|
Çünkü
bizdeki intizam o kadar mükemmeldir ki, ancak herşeyi görür ve işitir ve
bilir ve yapar bir zât bize hükmedebilir.1 Öyle ise sus! Vazifem o kadar
mühim ve intizam o kadar mükemmeldir ki, seninle, senin böyle karma
karışık sözlerine cevap vermeye vaktim yok” der, onu tard
eder.
Sonra, onu kandıramadığı için, o müddeî gider, bedendeki
hüceyre tabir ettikleri menzilciğe rast gelir. Felsefe ve tabiat lisanıyla
der: “Zerreye ve küreyvât-ı hamrâya söz anlattıramadım. Belki sen sözümü
anlarsın. Çünkü sen gayet küçük bir menzil gibi birkaç şeyden yapılmışsın.
Öyle ise ben seni yapabilirim. Sen benim masnuum ve hakikî mülküm ol”
der.
O hüceyre, ona cevaben, hikmet ve hakikat lisanıyla der
ki:
“Ben çendan küçücük bir şeyim. Fakat pek büyük vazifelerim, pek
ince münasebetlerim ve bedenin bütün hüceyrâtına ve heyet-i mecmuasına
bağlı alâkalarım var. Ezcümle, evride ve şerâyin damarlarına ve hassâse ve
muharrike âsaplarına ve cazibe, dafia, müvellide, musavvire gibi kuvvelere
karşı derin ve mükemmel vazifelerim var.
Eğer bütün bedeni, bütün
damar ve âsab ve kuvveleri teşkil ve tanzim ve istihdam edecek bir kudret
ve ilim sende varsa ve benim emsalim ve san’atça ve keyfiyetçe
birbirimizin kardeşi olan bütün hüceyrât-ı bedeniyeye tasarruf edecek
nafiz bir kudret, şamil bir hikmet sende varsa, göster; sonra ‘Ben seni
yapabilirim’ diye dâvâ et. Yoksa haydi git! Küreyvât-ı hamrâ bana erzak
getiriyorlar. Küreyvât-ı beyzâ da bana hücum eden hastalıklara mukabele
ediyorlar. İşim var, beni meşgul etme.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
1 : bk. Lokman Sûresi, 31:28; Şûrâ
Sûresi, 42:11.
|
Lügatler :
âb-ı
hayat : hayat suyu âciz : güçsüz, zayıf alâka :
bağlantı âsab : vücuttaki sinirler beden-i insan :
insan bedeni câmid : cansız cazibe :
çekim cevelân : dolaşma, akma çendan :
gerçi dafia : itme dâvâ : iddia ekalliyet :
azınlık erzak : rızıklar; yiyecek ve içecekler evride
: toplardamarlar ezcümle : örneğin hassâse : hissetme
duygusu heyet-i mecmua : genel yapı, bütün hikmet :
herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli
yerinde olması hüceyrât : hücrecikler hüceyrât-ı
bedeniye : beden hücreleri hüceyre : hücre intizam
: düzen istihdam : çalıştırma kanun-u İlâhî : Allah’ın
koyduğu kanun keyfiyet : nitelik, özellik, esas kuvve
: duyu küreyvat : kürecikler, hücreler küreyvât-ı
beyzâ : akyuvarlar küreyvât-ı hamrâ :
alyuvarlar masnu : san’at eseri medar : dayanak,
vesile menzil : mekân, yer muharrike : harekete
geçiren duygu, refleks mukabele : karşılık
verme muntazam : düzenli musavvire : şekil veren
duyu müdafaa : savunma müddeî : iddia
sahibi münasebet : ilişki, bağlantı müvellide :
doğurgan nâfiz : derinlere işleyen; etkili Sâni-i
Hakîm : herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah şâmil :
kapsamlı şerâyin : atardamarlar tabiat : canlı cansız
bütün varlıklar, doğa tanzim : düzenleme tard etmek :
kovmak tasarruf : dilediği gibi kullanma ve
yönetme teşkil : şekillendirme, bir araya getirme
|