Öcalan: Boykot daha da aktifleştirilebilir

0 views
Skip to first unread message

Gündem

unread,
Aug 27, 2010, 5:36:34 PM8/27/10
to Gündem-Politika
Öcalan, 'AKP'yi ciddi ve samimi görmüyorlarsa mevcut boykot
tutumlarını daha da aktifleştirebilirler, aktif boykot konumuna
geçerler. Referandum konusunda kararı halka ve kurumlarımıza
bırakıyorum. Tartışmalarından sonra hayır bile diyebilirler, ben buna
da karışmam, halkın vereceği her karara saygılıyım' dedi.

AKP'nin modern Hamidiye Alaylarını geliştirdiğine dikkat çeken Öcalan,
'Daha önce Türk-İslam'dı şimdi İslam-Türk zihniyetini yapılandırıyor,
Kürtleri de bu sisteme yedeklemek istiyor. Yani Hamidiye alaylarının
bir tür güncellenmesiyle karşı karşıyayız. Abdulhamit bunu koruculuk
temelinde yaptı. Ama AKP modern Hamidiye Alaylarını geliştiriyor''
diye konuştu.

Eylemsizlik kararına rağmen operasyonların geliştiğini belirten
Öcalan, eylemsizliğin meşru müdafaayı ve misillemeyi haksız
kılmayacağına dikkat çekti. Öcalan İmralı'da kendisiyle yapılan
görüşmelerin ise devlet sıfatıyla yapıldığını belirtti.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen
bilgilere göre görüşmede sağlık sorunlarına değinen Öcalan, 'Sağlık
açısından yeni bir durum yok ama bilinen sorunlarım devam ediyor.
Başarırsak bir mucize olur, buradan sağ çıkmam bir mucize, büyük bir
başarı olur. Kitaplarla, romanlarla anlatılacak bir durumdur
yaşadıklarım' dedi.

Öcalan, şöyle devam etti: 'Süreci genel olarak takip ediyorum,
devletle görüşmem konusunda neden bu kadar kıyamet kopartılıyor. Bunun
tarihsel arka planı var. Yalçın Akdoğan'ın değerlendirmelerini okudum.
Benim tutumumla ilgili bir değerlendirme de yapmış. İşlerin bu noktaya
geleceğini ben hep söyledim. Ama anlaşılmadı. Daha önce rolümü hep
söylüyordum. Fakat kurumların rolünü oynamadığı bir ortamda bütün yük
omuzlarıma biniyor. Ben çekilmeyi biraz da bu nedenle, kurumlar rolüne
uygun hale gelsin diye belirtmiştim. Yoksa bütün sorumluluğu bana
bırakıyorlar. Kaldı ki sağlığım da gerçekten her zaman böyle
olmayabilir. Buranın beni ne kadar zorladığını hep söylüyorum. '

GELENLER DEVLET SIFATIYLA GÖRÜŞÜYOR

'Karayılan aslında herkesin bildiğini söylemiş. Taraf çevresi ve bunun
süreci tıkatacağı yorumunu yapanlar aslında Hükümeti kurtarmaya
çalışıyor. Bütün bu olup bitenlerde Hükümetin rolüne değineceğim.
Hazırlıksız ve yetersiz olduklarını zaten belirteceğim. Karayılan'ın
dediklerinden anlaşılması gereken şudur. Önemli olan görüşmedir,
görüşmeyi yapan devlettir. Gelenlerin genelkurmaydan, istihbarattan
veya sivil otoriteden olmasının önemi yoktur, devlet sıfatıyla
görüşüyorlar. Karayılan'ın söylediklerinden ben de bunu anlıyorum. '

DİYARBAKIR ÖZSAVUNMA OLUŞTURSUN, KENT KONSEYİ KURSUN

'Diyarbakır'daki esnaf ve sanayicilerin açıklamalarına da değineceğim.
Selahattin Demirtaş için Pol Pot tarzı filan demişler. Saçmalıktır bu.
Bu cesareti nereden alıyorlar. Fakat bizimkiler de çok rahat. Herkes
çok kendini beğenmiş, herşeyi bildiklerini zannediyorlar. Nasıl böyle
oluyorlar anlamıyorum. Yıllardır Diyarbakır için Kent Konseyi tarzında
bir önerim oldu. Zannedersem Diyarbakır'da kent merkezinde yüzde
seksene yakın bir destekleri var. Böyle bir destekle nasıl bu kadar
dağınıklar anlamıyorum. Ben konuşuyorum onlar bildiklerini yapıyorlar.

Diyarbakır için öz savunma güçlerini önermiştim. Bir tehlike durumunda
Diyarbakır'ı, Diyarbakır merkezindeki halkı kim koruyacak? Soruyorum,
gerilla mı koruyacak? Mümkün değil. Özsavunma, silahlı güç anlamında
değildir, örgütlülük anlamındadır. Mahalle birlikleri oluşturulur,
bunlar temsilini Kent Konseyi'nde bulur. Bütün bunlar Akademilerde
tartışılabilir. Halk kendi çözüm ve analizlerini kent meclislerinde
karara bağlayabilir. İran'ın eylemsizlik kararına rağmen saldırıları
oluyorsa, karşısındakilerin de kendini savunma ve misilleme hakkı
meşrudur. Böyle olmazsa meydan provokatörlere kalır, anlamlı barış
süreçleri de böyle gelişmez.'

MİSİLLEME DOĞAL BİR HAKTIR

'Eylemsizlik kararına rağmen operasyonların devam ettiği anlaşılıyor.
Eylemsizlik meşru müdafaayı haksız kılmaz. Meşru müdafaa ve misilleme
doğal bir haktır. Geçmişte de geri çekilme döneminde buna benzer
saldırılar olmuştu. Geri çekilen güçlere saldırılar yapılmıştı.
Zannedersem o dönemde beşyüze yakın kayıp verilmişti. Bu vesileyle
şunu da belirtmek istiyorum. Kimse benim arkama sığınarak, onun
verdiği karardır, eylemsizliktir diyerek kayıplara sebebiyet vermesin,
savunmasız kalmasınlar. Savunma ve misilleme hakkı her zaman doğal
olarak vardır, eylemsizlik kararı bu hakkın kullanılmasına engel
değildir. Ben kimseye talimat vermiyorum ama kendini savunma ve cevap
verme hakkı meşrudur. Tekrar belirtiyorum, anlamlı bir barışa ancak
böyle ulaşabiliriz. Böyle olmazsa meydan provokatörlere kalır, anlamlı
barış süreçleri de gelişmez.

Batman'daki olayda provokasyon ihtimali yüksektir, açıklığa
kavuşturulmalıdır. Ben öteden beri ta dörtlü çete sürecinden beri
savaş tarzlarını eleştirdim. İyiniyet-kötüniyetten ziyade objektif
olarak bakıldığında ortada provokatif bir durum var. Tehlikelere karşı
önlem alınması gerekirdi. Jitem tarzı sızmalara karşı daima uyanık
olunması gerektiğini hep belirtmiştim. Bu tehlike bitmiş, sona ermiş
değil, sızmak isteyenler her zaman olabilir.'

ANADOLU'YU KÜRTLER TÜRKLERE AÇTI

'Ben uzun bir süredir ABD ve İsrail başta olmak üzere uluslararası
sistem neden Türkiye'de Kürtlerin dışlandığı bir siyasal sistem
istiyor diye yoğunlaşıyordum. Ulaştığım bazı sonuçlar var. Bu aralar
Ahmet Özer'in kitabını da inceliyorum. Orada da bazı şeyler var. Kürt-
Türk ilişkisi tarihi söylendiği gibi gerçekten de bin yıllık bir
tarihi kapsıyor. Hatta 1071 değil 1050'lerde başlayan bir tarih
sözkonusu. Anadoluya Türk beyliklerinin akınları var, bunlar Kürtlerin
yardımıyla Anadolu'ya yayılıyor, yerleşiyor. Bizanslara karşı Kürt
beylikleriyle birlikte savaşıyorlar, hatta Silvan hattında bir tampon
bölge oluşturuyorlar. Kürt beyliklerinin desteği olmazsa Malazgirt
savaşını kazanma ve Anadolu'ya yerleşim mümkün olmazdı. Türklerin
Anadolu'ya siyasal yerleşmeleri Kürtlerin sayesinde oluyor. Bu kesin
tarihi bir gerçek. Yayılmaları da yine Kürtlerle yaptıkları
ittifaklarla gerçekleşiyor. Yavuz Selim döneminde bu ilişki
yenileniyor, yeniden kuruluyor. Bu sayede Doğu'da 1514'de İran-
Safevilere karşı Çaldıran Savaşı kazanılıyor, Ortadoğu yolu böyle
açılıyor. Ardından 1516'da Yavuz, Mercidabık savaşında Memlükleri
yenilgiye uğratıyor. Daha sonra Kürtlerin desteğiyle 1517'de Ridaniye
savaşıyla Memlükleri nihai olarak yenilgiye uğratıyor, Memlük
hükümdarının idamıyla Mısır yıkılıyor ve Halifeliği ele geçiriyorlar.
'

KANUNİ ÖZERKLİK VERDİ

'Sonra Kanuni dönemi geliyor. İlişkiler devam ediyor. Kanuni'nin
meşhur bir sözü var; 'Kürtler imparatorluğumuzun etten duvarı ve etten
kalesidir' diyor. O dönemde Kürt beylikleriyle imzalanan, bilinen
Cumhuriyet dönemi Amasya Protokolü dışında ayrı bir Amasya protokolü
var. İlginçtir bu protokolde bugünkü deyimiyle Kürtlere özerklik
anlamına gelecek açık hükümler var, özerklik veriliyor. Gelişen
uluslararası kapitalist sistem bu ilişkileri bozuyor. Uluslararası
sistemin müdahalesiyle III.Selim dönemiyle başlayan bir süreç var,
daha sonra bu toprakların ruhuna yabancı bir zihniyet olan İttihat
Terakki zihniyetini empoze ediyorlar. Mustafa Kemal bu zihniyetin
farkında ve bunun dışında bir yaklaşımı var. Buna uygun pratik
çabaları da var. 1916'da Kürdistan'a gidiyor, ta 1919'a kadar esas
olarak Kürdistan'daki ilişkileri sayesinde ayakta kalıyor. Hatta şuna
dikkat çekmek istiyorum. Erzurum Kongresi'nde delege olması Kürtlerin
sayesindedir. Kongre'deki Bitlis delegesi çekiliyor, yerini Mustafa
Kemal'e bırakıyor ve Mustafa Kemal böylece esasen bir Kürt delegesi
olarak bu kongreye katılıyor. Bu tarihi hakikati herkesin bilmesi
gerekiyor. Fakat uluslararası sistem Musul-Kerkük karşılığında
Kürtlerin dışlanmasına onay veriyor. 1925'te Mustafa Kemal'e komplo
düzenliyor. 1925 komplosuyla Mustafa Kemal etkisiz hale getiriliyor.
Biliniyor, İzmir Suikastiyle Mustafa Kemal yalnızlaştırılıyor. Aynı
dönemde kendi ekibinden olan Fethi Okyar başbakanlıktan alınıyor,
yerine İsmet İnönü getiriliyor. Ardından Mustafa Kemal
ilahlaştırılıyor, sen tanrısın, İnönü de peygamber, Fevzi Çakmak da
vurucu güç deniliyor. Mustafa Kemal etkisizleştiriliyor, yetkileri
sembolik hale getiriliyor, asıl güç İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'a
veriliyor. Uluslararası sistem böylece hakimiyetini kuruyor, İttihat
Terakki zihniyetini geliştiriyor. Gerçek Türklükle alakası olmayan
Beyaz Türk kavramı böyle ortaya çıkıyor. Türk kapitalistleşmesi bu
temelde gelişiyor. Yalçın Küçük de bunları kitaplarında yazmış. O öyle
Mustafa Kemal'e atfen söyledikleri 'Ne Mutlu Türküm Diyene' söylemi de
Beyaz Türkler tarafından geliştiriliyor. Kürtler bu şekilde siyasal
sistemden dışlanıyor.'

AKP ESNAFLARI KULLANIYOR, 1925'TEKİ GİBİ

'Burada ulaştığım ve dikkat çekmek istediğim sonuçlardan biri,
ilginçtir, bugünkü esnaf-sanayici açıklamalarına da ışık tutuyor. 1925
Şeyh Sait isyanı döneminde yine Diyarbakır merkezli bazı esnaf
oluşumları, çevreleri Şeyh Sait aleyhine devlet tarafından
kullanılıyor. Ben açıklama yapan esnaf-sanayiciler kötüniyetli falan
demiyorum, onların niyetlerinden bağımsız objektif gerçekliği
açıklıyorum. Bir kullanılma durumu var, uyanık olmaları gerekir. AKP
bunları kullanır, bir süre sonra da atar.

AKP'NİN HESAPLARI TUTARSA KÜRT HAREKETİ BİR YÜZYIL DAHA GERİYE GİDER

Buradan AKP politikalarına geliyorum. AKP'yi de aşan ve AKP'ye
dayatılan bir uluslar arası sistemle karşı karşıyayız. Bu sistem
AKP'ye bir rol biçmiştir. AKP'yi de yekpare bir blok olarak
görmüyorum, içinde farklı düşünenler de olabilir. Fakat uluslararası
sistem AKP'ye 'Kürtlere sınırlı, sembolik, kırıntı anlamında bazı
haklar ver, Kürtleri kendine bağla' rolünü biçmiştir. Bazı
akademisyenler, 'Abdulhamit döneminde kurulan Hamidiye Alayları
koruculuk sistemine dayalı inşa edilip yüz yıl Kürt hareketini
oyalamış ve kesintiye uğratmıştır' diyorlar, doğrudur, katılıyorum ama
AKP'nin Kürtler üzerindeki oyunları ve politikaları bundan daha
tehlikelidir. Uluslar arası sistem ve AKP'nin hesapları tutarsa Kürt
hareketini bir yüzyıl daha geriye götürmeyi bir tarafa bırakalım,
boğuntuya ve bitişe götürecektir. Dil ve kültürel asimilasyon da
gerçekleşeceği için bu sefer özünü kaybetme sözkonusu olacaktır.
Tehlike bu kadar büyüktür. Yatılı Bölge okullarında daha beş
yaşındayken çocuklar alınıp asimilasyona tabi tutuluyor. Bu, BM
yasalarına göre de bir insanlık suçudur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle
uygulama kabul görmüyor. Çocuğu doğal ortamından ve anadilinden
kopartarak asimile etmek kabul edilemez.'

KAPSAMLI BİR PLANLA KARŞI KARŞIYAYIZ

'Kürt politikalarının uygulanması konusunda uluslararası sistemle AKP
arasında bazı çelişkiler ve çatışmalar da var ama bunlar uzlaşmaz
çelişkiler değil, uzlaşabilirler. Aynı şekilde uluslararası sistem
Güneyli güçleri AKP'yi desteklemeye endekslemiş. Son günlerde
Atalay'la Burkay'ın da bir görüşmesi olmuş. Burkay ve Hüseyin Yıldırım
röportajları da biraz bu mesajları vermeye yöneliktir. Yani kapsamlı
bir planla karşı karşıyayız. Güney'de Erbil merkezli bir tür Katar
Emirliği gibi -Katar Emirliği'yle bütün Arap dünyasını kontrol
ediyorlar- bütün Kürtleri de Güney'e bağlayarak kontrol altına almak
istiyorlar.'

İSLAM-TÜRK ZİHNİYETİ YAPILANDIRILIYOR, AKP MODERN HAMİDİYE ALAYLARI
GELİŞTİRİYOR

AKP uluslararası sermayenin de desteğiyle Kayseri-Konya merkezli İslam-
Türk -daha önce Türk-İslamdı şimdi İslam-Türk- zihniyetini
yapılandırıyor, Kürtleri de bu sisteme yedeklemek istiyor. Yani
Hamidiye alaylarının bir tür güncellenmesiyle karşı karşıyayız.
Abdulhamit bunu koruculuk temelinde yaptı. Ama AKP modern Hamidiye
Alaylarını geliştiriyor; özellikle ekonomik ve kültürel yozlaşma
anlamında uyguluyor. Ben bu durumu, kendilerinden de özür diliyorum,
'Mardin Mağduresi' ne benzetiyorum. Aslında amacım kişiselleştirmek
değildir, Siirt'te de aynı olay yaşandı. Ekonomik sebeplerle tecavüz
kültürü geliştiriliyor. Ekonomi alayları, kültürel alaylar, siyasal
alaylar şeklinde kapsamlı bir soykırım sözkonusudur. Ekonomik anlamda
bazı aileleri palazlandırıp kendilerine bağlıyorlar. Bu şekilde AKP
içine alınan Kürtler de var.

DOLMABAHÇE'DE NE KONUŞULDUĞUNU KESTİREMİYORLAR

MHP ve CHP son günlerde AKP'yi Dolmabahçe görüşmelerini açıkla diye
sıkıştırıyorlar ama orada ne konuşulduğunu kestiremiyorlar. Bence
Dolmabahçede bir uzlaşmaya varıldı. Erdoğan'a 'sen Kürtleri dışla biz
de sana karışmayalım, yol verelim' temelinde uzlaştılar. AKP'nin
muhalifi gibi görünen CHP ve MHP de bu politikaların diğer
versiyonlarıdır, alternatifi olamazlar. Bunlara karşı biz kalıcı-
gerçek çözümü geliştiriyoruz.'

DEMOKRATİK ESNAFLAR, SANATÇILAR, SPORCULAR BİRLİKLERİ KURULMALI

'Daha önce belirtmiştim. Demokratik özerkliğin altı boyutu-unsuru var.
Bunları tekrar etmeyeceğim. Demokratik özerklik kurumları kapsamlıdır.
Kültürel, ekonomik, siyasi, hukuki, güvenlik ve diplomasi. Her konuda
derin tartışmalar yapılabilir. Akademilerde bu tartışmanın zemini
oluşturulabilir. Halk analiz ve çözümlerini Kent Meclislerinde karara
bağlayabilir. Örnek olsun diye söylüyorum, mesela Diyarbakır'da yoğun
örgütlenmelerle birlikte bazı birlikler oluşturulabilir. Demokratik
Esnaflar Birliği, Demokratik sanatçılar Birliği, Demokratik sporcular
birliği gibi... bunun gibi pekçok demokratik birlik oluşturulabilir.
Bu birlikler temsilini Kent Meclislerinde bulur. Demokratik özerklik,
demokratik ulusla ruh ve beden gibidir. Demokratik ulus ruhsa,
demokratik özerklik bedendir. Yani demokratik özerklik bedense
demokratik ulus ruhtur, birbirlerini bu şekilde tamamlarlar,
birbirlerinden ayrılmazlar, ruh-beden ilişkisi de bu şekildedir. Beden
olmazsa ruh, ruh olmazsa beden olmaz. Demokratik ulus olmazsa
demokratik özerklik olmaz, demokratik özerklik olmazsa demokratik ulus
olmaz. Bayrak meselesine de takılmamak gerekir.

KÜRTLER GÜVENLİĞİNİ GARANTİYE ALSIN

Demokratik özerkliğin güvenlik boyutu da bazı aydınlar tarafından
farklı devlet arayışı olarak yorumlanıyor. Bunun da farkındayım. Bu
konu yanlış anlaşılıyor. Şunu söylemek istiyorum. Mevcut askeri yapı
içinde Kürtler yer alacak mı, almayacak mı? Polis-emniyet yapısı
içinde Kürtler yer alacak mı almayacak mı? Bu kurumların Kürtlere
bakışı ne olacak? Kürtler kendisini nasıl koruyacak, güvenliğini nasıl
garantiye alacak? Bunlar çok önemli konulardır. Bu konular üzerinde
ileride çok geniş duracağım. Bu güvenlik boyutunu BDP de, PKK de tek
başına yapamaz, bunu ben yürüteceğim, bu konulara ileride ayrıntılı
olarak değineceğim.'

EYLEMSİZLİK SONRASI ÇATIŞMALAR BAŞLAYABİLİR

'Güncel siyasi görev ise hızla Türkiye'de bir demokratik anayasa
hazırlanmasına yönelik olmalıdır. Bu konuda bütün ilgili çevrelerle
hızla bir diyalog geliştirilmelidir. Aydınlar, sivil toplum örgütleri,
yazarlar, gazeteciler bu konuda seferber olmalıdır. Demokratik anayasa
olmadan demokratik çözüm gelişemez. Bu olmazsa ne olur? Ben uyarımı
tekrarlıyorum. Eylemsizlik sürecinden sonra yeni bir çatışma dönemi
başlar, hatta daha önce Cemil Bayık'ın da söylediği orta-yoğunluklu
bir savaş gündeme gelebilir. Sadece kırsalda değil, kent merkezlerine
de sıçrar. İşte bu Dörtyol tesadüfen başka yerlere sıçramadı. Böyle
olursa çok rahatlıkla başka yerlere de yansır, bunun zemini var; iki
halk karşı karşıya gelir, çatışma kaçınılmaz olur, onlarca hatta
yüzlerce kişinin ölümüne yol açabilir. Bunun ne kadar farkına
varılıyor, bilemiyorum. Tehlike büyüktür, herkesin dikkatini
çekiyorum. Ben burada bu tehlikelerin önüne geçmek, demokratik çözüm
ve barışı sağlamak için çabalıyorum. Benim bu çabalarım uluslararası
sistemin AKP'ye dayattığı politikaları boşa çıkardığı, Kürtler
üzerindeki oyunları bozduğu için benim üzerimden işte 'görüşülüyor'
diye bu kadar kıyamet koparılıyor. Ben bunun arkasında nelerin
yattığını böyle ifade ediyorum.'

AKP'Yİ SAMİMİ GÖRMÜYORLARSA BOYKOT TUTUMU AKTİFLEŞTİRİLEBİLİR

'Erdoğan'ın açıklamalarını biliyorum. 3 Eylül'de Diyarbakır'da yeni
bir şey söyleyeceğini de zannetmiyorum. Dilerim yanılırım. Ama bir
bütün olarak baktığımda AKP'yi bu konuda hazırlıksız buluyorum. Yani
belli bir hazırlıkları yok, olumlu adım atmayacaklar gibi görünüyor.
Herşeyi bir tarafa bırakalım, yüzde on barajını bile kaldırmaları
hayati derecede önemlidir, fakat böyle bir düzenleme hazırlıkları da
görünmüyor, bir oyalama taktiği içinde olabilirler. Halkla yoğun
tartışılmalı, AKP'yi ciddi ve samimi görürlerse tutumlarını elbette
değiştirebilirler, buna ben değil kendileri karar verirler. Aksi
taktirde yani AKP'yi ciddi ve samimi görmüyorlarsa mevcut boykot
tutumlarını daha da aktifleştirebilirler, aktif boykot konumuna
geçerler. Referandum konusunda kararı halka ve kurumlarımıza
bırakıyorum. Tartışmalarından sonra hayır bile diyebilirler, ben buna
da karışmam, halkın vereceği her karara saygılıyım.'

AKADEMİLER EKONOMİ DE TARTIŞMALI

'Malatya, Siirt ve Urfa halkına selamlarımı iletiyorum. Urfa,
sorunların çok biriktiği bir yer; ekonomik sorunlar dizboyu. Göç,
ırgatlık ne dersen var. Bu yüzden Akademilerin bu sorunları tartışması
gerekir. Akademilere katılım düzeyinin nicel ve nitel artırılması
gerekir. Urfa'da aşiretlerarası sorunlar, arazi sorunları, kan
davaları hala sürüyor. Sorunlara çözüm üretmek için Akademiler
şarttır. Cezaevinden Taylan Çintay'ın mektubunu aldım, güzel
çalışmaları var, sanırım Malatyalıydı. Kendisine selamlarımı iletiyor,
rahatsızlığı için de geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum. Tüm
cezaevlerindeki arkadaşlara da selamlarımı iletiyorum.'
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages