İ'lem Eyyühel-Aziz! Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünki nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlub olur ki, bitarafane muhakeme denilen münsifane münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünki insaflı bir münazır, hayali bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkid lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lakin niyeti halis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru' ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.
(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)
Lügatler
Bilhassa :özellikle
Bitarafane :tarafsızcasına
Çare-i necat :kurtuluş çaresi
Dimağ :beyin, akıl
Ehl-i ilhad :imansızlar, dinsizler, hak yoldan çıkanlar
Emniyet :eminlik, güvenli olmak, korkusuzluk
Halis : saf, katışıksız, katkısız
Hasım :düşman
Hayali :zihnen tasarlanan şey, hayale ait
Husul :meydana gelmek, oluşmak
İ’lem Eyyühel Aziz :Ey aziz kardeşim, bil ki
İnsaf :hakikatı kabul ve itiraf
İstiğfar :af dilemek, kusurlarının bağışlanması için yalvarmak
İştigal :uğraşmak, meşgul olmak
İzâle :gidermek, ortadan kaldırmak
Lâkin :fakat, ama
Leh :hakkında, onun faydasına
mağlup : yenilme, yenilen
maruz : tesiri altında kalmak
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Muhakeme :iki tarafı dinleyip hüküm vermek, zihinde inceleme yapmak
Mukallid :taklit eden, benzemeye çalışan, taklitçi
Müdafaa :savunmak, savmak, defetmek
Münazara :karşılıklı konuşmak
Münazır :karşılıklı konuşan, denk
Münsifane :insaflıca, hakkı kabul edercesine, merhametlice
nefis :insanın kendisi
Nefs-i emmare :daima kötülüğü yapmayı emreden nefis
Saha :meydan, alan, geniş yer
suret : biçim, şekil
Tazarru :gizlice yalvarmak
Tedric :azar azar, derece derece ilerlemek
Tenkit :bir kimse veya şeyin iyi-kötü taraflarını bulup meydana çıkarmak, eleştirmek
Tezkiye :temize çıkarmak
Vaziyet :durum, hal