Tekel işçilerine değişik çevrelerden gelen destek devam ediyor. Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı ve Öğretmen Dünyası Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Zeki Sarıhan dernek sitesinde yazdığı makalede şunları dile getirdi:
Özelleştirmeden zarar gören Tekel yaprak tütün işçilerinin zorlu direnişi uzun süredir hasret kaldığımız bir şeydi. İşçiler hakları verilmezse memleketlerine ancak ölülerinin götürülebileceğini ilan edecek kadar kararlıydılar. Oturma eylemleri, on binlerce kişinin katıldığı miting, açlık grevleri, 2007 yazındaki büyük cumhuriyet mitinglerinden sonra yeni bir halk hareketinin müjdecisi ve tetikleyicisidir.
Türkiye’nin emperyalist Batı’ya bağımlılığı sürerken içerdeki siyasi kamplaşma, devletin kurumları arasındaki zıtlaşma artıyor. Kürt-Türk bölünmesi şiddetleniyor. Ekonomik krizden çıkılamıyor. Zamlar birbirini izliyor ve özellikle gençlerimizin önemli bir bölümü işsizlikten bunalıyor. Bütün kurumlarda partizan kadrolaşma devam ediyor. Amerikancı ve Avrupacı yeni muhafazakâr burjuvazinin basını kendi emrine alma süreci hızlanıyor.
Kitleler ancak kendi somut ihtiyaçlarından hareketle mücadeleye atılırlar ve günümüzdeki mücadeleler de bunun kanıtıdır. Her biri bir kıvılcım çaksa da toplumun çeşitli kesimleri tek başlarına Türkiye’nin yüzünü aydınlık bir geleceğe yöneltemezler. Birkaç bin tekel işçisinin yeni işyerlerine yerleştirilmesi belki yalnızca onlarda geçici bir rahatlama yaratabilir. Ya da örneğin işsiz öğretmenler için birkaç binlik öğretmen kadrosu çıkarılması ve bunların öğretmenliğe atanması ülkenin sorunlarını çözemez. Bu büyük sorunların altından kalkmak yeni ve örgütlü yaygın bir halk hareketiyle mümkün. Toplumun en geniş kesimleri siyasallaşmadıkça, iş ve ekmekleriyle ülkenin ana sorunlarının birbiriyle bağlantısını görmedikçe millet hak ettiği yüceliğe ulaşamaz.
Cumhuriyet mitinglerinde en azından birer milyon kişi, ellerinde bayraklarla, dillerinde bağımsızlık ve laiklik sloganlarıyla alanları inletiyorlardı. Ancak bu büyük kalabalık, tekel işçilerinin mücadelesini yeterince desteklememiştir. Cumhuriyet mitinglerine de işçilerin yeteri kadar katılmadıkları ortadadır. Günümüz toplumsal mücadelesinin en önemli zayıflığı, birleşip tek bir noktaya yönelmeyişidir. Sanki “Her koyun kendi bacağından asılır” sözüne gerçeklik kazandırmak ister gibi gerçekten de bacaklarımızdan tek tek asılıyoruz. Toplumun çeşitli kesimlerinin Tekel işçilerine verdiği destek bu anlayışın aşılmaya başlandığına işarettir.
Şimdi kitlelerin bu mücadeleleri birleşiyor. Aydınlar işçisiz, işçiler aydınlar olmadan başarıya ulaşamayacaklarını anlamaya başladılar.
Hükümet sözcüleri 12 Eylül karanlığından beri “ideoloji” sözcüğüne yüklenen olumuz anlamdan yararlanarak işçilerin “ideolojik” davrandığını ileri sürüyor. Gerek tekel işçilerinin sözcüleri, gerek Türk-İş yetkilileri başlangıçta “Bizim davamız ekmek davasıdır, siyasi bir yanı yoktur” diyor, “ideolojik” olmadıklarını söylüyorlardı. Bu sözler onların düzen değişikliği ve iktidar talebinde bulunmadıkları, orayı işverenlerine terk ettikleri anlamına geliyordu. Ancak eylem uzadıkça bu söylemlerin yerini genel grev ve düzen değişikliği istekleri almaya başlamıştır. Mücadele insanı eğiten en büyük öğretmendir.
Biz eğitimdeki çarpıklıkların her biriyle mücadele ederken, ulusal bir eğitimin ancak ulusal bir halk iktidarıyla çözülebileceğini biliyoruz. Her bir mesleğin, sınıfın mücadelesi birer dereye benzer. Bunlar birleşip gür akan bir nehir oluşturmadıkça halkın önüne dikilen barajlar yıkılamaz.
Damdan düşenin haline gene damdan düşen bilir. Tekel işçilerini ziyaret eden, onları desteklemek için yapılan mitinge katılan öğretmenler, birlikte aydınlık bir Türkiye’yi kurma niyetlerini belli etmişlerdir.
Bağımsız Türkiye’nin halkçı iktidarını kurabilmek için hangi yol kullanılacaktır? Orta sınıf aydınlarının çoğu, eskiden beri silahlı kuvvetlere bel bağlarlardı. Son yıllardaki gelişmeler, Türkiye’de ikili iktidarın sona erdiğini, bütün iktidarın hemen hemen tek bir kuvvette toplandığını gösteriyor. 12 Eylül ve 12 Mart darbelerinde orduyu bir zulüm aracı olarak kullanan Amerika ve NATO, bu ordu Atlantik sistemine bazı itirazlar yöneltince onu yalnız başka ülkelere müdahale aracı olarak tutmaya karar vererek, bir zamanlar halk hareketinin bastırılmasında büyük roller verdiği bu gücün siyasetteki ağırlığını nerdeyse sıfırlamıştır.
Şimdi artık halk iktidarını milyonlarca halkın uyanmasında ve harekete geçmesinde aramaktan başka çözüm yoktur. Dünyada bundan daha demokratik bir yol keşfedilememiştir.
Günümüzde tekel işçileri gibi bazı kesimlerin harekete geçmesi, belki de toplumun uyuşukluktan kurtulma isteğine işarettir. Bu olumlu bir gelişmedir. Umutsuzlara, sabırsızlara hatırlatmak isteriz ki her şey birdenbire olmaz. “Merdiven basak basak” demişler. Mücadele ederken sabırlı olmasını da bilmek gerek. (23.1.2010)