HAYATIN İÇİNDEN 12(KAHVE MOLASI)

0 views
Skip to first unread message

here we go again here we go again

unread,
Apr 12, 2008, 3:26:10 AM4/12/08
to




                   HAYATIN İÇİNDEN

                                                 KAHVE MOLASI

 

 

BİR SULTANIN OĞLUNA NASİHATLERİ - 4

 

Sözünün başına ve sonuna dikkat et. Birisine bir şey söyleyecek olursan yüzüne karşı söyle, arkasından konuşma. Böylece sözü bilerek söyleyenlerden olursun. Çünkü lafını bilmeden konuşan kişi, açık ve anlaşılır konuşan papağana benzer. Papağan sarf ettiği sözden habersizdir. Papağan gibi olanlara, "konuşur ama konuşmasını bilir" demezler. Öyleyse konuşan ve konuşmasını bilen odur ki, konuştuğu zaman kim olursa olsun ondan bir şey anlayabilmeli. Böyle olmayana insan demezler, çünkü böyleleri insan suretinde hayvandır.

 

Söz yüce bir şeydir, sen de sözü yüce bil. Çünkü söz en yüksek yerden gelmiştir, onun için azizdir. Bu aziz sözün yerini bulunca bildiğinden sakınma. Ve yeri değilse sözü harcama, tâ ki sözün zayıf olmasın, aklına ve bilgine zarar gelmesin.

 

Yok yere, anlamsız iddiada bulunma. Bir ilimden habersizsen, o ilimle ilgili
iddiayı bırak. Dilediğini, o bilmediğin ilimle elde edemezsin, ama bildiğin ilimle ne gerekirse elde edersin.

 

Sana faydası veya zararı olmayan sırrı öğrenmeye heveslenme ve sırrını kimseye söyleme. Birkaç kişi bir yere toplanıp otursa, orada biriyle fısıldaşma. İyi dahi konuşsan halk kötüye yorar: "Kim bilir ne uygunsuz söz ki, fısıltıyla söylüyor" der. Çünkü halkın birbirine olan şüphesi kötüdür, öyleyse sözü açık söyle, ama ne söylersen kendi değerince söyle, kendinden büyük söyleme...

 

 

 

 

 

 

Kıssadan hisse

I ŞEKİLSİZ TAŞ

Bir heykeltıraş, işleyip heykel yapmak üzere mermer satın   almak istiyordu. Mermercinin bahçesinde dolaşırken, köşeye atılmış bir kaya parçasına gözü ilişti.

"Bu mermer parçasının fiyatı nedir?" diye sordu mermerciye.

"Bedava" cevabını verdi mermerci, "eğer işine gerçekten yarayacağını düşünüyorsan, para vermeden götürebilirsin."

Heykeltıraş şaşırmıştı :

"Neden bedava veriyorsun bunu?"

"Şekli bozuk çünkü" dedi mermerci, "kimse satın almak istemiyor ve bahçemi işgal etmekten başka bir işe yaramıyor. Alıp götürürsen, beni ancak mutlu edersin."

Birkaç ay sonra, heykeltıraş mermercinin dükkanına elinde bir kutuyla girdi ve kutuyu mermerciye uzattı. Mermerciyi kutuyu açtı, içinde harika bir heykel duruyordu.

"Şu güzelliğe bakın!" dedi mermerci. "Eminim bu sanat eseri için büyük paralar isteyeceksin. Peki ama onu neden bana getirdin? Biliyorsun, ben sadece mermer taşı satarım..."

"Hayır, hayır" diye cevapladı sanatkar, "bu sana bir hediye."

"Bana hediye mi? Neden?

"Çünkü bu taş senin."

"Nasıl yani?"

"Hatırlamıyor musun, buraya altı ay önce gelmiştim ve bana bahçenin köşesinde duran bir taş parçasını vermiştin?"

"E... evet, o heykeltıraş sendin. Şimdi hatırladım."

"İşte bu heykeli bana verdiğin taştan yaptım."

Mermerci altı ay önce söylediği sözleri hatırlayıp utandı :

"Allah'ım! Bu harika heykelin o çirkin taştan çıkabileceğine kim inanabilirdi ki?"

Michelangelo da başka heykeltıraşların almak istemediği bir büyük mermer bloğu alıp o dünyaca meşhur Hz. Davud heykelini yapmıştı. Kendisine bu harika sanat eserlerini nasıl yaptığını soranlara da şu cevabı vermişti :

"Ben mermerlerin içinde bir melek görürüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya kadar, mermeri keski ve çekicimle oymaya devam ederim."

Ne dersiniz, çoğu zaman beğenmediğimiz, şikayet ettiğimiz hayatımız da o çirkin mermer parçasına benzemiyor mu? Yapmamız gereken, hayat taşımızın üzerindeki fazlalıkları atmak ve içimizdeki meleği açığa çıkarmak değil mi? Hayatımız Yaratıcımız' dan bize bir hediye. Onun içinden çıkarttığımız sanat eseri ise bizim ona hediyemiz...

 

 

 

Düşünce


İKİ ŞEY
İki şey insani 'nitelikli insan' yapar:
1-İradeye hakim olmak. 2-Uyumlu olmak.
İki şey 'ekstra değer' katar:
1-Hitabet ve diksiyon eğitimi almak.
2-Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.
İki şey geri bırakır:
1-Kararsızlık. 2-Cesaretsizlik
İki şey kâşif yapar:
1-Nitelikli çevre. 2-Biraz delilik.
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1-Baskın yeteneği bulmak. 2-Cidden sevdiğin işi yapmak.
İki şey başarının sırrıdır:
1-Ustalardan ustalığı öğrenmek. 2-Kendini güncellemek.
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1-Niyetin saf olması.2-Ruhsal farkındalık.
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1-Sorunun değil çözümün parçası olmak
2-Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.

İki şey gelişmeyi engeller:
1-Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat, tefrit) 2-Felakete odaklanmış olmak.
İki şey çözüm getirir:
1-Tebessüm (gülümseme; sırıtma veya kahkaha değil!) 2-Sükût (susmak)
İki şey 'kalitesiz insan'ın özelliğidir:
1-Şikâyetçilik. 2-Dedikodu.
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1-Bakış açısını değiştirmek. 2-Karşındakinin yerine kendini koyabilmek.
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1-Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek. 2-Hak yememek.
İki şey kişiyi gözden düşürür:
1-Demagoji (laf kalabalığı) 2-Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

 

 

 

 HAYAT

Aşk, Bu Kanepe Neden Kırık Demek Değildir!

 

Sağlam tarafına oturuyoruz... yetiyor bize

 

Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaslı bir kari kocayı gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar...  İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kirik olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım.
Yüzlerinde bir tebessüm vardı…
Evin halinden ve kari kocanın  kılık kıyafetinden  maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe  alacak güçlerinin olmadığı hemen  anlaşılıyordu...
Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kirilmiş' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize…'
Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz'
Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum...
Öyle ya,' neden yeni bir kanepe almıyoruz' diye dırdır etmek, şikayet etmek yerine,  'Kanepenin sağlam tarafını paylaşmak' değil midir hayat?...
Ve iste ekte yer alan bu fotoğrafı büyüterek evimin en  görünür yerine astım...

 netten alıntı bir yazı

 



 
TEBESSÜM
 
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Adam
biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına
oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birkaç
saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış.   Bir de bakmış ki yanındaki
sepet bomboş...Şapkalar gitmiş.Kafasını   kaldırıp ağaca bakmış, ağacın
dallarında bir sürü maymun, her birinin  kafasında adamın şapkaları... Adam
başlamış düşünmeye; 'Ben şimdi ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl
geri alacağım' diye.     Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki,
maymunlar da adamın  taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar.  Adam
ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da...Derken adam ne yapacağını bulmuş,
kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da şapkaları
çıkartıp aşağı atmışlar... Adam böylece bütün şapkaları geri almış,sepetine
koyup yoluna devam etmiş.

  Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi
gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı
ormana düşmüş.  Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın    altına
oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış...   Bir
saat sonra uyanmış, birde bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok...Derken
tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü
maymun, hepsinin kafasında birer şapka.   Düşünmüş... 'Dedem yıllar önce
bana bir hikaye
anlatmıştı... ne yapacağımı  çok iyi biliyorum...' demiş.  Adam kafasını
kaşımaya başlamış, maymunlar da    aynısını yapmışlar... Adam ellerini
havaya kaldırmış,maymunlar da..   Ve adam gülümseyerek kendi başındaki
şapkayı çıkarmış yere atmış...
O anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı
kapmış,
adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:

-'Sadece senin mi deden var şerefsiz


 
-- 
israf.JPG
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages