| Deniz Fenerleri Sönmesin |
|
|
Deniz Fenerleri Sönmesin
Deniz fenerinin ne derece önem taşıdığını, ne kadar faydalı olduğunu bilmek için ancak gemici olmak lazımdır. Düşünün ki su üzerinde durabilmeyi bile maharet sayan hurda bir geminin kaptanısınız. Hele bir de, uçsuz bucaksız fırtınalı denizde rotanızı kaybetmiş iseniz. Gördüğünüz küçücük bir deniz feneri ışığının kıymetini herhalde sizden daha iyi bilen olmayacaktır.
İddialar gerçek ya da değil bilemeyiz ama, şu veya bu şekilde leke yemiş bir yardım derneğinin devam eden mahkemesi gündemi meşgul ediyor bu günlerde. Malumunuzdur, Deniz Feneri Derneği'nin topladığı yardım paralarının bir kısmını amacının dışında kullandığı iddiası. Yardımseverleri ve daha fazlası ile yardıma ihtiyacı olanları derinden sarstı şüphesiz. Fakir fukaranın, garip gurebanın boğazından geçecek olan bir lokmaya engel olmak, insanoğlu için değerlerin ayaklar altına alındığı en rezilce bir durumu olsa gerek. Bir Ramazan günü 10-12 yaşlarındaki bir kız çocuğunun tüm gün oruç tutuktan sonra birkaç zeytin tanesi ve bir parça kuru ekmekten oluşan iftar sonrasını izlemiştim televizyonda. Biçare annesinin ve o küçük kızın hıçkırıklarla, biraz da utanarak verdiği o görüntüden sonra iftarda yediğim her lokmanın boğazıma nasıl dizildiğini tahmin edersiniz. Bu gibi insanların hayırseverlerle buluşmasına engel olacak en ufak bir davranışın bu dünyada da diğer tarafta da cezasız kalmayacağı muhakkaktır.
Ramazan Ayı şeytanların bağlandığı, insanların manevi duygularının zirveye ulaştığı, yardımseverliğin, cömertliğin, civanmertliğin tavan yaptığı toplumsal açıdan da muhteşem bir iklim. İnsani duygularla yapılan yardımların, maneviyatla yoğrularak toplumsal kardeşliği sağlamak için bulunmaz bir fırsat olduğu Ramazan Ayı'nda bu olayın gündeme gelmesi ise tam bir talihsizlik.
Şu an müthiş bir fırtına esiyor. Bu fırtınadan nice deniz fenerlerinin alevi etkilenmiş durumda. Etkilenmemesi de mümkün değil. Hayırsever, yardımsever vatandaş kime güvensin. Her zaman her ihtiyaç sahibine ulaşmak kişisel imkanlarla mümkün olmuyor. Yardım derneklerinin aracılığı ile -en azından televizyonlarda izlediğimiz kadarı ile- gariplere ulaşılmaya çalışılıyordu. Bunu gören vatandaş da gönül rahatlığı ile yardımını bu derneklere veriyordu. Şimdi ne olacak ? Kime güvenilecek ? Memlekette hırsızlar şimdi de garibin boğazındaki lokmaya mı göz dikti?
Böyle düşünmemek lazım. Bunlar bütünü temsil etmeyen küçük emsallerden öte gidememiş numunelerdir ancak. (Kişileri suçlu ilan ettiğimiz ve itham ettiğimiz yorumu çıkarılmamalıdır. Yazılanlar sadece ihtimaller üzerinedir). Bu konuda çalışan çok samimi ve değerli insanların varlığına şahit olmuşsunuzdur mutlaka. Cebindeki yardım parasının, şahsi parasına temas etmesinden dahi muzdarip olabilecek kadar hassas olan insanların varlığını bizzat biliyorum. Güvenilir insanlar bence hala güvenilmezlerden çok daha fazla sayıya sahip.
Üstelik savaşta bizim vazifemiz ok atmaktır.
Düşmanı vurmak marifet işidir. Asker olarak tüm eforunuzu sarf ederek okunuzu atmışsanız suçluluk psikolojisi taşımazsınız. Biz yardım yapma amacı ile aracıları görevlendirerek, yardımları onlara teslim ederek insani vazifemizi zaten yapmış oluyoruz. Onlar ilgili yere ulaştırmazsa hem sizin hem de yardımda hakkı olanın vebalini almış oluyor. Bizim görevimiz aracı seçiminde biraz hassas olmak. Ya da yardımı bizzat ihtiyaç sahibine ulaştırmak.
Ben yine de necip Türk milletinin yardımlaşma duygusunun azalmayacağını düşünüyorum. Unutmayın deniz çok büyük, ihtiyaç sahipleri çok fazla. Fener ise bir değil binlerce. Lütfen birine inat diğer fenerleri yakıtsız bırakmayın. Hala mı güvenemiyorsunuz.
Öyleyse siz bir deniz feneri olun.
Arif KOÇİNALI