen bir kişi hakkında güzel zanda bulunmak vâcip olmasa bile kötü zanda bulunmak da câiz değildir. Ancak haksızlığı ve günahkârlığı bilinen kişiler hakkında kötü zanda bulunmak haram değildir.

"Zannın çoğundan kaçının" buyurulması, genel bir üslûp içinde kaçınılması vâcip olan zanlar bulunduğunu gösterir. Durum iyice belirli hale gelmeden birileri hakkında kötü zanda bulunmaya cür'et edilmemesini tenbih anlamı taşır. Çünkü bilmeden ağır veya büyük günah olan zanna düşme tehlikesi dâima vardır.

Hadis

 

1577. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.”

Buhârî, Vasâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56

Açıklamalar

Asıl dayanağı kesin bilgi (yakîn) olması gereken dinî konularda zan ile hareket etmek, zanna dayanarak haber vermek aslâ doğru değildir. Nitekim yüce Rabbimiz, İslâm gerçeği karşısında birtakım zan ve tahminlerle ileri geri konuşan, iddialarda bulunan putperestler hakkında "Onların çoğu, zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutamaz" [Yunus sûresi(10), 36] buyurmuştur. "Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar" [Necm sûresi (53), 23] âyeti de hem müşriklerin hem de dinî konularda his ve heveslere dayanarak zan ve tahminle görüş beyan edenlerin asıl yanlışlarını ortaya koymaktadır. Burada reddedilen zan, tam anlamıyla sûizandır.

Dinin iki temelinden biri olan sünnetin asıl dayanağı olan hadis rivâyeti konusunda zan ve tahminle hareket edilmesi, hadis nakledilmesi öncelikle bu yasağın içinde ve hatta başındadır. Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Zaten Peygamber Efendimiz, "Kişiye yalan (veya günah) olarak her duyduğunu nakletmesi yeter" (bk. 1551 numaralı hadis) buyurmuştur.

Zan, bir mânada, nefsin telkinlerinin en yalan olanıdır. Zira zan, şeytan tarafından insanın içine atılmış bir düşüncedir. Bu noktadan hareketle hadisimizi "Müslümanlara yönelik olarak sûizanda bulunmaktan sakının! Çünkü bu tür bir beyân, sözlerin en yalanı olur" diye mânalandırmak da mümkündür. Nevevî merhum, büyük bir ihtimalle bu mânayı tercih ettiği için hadisimizi burada bir kez daha tekrar etmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Kötü zan, sözlerin en yalanıdır.

2. Müslümanlar hakkında sûizanda bulunmak haramdır.

Hayrnnas Men Yenfeunnas:
insanların hayırlısı insanlara faideli olanıdır.
(Hadis-i Şerif)

--
İletiniz, kişiliğinizi yansıtır.
 
 
Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol!
 
Engellilerin buluşma ve dayanışma grubundasınız. Grupla paylaştığınız iletilerin bilgi içerdiğinden emin olunuz. Sorun yaratmak değil; sorun çözebilmek için biraradayız; unutmayınız. Engellere, engel olabilmek dileğiyle...
 
Merhaba, paylaşılan iletilerden sadece iletinin sahibi yani paylaşanı mesuldür...
 
Gurup sahipleri , moderatörler ve diğer üyeler mesul tutulamazlar...
 
Üyeler, TCK ve internet yasalarına
bağlı kalarak, kanunlara uygun paylaşım yapacağını temin ederler...
 
Gurup yazışmalarının özele taşınması halinde doğacak hiç bir sonuç gurup sahipleri ve sakinlerini bağlamaz...
 
Guruba üye olan ve üye kalmaya devam eden herkes bu kuralları kabul etmiş demektir...
 
Her iletinin alt bilgisinde bu kural üyelere iletildiğinden, görmedim ve duymadım denmesi mümkün değildir...
 
Keyifli günlerdileriz ...
 
Bu grubun hiçbir kurum, kuruluş, dernek ve siyasi oluşumla ilişkisi bulunmamaktadır.
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Görme Engelli" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için gormeengelli...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, gormee...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

--
İletiniz, kişiliğinizi yansıtır.
 
 
Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol!
 
Engellilerin buluşma ve dayanışma grubundasınız. Grupla paylaştığınız iletilerin bilgi içerdiğinden emin olunuz. Sorun yaratmak değil; sorun çözebilmek için biraradayız; unutmayınız. Engellere, engel olabilmek dileğiyle...
 
Merhaba, paylaşılan iletilerden sadece iletinin sahibi yani paylaşanı mesuldür...
 
Gurup sahipleri , moderatörler ve diğer üyeler mesul tutulamazlar...
 
Üyeler, TCK ve internet yasalarına
bağlı kalarak, kanunlara uygun paylaşım yapacağını temin ederler...
 
Gurup yazışmalarının özele taşınması halinde doğacak hiç bir sonuç gurup sahipleri ve sakinlerini bağlamaz...
 
Guruba üye olan ve üye kalmaya devam eden herkes bu kuralları kabul etmiş demektir...
 
Her iletinin alt bilgisinde bu kural üyelere iletildiğinden, görmedim ve duymadım denmesi mümkün değildir...
 
Keyifli günlerdileriz ...
 
Bu grubun hiçbir kurum, kuruluş, dernek ve siyasi oluşumla ilişkisi bulunmamaktadır.
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Görme Engelli" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için gormeengelli...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, gormee...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages