ABD Irak'tan çekiliyor ya sonra…

0 views
Skip to first unread message

Gündem

unread,
Aug 27, 2010, 6:09:45 PM8/27/10
to Gündem-Politika
ABD Irak'tan güçlerini çekmeye başladı. Bu stratejik bir değişiklik mi
yoksa taktik mi? ABD 7 yıl içinde Irak'ta neler yaptı, gerisinde nasıl
bir ülke bıraktı? Kürtler bu süreçteki tarihi fırsatları nasıl
kaçırdı?

Irak savaşı, askeri geri çekilme ve bu ülkenin geleceği; 21. yy.
Amerikan müdahaleciliğinin karakterini ve uluslararası ilişkileri
anlama açısından önemli ve tarihi ipuçları taşıyor. ABD Irak'ta
tarihin en farklı, en karmaşık, en acımasız ve en çirkin savaşını
yürüttü. Zaten cepheden direnemeyecek Irak ordusunun dağılmasından
sonra kendisine karşı gelişen direnişin (Vietnam'dakine benzer) geniş
ve bütünlüklü bir cepheye dönüşmesini önlemek için karmaşık bir askeri
ve politik strateji uygulayarak bu ülkenin tüm dinamiklerini bir iç
çatışmaya sürükledi. Koca bir ülkenin nüfusunu küçük ordulara böldü ve
her sokağını amaçları farklı bu küçük ordular için bir savaş meydanına
dönüştürdü.

İlk çekilme sürecinin tamamlanması ile hükümet kurma girişimlerindeki
başarısızlık karmaşık duruma ilişkin bilinmezlikleri biraz daha
çoğalttı. Siyasi belirsizlik ve otorite boşluğu bölge ülkelerinin
müdahaleleri bunu biraz daha derinleştiriyor. Ancak bu bilinmezlikler
ABD içinde geçerli olduğunu düşünmek yanlış olabilir. ABD kendisi için
uluslar arası prestij kaybı, ekonomik harcamaya mal olmuş devasa bir
enerji kaynağını ve müdahaleyi sürdürmek istediği bölge için önemli
bir üssü terk edip gitmiyor.

ÇEKİLME SAVAŞIN SONU DEĞİL

Bu yüzden var olan çekilme sadece kısmi bir askeri çekilmedir. Geride
50 bin muharip güç, özel güvenlik şirketi, paralı özel güçler, askeri
teknoloji, hava gücü, binlerce uzman kadro, kendisine bağ(ım)lı
politik elit, Amerikan özel kamplarında eğitilmiş 10 binden fazla
kadro ve ABD küresel gücünün yarattığı güvenceyi bırakıyor. Bu güçle
bu ülkedeki çatışmaları ve politik süreçleri yönetebileceğini
düşünüyor. Ayrıca bunu Irak savaşının sonu olarak görmek bir
yanılgıdır. Çatışmalar bir süre daha ve gerekli olduğu zaman
sürecektir. Ancak artık Washington bu çatışmaların dışındaymış gibi
görünecek. Böylece ortaya çıkacak retoriği, (geçmişte) sağ
muhafazakârların yarattığı prestij kaybını önlemeye ve Obama ile
başlayan Küresel Amerikan imajının inşasında kullanılacak. Zaten
Washington Irak'ta önceki çağlara ait kaba sömürgeciliğe niyeti yoktu.
Gerçek amacı Küresel sömürgecilik döngüsü önündeki temel direnç
noktaları (ki bunlar her zaman ilerici değil) kırmaya yönelikti. O
dönemki pentagon haritasının bu savaşın büyük bir bölgeyi düzenlemeye
yönelik uzun süreli bir mücadelenin ilk adımları olduğunu açıkça
vurgulamıştı. ABD'nin politikasında stratejik bir değişiklik yok
taktik aşamalar var.

Başta Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari olmak üzere Amerikan
güçlerini ülkede kalmasına yönelik Iraklı yetkililerin yaptığı
açıklamalar Washington'dan bağımsız değil. Bunlar 2011'deki tam
çekilmeyi önlemeyip özellikle Kerkük ve Musul'daki ABD askeri
varlığını kalıcılaştırmayı amaçlıyor.

HÜKÜMET İÇİN EN BÜYÜK ENGEL TAHRAN

ABD Askerlerinin bir kısmının çekilmesi ciddi otorite boşluğu
yaratmayacaktır ama bu yapılırken yeni bir hükümetin kurulamaması ve
Şii siyasi yapıları arasındaki çelişkilerin sürmesi diğer grupların
amaç ve aktiviteleri dinamik sürecin devam etmesine yol açacaktır.

Yeni hükümetin kurulmaması sadece gruplar arasındaki etnik, dini,
politik ve ideolojik çelişkilerden kaynaklanmıyor aynı zamanda
oluşumları karakterini şekillendirmeye yönelik dış müdahalelerin de
önemli etkisi var. ABD Mart seçimlerinde - müdahalenin başından beri
desteklediği Şii Laik liberal lider Iyat Allavi'yi önemli bir güç
yapmayı başardı. Ancak onu gerçek anlamda hükümetin başına koymayı
henüz başaramadı. Nuri El Maliki'nin başında bulunduğu Irak Milli
İttifakı'nın girişimlerini ise kurulacak geniş tabanlı bir Şii
yönetimin Tahran'ın etkisine girebileceğini düşünerek engelliyor.

Maliki'nin ikinci dönem görevde kalması konusundaki ısrarı dayandığı
ittifak tarafından da fazla benimsenmediğinden hükümet kurma
çalışmaları yılın sonuna kadar sürebilir. Washington Allavi'nin ve
Hukuk Devleti Partisinin öncülüğünde ülkede kontrolü sağlayabilecek ve
en önemlisi Tahranın ve Şam gibi merkezlerden gelen müdahalelere karşı
koyabileceğini düşünüyor.

Ancak ulusal bir hükümet kurmadaki gecikme ülkedeki güvenliği ciddi
anlamda riske ettiği ve ciddi belirsizliklere yol açtığı açıktır. Son
dönemlerde yapılan kanlı saldırılarda bunun göstergesi. Ancak bunun
(kendiliğinden) potansiyel bir aç savaş çıkacağına ilişkin kaygılar
için erken sayılabilir.

Ama ülkedeki ekonomik durum için son dere önemli

Şüphesiz ki savaş bu ülkeyi enkaza çevirmiş durumda. Devlet enerji
gelirleriyle ayakta durmaya çalışıyor Üç milyondan fazla insan
devlette istihdam edilerek canlı tutulmaya çalışılıyor. Gelen petrol
gelirlerinin bir kısmı bunlara, emeklilere harcanırken bir kısmı
yoksullara yönelik uygulanan gıda programını finanse etmeye gidiyor.
Ülkedeki ekili tarım arazisi büyük oranda küçülmüş durumda. Alt yapı,
elektrik son derece kötü, eğitim ve sağlık kurumlarının
rehabilitasyonuna yönelik çalışmalar son derce zayıf.

Şiddet siyasal ve toplumsal çelişkilerle örülü yolsuzluklar devam
ediyor. Eğer hükümet kurulamazsa bu sorunların giderilmesi de mümkün
değil.

BÖLÜNMÜŞLÜK SÜRÜYOR

Irak dinamikleri riskli ve kaygılı ruh hallerini koruyorlar. Her
birisinin diğerine karşı beslediği korku nefret ve belirsizlik
ilişiklilere damgasını vuruyor. Örneğin Suniler korkuyorlar, çünkü
çekilmeden sonra kendilerinin geleneksel düşmanları Şiilerin kaderine
terk edildiklerini düşünüyorlar. Öfkeliler çünkü ekonomik ve politik
olarak dışlandıklarını düşünüyorlar. Bu yüzden daha saldırgan hem de
tedirgin bekleyişlerini sürdürüyorlar. Ama Suni Apar kimliği yerine
Irak milliyetçiliğini savunan Baasçıların kurduğu direniş grupları,
radikal İslami eğilimleriyle Irak El Kaide'si ve ABD'yi destekleyen
aşiretlerden oluşan Uyanış Konseyleri grupları arasında ideolojik
olarak bölünmüş, gerçek bir liderlikten yoksun ve yasal temsil
konusunda oldukça zayıf düşmüş haldeler.

Şiiler demografik avantajları ve Tahran'ın da desteği ile Irak'ı
yönetmekte ısrarlılar. Ülkenin tarihindeki siyasal katılım ve iktidar
tecrübeleri yetersiz, henüz kurulmaya çalışılan liberal demokratik
işleyişten ve kültürden yoksunlar. Ayrıca aralarındaki politik
bölünmelerle güçlü bir iktidarın oluşumunu engelliyor. Sivil politik
zemindeki durumları bu iken Sunilerden gelebilecek yeni bir saldırı
dalgasına karşı Mehdi ordusunu hayaletlerini de yeryüzünde
tutuyorlar.

KÜRTLER TARİHİ FIRSATI DEĞERLENDİREMİYOR

Kürtler Irak savaşına haklılık kazandıran(az sayıdaki) motiften en
güçlü olanıdır. Ancak onlar stratejik olarak temel haklarını ve
tartışmalı halde tutulan kendi topraklarını kalıcı olarak elde etmek
yerine pratik olarak ekonomik gelirlerini artırarak Mimari ve kurumsal
bir inşa sürecini daha fazla önemsiyorlar. Kerkük ve Musul gibi kendi
tarihi topraklarını elde etme konusunda yeterince cesur davranmadılar.
Yine kendi bölgelerindeki ulusal bütünlüklerini bile oluşturmada
yetersiz kaldılar. Tarihsel olarak dışlanan Ezidi ve Şii Kürtler
(Lor'lar) ile kültürel ve ideolojik bir bütünleşme sağlamaya ve
onların güvenlikleri sağlamada inandırıcı olamadılar. Oysa örneğin Şii
Kürtlerin mezhepsel farklılıklarına rağmen güçlü ulusal duyguları
mevcuttur. Yine Ezidi Kürtlerine mezhepsel tepkileri giderip
bütünleşmelerini sağlamada gerekli başarıyı sergileyemediler. Oysa bu
Kürdistan'ın koparılmaya çalışılan önemli bazı bölgelerin politik
entegrasyonu için de son derece önemliydi. Hatta kendi içlerinde güçlü
bir demokratik kültür yaratmak yerine yeni politik bölünmeler yaşama
riskleri taşıyorlar.

Şüphesiz ki Kürtler bu günkü güçlü pozisyonlarını- reel politik bir
yorumla- Irak içindeki Sünni ve Şiilerin dağınık örgütsüzlüklerinden
alıyor. (Tıpkı daha önce tersinden yaşandığı gibi) Bu onların Kürtlere
karşı gerçek düşmanlıklarını hayata geçirecek güçten yoksun tutuyor.

Elbette ki bu ilelebet sürmeyecek. Ama Kürtler işgalin başından beri
yaptıkları hatayı sürdürüyorlar. Yani Kürdistan için yaşamsal anlamı
olan bölgelerinin yönetimini ele almada ve Bağdat'taki pozisyonlarını
güçlendirerek federasyon yasalarını güçlendirmede yetersizlik
yaşıyorlar. Ekonomik kalkınma politik ve hukuksal dayanaklardan
geleceği olmayan bir lüksten ibarettir. Bütün bunları bu halkın tarihi
özelliklerine yorumlayabiliriz ancak Kürtler bu yanlış kaderi ret
edecek doğru zamandadır.

Diğer devletler Kürtlerin enerji politikasını kabullenmelerine rağmen
ulusal özerkliklerini güçlendirecek girişimlere mesafeli yaklaşıyor.
Bölgesel güçler ise Kürtlere karşı tarihsel düşmanlıklarını sürdürüp
sürekli taciz ve müdahalelerle istikrasızlaştırma ve zayıflatma
çabalarını sürdürüyor.

Bunlar Kürtlerin ABD güçlerine bağımlığını sürmesine ve geleceğinde
belirsizliklere yol açıyor. Elbette ki PKK'nin varlığı ve diğer
parçalar için olduğu gibi Güney Kürdistan için de önemli ve doğal bir
teminat yaratıyor. Ancak Kürtlerin Bağdat'ta kurulacak iktidara gerçek
bir ortak olmayı, kendi doğal sınırlarını ulaşmayı ve dış müdahalelere
karşı dayanıklı askeri ve siyasi bir kurumlaşmayı ortaya çıkarmaya
mecburdurlar.

ÇATIŞMALAR SÜRECEK

Irak direnişi yayılma hızı, büyüklüğü ve yarattığı sivil kayıplar
açısından dünyanın en farklı direnişlerinden birisiydi. Bu ülkedeki
çelişkiler çatışma potansiyelini diri tutuyor. Kırılgan dengeler
üzerine kurulmuş ordu, politik yapı ve kurumlar sokaktaki güvenliği ve
dış müdahaleleri önleyebilecek durumda değil. Sünniler Irak hükümeti
ve Şii gruplara karşı büyük bir saldırı başlatacaklarına dair çok
sayıda tahmin yapılıyor.

Hükümet kurma girişimlerindeki başarısızlık doğal olarak saldırıları
tetikledi. Temmuz ayında 535 kişi öldürülmesi ve 1000'den fazla
kişinin yaralanması bu ayki rakamların ise şimdiden bunu geçmesi çok
şey anlatıyor. ABD'nin son yıllarda doğu toplumlarının sosyo- politik
yapısı, örgüt ve ekip eğilimlerinden, liderlik rolleri üzerine
yorumlar yapıp hedef olarak belirledi. Ancak bunda istediği sonuçları
alamadı. El Kaide sorumlularından Zarkavi'ye yönelik saldırıda belli
bir sonuç alsa da El Masr El Bağdadi'nin öldürülmesi aynı sonuçları
doğurmadı. Bu taktiği sadece birinci derecedeki liderlikleri değil
bölge komutanlarını da hedefledi. Bunlardan 32'sini vurdu. Ama hızlı
örgütlenen otonom hücreler, aynı hızla eylem inisiyatifi alarak bunun
başarılı olmasını engelledi. Bizzat ABD askeri yetkilileri bu
örgütlerin yapılan saldırılardan sonra çok hızlı şekilde
toparlandığını ve saldırılarını sürdürdüklerini itiraf etti.

Irak'ta zafer hiçbir zaman tam olarak askeri taktik teknoloji ve
niceliğe bağlı olmadı. Ortadoğu'da savaş orduların klasik caydırıcı
gücüyle belirlenmiyor. Siyasal ve toplumsal çelişkilerin doğasında
başlıyor ve orda bitiyor. ABD bu çelişkileri savaşı derinleştirmek,
hedefleri karıştırmak için kullandı ama önlemek için kullanmada
başarılı olur mu bilinmez?
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages