Hilal Ajans
unread,Mar 22, 2009, 3:49:26 PM3/22/09Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to guz...@googlegroups.com, dunyaturkbirligi
Hz. ömer'in Adalet Anlayışı
Hz. ömer'in Adalet Anlayışı
Devlet
birimlerinde veya özel sektörde yönetici ya da söz sahibi olmak kolay
iş değildir. Çünkü bulundukları konum itibariyle sorumluluk gerektiren,
sorumsuzluğu ise asla affetmeyen bir makamdır oraları. Lakin bu
makamlar öylesine yozlaştırılmıştır ki buralara seçilen ya da atanan
üst düzey yönetici, bürokrat ve devlet adamları gibi sorumlular(!)
tarafından, işgal ettikleri bu koltuklar da âdeta
sorumsuzlaştırılmıştır.
Siyasî ve sosyal hayatta öyle tipler
vardır ki devlet yönetiminden bihaber, aile şirketi yönetiminde ise “1
numara”dır. Çürüttükleri veya çürütmeye çalıştıkları o makamları ele
geçiren bazı maymuncuklar devlet eliyle zengin olmanın haklı gururunu
yaşarken, diğer taraftan ezilen, horlanan, umursanmayan 70 milyonun
hakkını boğazlarına geçirmekten de asla utanmazlar. Bundan sonra da
utanmayacaklar… İşte, sözüm ona bu utanmazlıkları marifet sayıp
arlanmayan gafillere ibretlik bir vesika! Sözüm ona sapla samanı ayırt
etmekten aciz zavallı halk, belki bu satırları okur da adaleti, devlet
adamlığı ve devlet yönetimiyle ünlü Hz. Ömer'in ve onun adalet
anlayışının nasıl istismar aracı olarak kullanıldığının farkına
varır!..
“ Bir akşam ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın
bir tencereyi karıştırıyor, hem de için için ağlıyordu. Fakat yemek bir
türlü pişmiyor, yavrular da “Açız! Açız!” deyip ağlaşıyorlardı.
Derken
uzun, iri heybetiyle Halife Hz. Ömer ve Sahabî'den Abbas göründüler.
Güler yüzleriyle selam verip çadırdan içeri girdiler. Hz. Ömer çadır
içinin perişanlığından üzülen sesiyle:
— “Bu yavrular, niçin ağlıyor teyze? Söyle” dedi.
— Bugün ikinci gündür aç kaldılar…
— O halde neden biraz yemek komuyorsun?
— Yemek mi? Çömleği sen tirit mi zannediyorsun?
— Çakıl taşıyla beraber bütün zaman kaynar…
— Senin midir bu küçükler?
— Torunlarım…
— Ne de çok!
— Adam, Emîr'e gidip söylemez mi hâlini?
— Allah o Emîr dediğin Ömer'i kahretsin, belâsını bulsun!
— Ömer, sana bu kadar beddua edecek ne yaptı?
Ya ben yetim avuturken Emîr uyur mu gerek! Biz ona Allah'ın emanetiyiz. Gelip de bir aramak yok mu?
Haklısın, yalnız, işi çoktur, zaman bulup gelemez. Gidip de söylememişsen ne haldesin bilemez…
“Öyleyse, hilâfeti niçin vaktiyle kabul etti?” diyen kadın, bu sefer
âdeta kudurarak Halife Ömer'e lânetler yağdırmaya başladı:
— Ömer! Yetimlerin âhını sen yağmur duası mı sanırsın!
Çocukların
“Açız! Açız! Bize bir lokma ekmek ver!” çığlıkları daha artınca koca
Halife: “Haklısın teyze! Ben şimdicek gider gelirim” dedi.
Sanki
bir suçlu gibi, Ömer önde, Abbas arkada, Medine'ye yollandılar. Epey
bir zaman sonra, Ömer sırtında bir un çuvalı, Abbas da elinde bir yağ
ibriği ile çadıra yaklaşırken aralarında şöyle bir konuşma geçti:
Abbas: “ Ben götüreydim, verir misin çuvalı?”
Ömer:
“ Hayır, yorulsam değil, ölsem bile yardım etme sakın! Ben bu Hilâfeti
vaktiyle yüklenmemeli idim. Yarın Huzûr-ı İlâhî'de kimse Ömer'in
günahlarına ortak olamaz:
Kenâr-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu
Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den onu…”
Böyle
konuşarak çadıra girdiler. Ömer, onu tencereye eliyle attı, yağı
üstüne boşalttı. Yemek pişti, çocukları doyurdu. Kocakarının yüzü
güldü. Ömer ona ( yine de kendisini tanıtmadan) yarın Emîr'e gelip
kendisini orada bulmasını söyledi… Yetimlere nafaka bağlanacaktı…”
“Aşsız
ev, işsiz genç kalmayacak!” sloganıyla yollara düşüp yönetime talip
olanlar halkın desteğiyle yetkiyi aldılar almasına da değişen hiçbir
şey olmadı. Gösterişli kömür, gıda, yeşil kart dağıtımındaki artıştan
başka değişen ne oldu ki? İşsiz yine işsiz, aşsız yine aşsız!..
Binlerce üniversite mezunu genç, işsiz güçsüz evde oturmaya devam
etmekte(özel sektörde çalışmaya müsait bölümlerden mezun olanlar
hariç), girdikleri KPSS'nin ardından yapılan yerleştirmelerde branş
bazında yetersiz alım yapıldığından evde oturmaya mahkum edilmekte. Bu
sıkıntıları devletin yetkili mercilerine bildirdiklerinde ise bu
mercileri işgal eden yetkililer tarafından, gönderilen yazıyla uzaktan
yakından alakası bulunmayan eften püften cevap verilmekte.
Hz.
Ömer, kendisine gelmeyen kocakarının müşkülatını hallederken,
içerisinde bulunduğumuz müşkül durumu dile getirdiğimizde: “Biz kimseye
iş vermek zorunda değiliz. Kimse bizden iş beklemesin!” diyen bir
bakanla karşılaşıyoruz.
Ülke yönetiminde söz sahibi bir kişi Hz.
Ömer'in adalet ve devlet anlayışına atıfta bulunarak; Hz. Ömer, “Dicle
kenarında bir koyunun ayağına taş değse, Yüce Allah bunu Ömer'den
sorar” diyordu. Dolayısıyla Türkiye'de var olan sorunlardan da ben
sorumluyum” diyerek büyük bir sorumluluk üstleniyordu. Büyük bir
tecelli ki aynı kişi “Benim çocuğum işsiz.” diyen babayı, “Senin
çocuğun da işsiz kalsın ya, ne yapalım otur, otur!..” diye azarlıyordu.
İşte,
efendiler! O sözde sorumluların Hz. Ömer'in adalet ve devlet yönetimi
anlayışından anladıkları budur. Hz. Ömer'i bile kendi iğrenç emellerine
nasıl istismar aracı olarak kullandıkları da adl-i İlâhî olarak
yukarıda olduğu gibi defalarca ortaya çıkmıştır. Bize düşen görev ise
adaletten dem vurup keseri elinden düşürmeyenlerin elindeki keseri
alıp, onlara adaletin testere ile sağlanacağını büyük bir cesaretle
göstermektir. Unutulmamalıdır ki elimizde testere de olsa keser
karşısında cesur olamıyorsak zafere ulaşmamamız mümkün değildir!..
29 martta vatandaşlık vazifemizi yerine mutlaka getirelim değerli dostlar hoşça ve dostca kalın
--
Hilal AJANS - AlpEren