Belki de son fırsat

0 views
Skip to first unread message

Gündem

unread,
Aug 27, 2010, 5:52:04 PM8/27/10
to Gündem-Politika
PKK yönetiminin 13 Ağustos tarihinde yaptığı çatışmasızlık
açıklamasını geçen haftaki yazıda 'Tarihi Fırsat' olarak
değerlendirmiş ve ifade etmiştik.

Gördük ki, birçok çevre aynı tanımlamada birleşiyor. KCK Yürütme
Konseyi adına 13 Ağustos-20 Eylül tarihleri arasındaki eylemsizlik
açıklamasını, Kürt sorununun barışçıl ve siyasi çözümü açısından
tarihi fırsat olarak görüyor.

Tabii Kürt sorununun barışçıl-siyasi yöntemlerle çözümü, aynı zamanda
Türkiye'nin tüm sorunlarını demokratik yöntemlerle çözme gücü
kazanması anlamına geliyor. Bu da ülkemizin gerçekten yeni bir sürece
girmesini ifade ediyor. Türkiye'nin demokratikleşmesinin önü açılmış
oluyor.

Belli ki mevcut durumu tarihi fırsat olarak değerlendiren güçler, bu
temelde bazı çabalar içine girmeye de çalışıyorlar. Kürt sorununun
çözümü etrafında yoğun bir tartışma yürütülüyor. 'Eller tetikten
çekilsin' çağrısı yapanlar çeşitli toplantılar düzenleyip AKP
hükümetine dönük taleplerini yoğunlaştırıyorlar. Hükümet ve devlet
katında da belli bir hareketlilik gözleniyor.

Bunlar elbette önemli ve ciddi çabalardır. Asla küçümsememek ve
başarısına katkı sunmak gerekiyor. Fakat mevcut düzeyi de asla yeterli
görmemek gerekiyor. Çünkü sayılı gün su gibi akıp gidiyor. İşte bir
aydan daha az bir zaman kalmış bulunuyor. Eğer PKK yönetiminin çağrısı
karşılık bulmazsa, o zaman tarihi fırsatın heba olup gideceği
anlaşılıyor.

Bu noktada belki bazı çevreler tekrar aynı süreçler gündeme gelir diye
hesap ediyorlar. Yetersiz tutum ve çabaların altında bu anlayış
yatıyor. Öyle ya, 1993 baharından bu yana çok kez böyle süreçler
yaşandı. Kürt sorununun çözümü için tarihi değer taşıyan fırsat ve
imkanlar ortaya çıktı. Ancak bunlara doğru yaklaşılmadı, yeterli
karşılık verilmedi. Fakat yine de yeni fırsat ve imkanlar oluştu.
Şimdiye kadar süreç böyle işledi.

Öyle anlaşılıyor ki, bazı çevreler bundan sonra da sürecin hep böyle
işleyeceğini sanıyorlar. Bu fırsat da heba olsa yakında yeni fırsatlar
oluşur diye hesap yapıyorlar. Bazı ciddiyetsizlik içeren ve genelde
yetersiz olan tutumların altında bu anlayış yatıyor.

İşte bugün biz, bu anlayışın yanlış, hem de çok yanlış olduğunu ifade
etmek istiyoruz. Böyle yaklaşan ve bu nedenle PKK tutumunun
gerektirdiği görev ve sorumluluğun gereklerini yerine getirmeyenleri
eleştirmek istiyoruz. Böyle yaklaşımın belki de tarihi fırsatı
kaybetmeye yol açabileceğini belirtiyoruz.

Evet, PKK yönetiminin sert çatışma ortamında ve bir Ramazan ayında tek
taraflı çatışmasızlık ilan etmesi önemlidir. Bu önem tarihi bir fırsat
ve şans düzeyindedir. Ancak böyle fırsat bundan sonra, en azından
yakın gelecekte ortaya çıkmayabilir. Bu tarihi fırsat yakın gelecek
açısından belki de bir son fırsat, son şans olabilir.

Nitekim PKK'nin çatışmasızlık ilanındaki güçlükler dikkate alınırsa bu
gerçek daha net görülebilir. Günlerce basına yansımasına ve
dolayısıyla önceden kararlaşmış olmasına rağmen, ancak PKK Lideri
Abdullah Öcalan ile zamansız görüşmenin yaptırılmasının ardından
açıklanabilmiştir. Bu da gösteriyor ki, böyle bir sürecin açıklanması
çok derin bir siyasi mücadeleye sahne olmuştur.

Yine geçmişte bu tür süreçler açıklandığında hep 'PKK'nin zayıflığı'na
yorumlanırdı. İlk kez bu sefer böylesi yorumlara fazla rastlanmıyor.
Çünkü herkes sürecin nasıl geliştiğini görüyor, nasıl sert bir
mücadele içinde ortaya çıktığını biliyor.

O halde PKK bu yeni süreci durduğu yerde gündemleştirmemiştir.
Zayıflık gibi etkenlere dayanmadığını da biliyor. Bu nedenle, biraz
derin düşünebilen herkes, bunun muhtemelen çift taraflı bir süreç
olduğu düşüncesini gündeme getiriyor. Acaba PKK-devlet arasında gizli
görüşmeler mi oluyor diye yüksek sesle düşünüyor.

Nitekim 13 Ağustos sürecine ilişkin yazılı basında ve TV
tartışmalarında en çok bu husus üzerinde duruluyor. Haklı olarak yazar
ve aydınlar, bu sürecin çift taraflı karakteri üzerinde duruyorlar.
Belki de böyle olmasını istiyorlar ve bu nedenle bu hususu yüksek
sesle dillendiriyorlar.

Ayrıca PKK çevreleri de buna açık kapı bırakıyorlar. Nitekim 13
Ağustos günü açıklamayı yapan PKK yöneticileri de buna işaret ettiler.
PKK Lideri ile devlet yetkilileri arasındaki 'diyalog'dan söz edip, bu
diyaloğu çok önemsediklerini belirttiler. Bu diyalog durumunun
müzakere sürecine dönüşmesi için çalıştıklarını ortaya koydular.

Zaten PKK Lideri adına açıklama yapan avukatları da benzer duruma
zaman zaman işaret ediyorlar. PKK Lideri'nin mektuplar gönderdiğini ve
çağrılar yaptığını belirtiyorlar. PKK'nin çatışmasızlık ilanına
karşılık devletin de bazı adımlar atması gerektiğini ortaya
koyuyorlar.

Gerçek durum böyleyken, AKP adına yapılan 'Terör örgütü ile görüşme
yapılamaz' açıklamasının fazla bir anlam ve değerinin olmadığı ortaya
çıkıyor. Yine MGK Kurulu'nun benzer açıklamasına herkes kuşku ile
bakıyor. Madem böyledir, o halde hükümet ve MGK niye toplanıyor? Peş
peşe toplantılar niçin yapılıyor? Bu sorular herkesin kafasında işaret
oluşturuyor.

AKP hükümeti diyebilir ki, üzerimde baskı çok, farklı açıklamalar
yapamıyorum. Doğru, üzerinde baskı olabilir, ki nitekim CHP-MHP ve
Ergenekon baskısı fazlasıyla vardır. Fakat sorun çözmek isteyen,
demokrasiyi geliştirmeye çalışan, Kürt sorunuyla uğraşan güçlerin de
her türlü baskıya karşı göğüs germesi, direnmesi gerekir. Bu tür
politik çıkışlar ancak herkesin yapamadığı politik tutum ve direnişi
göstererek yapılabilir.

Bu nedenle AKP hükümeti adına yapılan 'Görüşmeyiz' açıklaması çok geri
ve süreç dışı bir açıklamadır. Bunu kınamak ve hükümeti uyarmak
gerekir. Oysa AKP hükümeti 'Görüşmeyiz' açıklaması yapmak yerine,
gerçekleri halka anlatmalıydı. Kürt gerçeğini ve demokratik haklarını
tanımalıyız demeliydi. Şiddetle bir sonuca ulaşılamadı, soykırımdan
vazgeçerek demokratik Kürt toplumunu muhatap ve esas almayız
demeliydi. PKK Lideri'nin olumlu yaklaşımından ve muhatap alınması
gereğinden söz etmeliydi.

Böyle yapmaması veya yapamaması, AKP'nin tarihi fırsatı heba etmesi
anlamına geliyor. Oysa bu tarihi fırsat, aynı zamanda son fırsat gibi
görünüyor. Nitekim PKK Lideri'nin ciddi bir sorumluluk üstlenerek bu
süreç için son bir hamle yaptığı anlaşılıyor. Kendisinin de ifade
ettiği gibi, elbette her zaman böyle bir inisiyatif ve etkinlik
geliştiremez. Onun da bir sınırı vardır. Ve zaman zaman bu sınırın
sonuna gelindiğini vurgulamaktadır. Bu son süreci de artık sabrın sonu
olarak ifade etmektedir.

O halde bu tarihi fırsat, aynı zamanda son fırsattır da. Herkesin
böyle anlayıp yaklaşması büyük önem taşıyor. Özellikle sorumluluk AKP
hükümeti ile demokratik güçler üzerinde bulunuyor. Görev ve
sorumluluğun esasını taşıyan bu güçlerin, ciddi ve etkili bir
yaklaşımla bu tarihi ve son fırsatı hakkıyla değerlendirmeleri
gerekiyor. Herkesin beklediği budur. Gerisi herkes için bir felaket
olacağı benziyor.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages