Re: GI- Digest for globalintelligence@googlegroups.com - 7 updates in 2 topics

8 views
Skip to first unread message

Earth Garden

unread,
Sep 21, 2015, 4:35:01 PM9/21/15
to globalint...@googlegroups.com
mustafa,
catalhoyuk yazisi ilk kitabin (esitlikci toplumlar) dan mi?
altta kesilmis. mumkunse tum bolumu tekrar gondermeyi dener misin? en
azindan benim kutuma. sonra soyelyeceklerim olabilir.
gobek deligi meselesi ilginc. 3. resimde penis'ini gosteren erkek
figuru ise o donemde esitlikci bir durum oladiginin gostergesi degil
mi? erkegin kamusal alanda bile vucudununun en mahrem parcasini
gostermesi ama kadinin yari ortuk gobek deligi... zaten antik donemde
vajina heykeli diken de yok bildigim kadariyla.
~ emet

On 9/21/15, globalint...@googlegroups.com
<globalint...@googlegroups.com> wrote:
> =============================================================================
> Today's topic summary
> =============================================================================
>
> Group: globalint...@googlegroups.com
> Url:
>
> https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/globalintelligence/topics
>
>
> - Göbeklitepe [5 Updates]
> http://groups.google.com/group/globalintelligence/t/8a6a6f431cae3ff1
> - Sınıfı Anlamak, E. Olin W. [2 Updates]
> http://groups.google.com/group/globalintelligence/t/d6840aa00a18c42a
>
>
> =============================================================================
> Topic: Göbeklitepe
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/t/8a6a6f431cae3ff1
> =============================================================================
>
> ---------- 1 of 5 ----------
> From: rehaalpay <reha...@gmail.com>
> Date: Sep 19 06:25PM -0700
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/21eeecddb74f2
>
> Merhaba,
>
> Bu figür dikkatimi çekmemişti. Büyük anıtların da tanrıyı simgelediği
> düşünülüyor. Onların yalnız ağızları değil, gözleri de yok.
>
> Peki tüm bunlardan yola çıkarak o toplumun ruhban sınıfı tarafından
> yönetilen bir toplum olduğuna hükmedebilir miyiz? Eğer öyleyse aynı
> değerlendirmeyi Çatalhöyük için de yapmak gerekmez mi? Orada da
> Göbeklitepe'deki tapınağın küçük bir modeli bulunmuş. Aslı kilise ya da
> katedral ise o da küçük bir şapel gibi.
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 9:45:29 AM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
>
> ---------- 2 of 5 ----------
> From: Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com>
> Date: Sep 20 05:35AM +0300
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/373f8f17ea4
>
> Göbek anayı temsil ediyor.
>
> Göbeği gösteriyorlar, çünkü henüz ANA kültürü yitmemiş. Göbek deliğini
> ortaya çıkararak anaya saygılarını dile getiriyorlar, ama artık erkek "ben
> benim" demiş. Buna kendisiyle özdeşlik (self-identity) diyorlar. Erkek bu
> özdeşliğe erince kadına sade aynalamak, yani sen sensin demek kalıyor,
> böylelikle kadın yokoluyor, dolayısıyla cinsel ilişki de ortadan kalkıyor.*
>
> Göbek (deliği) sergileme davranışı Asya da yaygın, Çatal höyükteki boğa
> boynuzu simgeciliğinin de yaygın olması gibi.
>
> * Günümüzde artık kadın da kendisiyle özdeşliğe erdiğinden ve kimse kimseye
> ayna bile tutmaz olduğundan insan ilişkisi temizlenmiştir; günümüz
> ilişkilerinin karakteri, kişiler arasılık değil, O'lar arasılıktır, yani
> narsist Benler (ben Benim, sen O sun diyenler) arasılıktır.
>
> Bunun fotoğrafı şudur:
>
> http://conipsi.com.br/wp-content/uploads/Rene-Magritte-The-Lovers-1928.jpg
>
> Bu resim eskiden insanlara tuhaf gelirdi, şimdi öyle sıradanlaştı ki, gören
> ne var yani diyor. Narsizm kapitalizmin dinidir, buna inanıyorlar, böyle
> davranmayı iyi bir şey sayıyorlar.
>
> On 20.09.2015 04:25, rehaalpay wrote:
>
> Merhaba,
>
> Bu figür dikkatimi çekmemişti. Büyük anıtların da tanrıyı simgelediği
> düşünülüyor. Onların yalnız ağızları değil, gözleri de yok.
>
> Peki tüm bunlardan yola çıkarak o toplumun ruhban sınıfı tarafından
> yönetilen bir toplum olduğuna hükmedebilir miyiz? Eğer öyleyse aynı
> değerlendirmeyi Çatalhöyük için de yapmak gerekmez mi? Orada da
> Göbeklitepe'deki tapınağın küçük bir modeli bulunmuş. Aslı kilise ya da
> katedral ise o da küçük bir şapel gibi.
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 9:45:29 AM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
> Göbekli tepenin sırrı bu ağızsız figürlerde yatıyor;
>
> Bu figür bireyin, tekilliğin yadsınmasını temsil ediyor:
>
> a) Dil konuşur, insan değil (die Sprache spricht, nicht der Mensch).
>
> b) Tanrı konuşmaz, yapar.
>
> (Buna göre tanrı erkek oluyor)
>
> On 19.09.2015 13:09, rehaalpay wrote:
>
> Merhaba,
>
> Bu konuyu araştırıp üzerinde düşünen oldu mu? Tapınak yapmanın çok sayıda
> insanın koordinasyonunu ve yiyecek gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını
> gerektirdiğinden yola çıkarak bundan 12 bin yıl önce toplumsal
> katmanlaşmanın başladığı öne sürülüyor:
>
> https://www.youtube.com/watch?v=eHG9URGDt6s
>
> Ayrıca Çatalhöyükteki bazı sembollerin de buraya kadar geri gittiği
> söyleniyor.
>
> Reha
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
>
> ---------- 3 of 5 ----------
> From: rehaalpay <reha...@gmail.com>
> Date: Sep 19 08:13PM -0700
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/578265054aa
>
> Onu da kaçırmışım, göbeği nasıl gösteriyorlar?
>
> Ben o kadar soyut düşünmeye yatkın değilim. Ancak sözgelimi Innana'nın
> Enki'yi onun me'lerini çalmakla suçlamasında dahi erkek egemenliğine karşı
> bir itiraz var diye düşünüyorum. Dolayısıyla bunun daha yakın bir zamanda
> ortaya çıkmış olduğunu ve erkek egemenliğinin o zamandan binlerce yıl
> geriye gitmediğini düşünüyorum ya da düşünüyordum :)
>
> Yine de arkeologların yürüttüğü mantık bana çok tutarlı görünmüyor. O
> düzeyde bir koordinasyonun olması için o toplumun mutlaka hiyerarşik mi
> örgütlenmiş olması gerekiyor? Ya da düşünsel ve kültürel olarak ileri bir
> noktaya gelmemiş bir toplum o boyutta bir inşaatı ancak hiyerarşik olark
> örgütlenip mi yapmak durumunda? Eşitlikçi ilişkiler içinde bu koordinasyonu
>
> yapmış olamazlar mı?
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 12:36:06 PM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
>
> ---------- 4 of 5 ----------
> From: Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com>
> Date: Sep 20 07:46AM +0300
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/a8bf01abff0
>
> göbeği şöyle gösteriyorlar,
>
> http://www.ancient-origins.net/sites/default/files/styles/large/public/Hands-are-carved-into-the-pillars.jpg?itok=JNkzoVcN
>
> http://www.thelivingmoon.com/43ancients/04images/Turkey/Gobekli/gobekli_tepe02_19.jpg
>
> bu da gt den bir erkek güzelliği,
>
> http://lh6.ggpht.com/_PJ2kaWjUIwE/S4Z517TogII/AAAAAAAABoc/YOU1TNFpn5E/G%C3%B6beklitepe125.JPG
>
> On 20.09.2015 06:13, rehaalpay wrote:
>
> Onu da kaçırmışım, göbeği nasıl gösteriyorlar?
>
> Ben o kadar soyut düşünmeye yatkın değilim. Ancak sözgelimi Innana'nın
> Enki'yi onun me'lerini çalmakla suçlamasında dahi erkek egemenliğine karşı
> bir itiraz var diye düşünüyorum. Dolayısıyla bunun daha yakın bir zamanda
> ortaya çıkmış olduğunu ve erkek egemenliğinin o zamandan binlerce yıl geriye
> gitmediğini düşünüyorum ya da düşünüyordum :)
>
> Yine de arkeologların yürüttüğü mantık bana çok tutarlı görünmüyor. O
> düzeyde bir koordinasyonun olması için o toplumun mutlaka hiyerarşik mi
> örgütlenmiş olması gerekiyor? Ya da düşünsel ve kültürel olarak ileri bir
> noktaya gelmemiş bir toplum o boyutta bir inşaatı ancak hiyerarşik olark
> örgütlenip mi yapmak durumunda? Eşitlikçi ilişkiler içinde bu koordinasyonu
> yapmış olamazlar mı?
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 12:36:06 PM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
> Göbek anayı temsil ediyor.
>
> Göbeği gösteriyorlar, çünkü henüz ANA kültürü yitmemiş. Göbek deliğini
> ortaya çıkararak anaya saygılarını dile getiriyorlar, ama artık erkek "ben
> benim" demiş. Buna kendisiyle özdeşlik (self-identity) diyorlar. Erkek bu
> özdeşliğe erince kadına sade aynalamak, yani sen sensin demek kalıyor,
> böylelikle kadın yokoluyor, dolayısıyla cinsel ilişki de ortadan kalkıyor.*
>
> Göbek (deliği) sergileme davranışı Asya da yaygın, Çatal höyükteki boğa
> boynuzu simgeciliğinin de yaygın olması gibi.
>
> * Günümüzde artık kadın da kendisiyle özdeşliğe erdiğinden ve kimse kimseye
> ayna bile tutmaz olduğundan insan ilişkisi temizlenmiştir; günümüz
> ilişkilerinin karakteri, kişiler arasılık değil, O'lar arasılıktır, yani
> narsist Benler (ben Benim, sen O sun diyenler) arasılıktır.
>
> Bunun fotoğrafı şudur:
>
> http://conipsi.com.br/wp-content/uploads/Rene-Magritte-The-Lovers-1928.jpg
>
> Bu resim eskiden insanlara tuhaf gelirdi, şimdi öyle sıradanlaştı ki, gören
> ne var yani diyor. Narsizm kapitalizmin dinidir, buna inanıyorlar, böyle
> davranmayı iyi bir şey sayıyorlar.
>
> On 20.09.2015 04:25, rehaalpay wrote:
>
> Merhaba,
>
> Bu figür dikkatimi çekmemişti. Büyük anıtların da tanrıyı simgelediği
> düşünülüyor. Onların yalnız ağızları değil, gözleri de yok.
>
> Peki tüm bunlardan yola çıkarak o toplumun ruhban sınıfı tarafından
> yönetilen bir toplum olduğuna hükmedebilir miyiz? Eğer öyleyse aynı
> değerlendirmeyi Çatalhöyük için de yapmak gerekmez mi? Orada da
> Göbeklitepe'deki tapınağın küçük bir modeli bulunmuş. Aslı kilise ya da
> katedral ise o da küçük bir şapel gibi.
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 9:45:29 AM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
> Göbekli tepenin sırrı bu ağızsız figürlerde yatıyor;
>
> Bu figür bireyin, tekilliğin yadsınmasını temsil ediyor:
>
> a) Dil konuşur, insan değil (die Sprache spricht, nicht der Mensch).
>
> b) Tanrı konuşmaz, yapar.
>
> (Buna göre tanrı erkek oluyor)
>
> On 19.09.2015 13:09, rehaalpay wrote:
>
> Merhaba,
>
> Bu konuyu araştırıp üzerinde düşünen oldu mu? Tapınak yapmanın çok sayıda
> insanın koordinasyonunu ve yiyecek gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını
> gerektirdiğinden yola çıkarak bundan 12 bin yıl önce toplumsal
> katmanlaşmanın başladığı öne sürülüyor:
>
> https://www.youtube.com/watch?v=eHG9URGDt6s
>
> Ayrıca Çatalhöyükteki bazı sembollerin de buraya kadar geri gittiği
> söyleniyor.
>
> Reha
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
>
> ---------- 5 of 5 ----------
> From: Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com>
> Date: Sep 20 08:38AM +0300
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/d69cb872811
>
> geri I II III
>
> çatal höyük
>
> Evcilleştirme, ev-içi üretim, ev ve kadın
>
> Evcilleştirme, genel olarak bitki veya hayvanın üreme sürecini denetim
> altına almak diye özetlenebilir. Bunun dağınık, gelgeç olmaktan çıkıp,
> toplumsal bir ilişki halini alması, insanın varoluş koşulunun doğrudan
> evcilleştirmiş canlılara dayanması anlamına gelir. Türkçe'de evcilleştirme
> sözcüğünü çoğu kez hayvanlarla ilgili kullanıyoruz ama bu anlamıyla bitkiler
> için de kullanabiliriz. Bitkinin rakiplerini, örneğin ayrık otlarını
> temizlemekle başlar bitkilerin evcilleştirilmesi. Sonra ona ayrı bir yaşam
> alanı oluşturursunuz. Örneğin ormanı yakıp boşalan alana tohum ekersiniz.
> Gereksindiği suyu sağlarsınız. Bunun için kanallar inşa edersiniz. Kimya
> fabrikaları kurup gübre üretirsiniz. Genetik yapısıyla oynayıp daha da
> kendileştirebilirsiniz. Her aşamada giderek daha fazla sizsiz yaşayamayan
> bir canlı çıkar ortaya. Evcilleştirme, yaşamımız evcilleştirilen canlıya
> dayalı olduğundan asla tamamlanamayacak bir süreçtir. Hodder, Çatal
> Höyük'teki evcilleştirme sürecini insanın hayvanla girdiği bir “boğuşma”
> olarak betimliyor:
>
> “Çatal Höyüğün resimleri eski taş sanatındakinden çok farklı. Eskitaş
> (Paleolitik) sanatında, hayvanlar vardır bir de insanlar vardır. Hayvanlar
> ve insanlar etkileşmezler. Oysa Çatal Höyük resimlerinde insanla hayvan
> arasında bir boğuşma, çok güçlü bir boğuşma vardır. ... Kanımca
> evcilleştirme hayvanların evcilleştirilmesinden daha geniş; iki farklı
> dünyaya bakış şekli ... Örneğin derleyici avcılar bir hayvanı
> öldürdüklerinde, her zaman bir adakta bulunurlar. Yani doğayla bir
> arkadaşlıkları vardır. Ama kanımca hayvanlarla girilen bu boğuşmada, insan
> baskı kurmakta, denetlemekte, denetimi elinde tutmaktadır.”
>
> Çatal Höyük'te ilk tabakalardan bu yana koyun ve keçi evcil. Yavrularını
> merdivenle indikleri ağıllarda beslemişler. Koyun Dolly, 13 bin yıl önce
> başlayan bu sürecinin günümüzdeki süreği. Ama Çatal Höyük'te sığır
> evcilleştirilmemiş. Duvar resimlerinde baş rolü çoğunlukla boğanın
> oynamasının bununla ilişkisi ne olabilir, diye soruyoruz:
>
> “Avcılık derleyicilik ile çiftçilik arasında bir yerdeyiz. Bu ara yerde
> sığır üzerinde bir çatal noktadalar. Sığırı cezbedebilirsiniz, dişi
> sığırları yakalayabilirisiniz. Gerçekten sahibi olmuyorsunuz. Ama dişilerin
> yerleşimle ilişkileri yakınlaşıyor. Belki zamanla daha fazla denetim
> kuruluyor. Sonra onların vahşi boğalarla çiftleşmelerine izin veriyorsunuz,
> böylece boğaları cezbediyorsunuz. Yani çok karmaşık bir ilişki. Şunu
> söylemek istiyorum, dişi sığırı denetlediklerini biliyoruz. Belki onları
> güdüyorlardı. Koyunu ve keçiyi evcilleştirebiliyorsanız sığırı da
> evcilleştirebilirsiniz. Ama yapmadılar. O zaman neden Çatal Höyük'te sığır
> evcilleştirilmedi sorusu doğuyor. Sığır onlar için ritüellerde ve
> şenliklerde çok önemliydi. ... Boğanın başını alıyor evlerine koyuyorlar.
> Boğa üzerine bir simgecilik var. Sığırı toplumsal, sembolik önemi yüzünden
> evcilleştirmemiş olabilirler.“
>
> Bu aşamadaki evcilleştirme, gereksinmenin üzerinde ek bir çalışmaya
> zorlamayan ev-içi üretim ile uyumludur. Bir !Kunglu'ya “Çatal Höyüklüler
> sığırı neden evcilleştirmemiş olabilirler” diye sorulsa belki şöyle yanıt
> verirdi: “Koyun ve keçi bolca yeterken sığırı neden evcilleştirelim ki?”
>
> Çatal Höyüklüler satmak için üretmiyorlardı. Yani özel mülkiyet yoktu. Biley
> taşı, un öğütme taşı, obsidyen kesiciler, kamalar, ekin ot kesiciler, çapa,
> iğne, bız, çanak, çömlek, vb. her hanenin işliğinde bulunan bu nesneler,
> boncuk veya bilezik gibi kişisel mülkiyettir. Çatal Höyük bağlamında buna
> ev-içi mülkiyet de diyebiliriz. İplik eğirme, kumaş dokuma, sepet örme dahil
> herkes her şeyi ev içinde üretebilmektedir. Hodder bize, imalatın en önemli
> hammaddesi olan obsidyenin bile, “ev içi üretim için yapıldığını”
> bildiriyor.
>
> Özel mülkiyetten söz edebilmenin iki temel koşulu var. İlkin uzmanlaşma
> olmalıdır. Bu, toplumu kendiliğinden bazı nesnelere sahip olanlar ve
> olmayanlar diye böler. İkincisi, sahip olanın, kendinde olup da başkasında
> olmayanı vermeme hakkının o toplumca tanınmış olması ve buna uygun bir
> mübadele biçiminin kurulması gerekir. Bu doğrultuda sorduğumuz sorulardan,
> Çatal Höyük'te uzmanlaşmanın fazlaca gelişmediğini öğreniyoruz:
>
> “Elbette değişim yapıyorlardı ama bu ekonomik uzmanlaşmaya dayanmıyordu. Her
> hanenin kendi kaynakları vardı. Herkes aşağı yukarı aynıydı. Uzmanlaşma anca
> altıncı bin yılda başladı. Evler arasındaki farklılık arttı, gömüler evin
> dışına alındı. Ev-içi üretim yordamından, değişime dayalı köy üretim
> yordamına geçildi. Çok karmaşık bir süreç.”
>
> Çatal Höyüğün ev-içi üretimi ne fazla çalışmaya ne fazla mal üretmeye teşvik
> etmediğine göre, onları zamanın binlerce kişilik dev bir toplumu haline
> getiren neydi? Ölüm ve yaşam, ritüel ve üretim, balçık ve erzak, sıva ve
> kurum, manevi ve dünyevi, temiz ve kirli, beyaz ve kara, iç ve dış, yüksek
> ve alçak, ıslak ve kuru çemberini spirale çeviren neydi? Kanımca bu sorunun
> yanıtı, insan üretimidir. Hodder'in anlattıkları bu görüşü kuvvetle
> destekliyor:
>
> “Buradaki gibi bir ev-içi üretim varsa, kadının da erkeğin de rollerinin
> önemli olduğunu hayal etmek olanaklıdır. Çünkü toplumsal statü toplumsal
> üretime dayalıdır. Örneğin, statü yiyeceğe bağlıysa, yiyeceği hazırlayan
> benim için çok önemlidir. Yiyecek kadınlar tarafından hazırlandığından,
> toplamsal statü bakımından merkezdedir. Aynı zamanda çocuklar önemlidir, o
> zaman çocukların üretimi çok önemlidir. Öyleyse, erkeklerin kendi güç
> alanlarını kurmaya başladıkları yer ev-içi üretim yordamının dışındadır.
> Politikayı ve ideolojiyi denetlerler. Emeğin uzmanlaşması çoğu kez erkek
> baskınlığına yol açıyor. Bu değişme oldu. Ama derleyici avcılık ile ev-içi
> üretim arasında bir denge var ki, bu uğrakta cinsiyet körü olmak
> olanaklıdır.”
>
> Yağlı kadın bedeninin doğurganlıkla ilişkisi avcı derleyiciler tarafından da
> biliniyordu. Çatal Höyüğün şişman kadın yontuları doğurganlığın simgesi
> olabilir. Sığır ritüellerini anlatan duvar resimlerindeki şişman kadın, eli
> belinde “sizin hepinizi ben doğurdum” der gibi avcıları seyretmiyor mu?
> Emzirmekten yorgun düşmüş görünen sarkık memeleri ve görkemli kalçasıyla,
> avcıların baş rakibi leopar başlı tahtına heybetle oturan kadın heykelciği,
> iktidarı değilse de, böyle bir statünün doruğunu simgeliyor olabilir.
>
> Kadastro ve mühür
>
> Büyük nüfus Çatal Höyüğün başarısıydı ama bu konut sorununu da yanında
> getirmiş olmalı. Göçebe Bedevi kabileleri gibi anlaşamadıklarında
> birbirlerinden uzaklaşıp gitme şansları da yoktu. Farklı büyüklükteki
> evlerin içinin de resmedildiği harita, belki gerçekten konut yönetimine
> yönelik bir yerleşim planıydı.
>
> Ev içi önemliydi çünkü her şey evin içinin düzenlenmesiyle başlamıştı.
> Evcilleştirme süreciyle koşut giden yerleşmeyle birlikte, ev sadece barınak
> yeri olmaktan çıkararak aynı zamanda işliğe dönüşür, besin hazırlama ve
> saklama işlevlerini üstlenir. Buna bağlı olarak özel işlevler üstlenecek
> odalara gereksinme doğar. Bu süreç boyunca yuvarlak ev, zamanla yerini
> dörtgen konutlara bırakır. Özdoğan sürecin zorluğunu şöyle anlatıyor:
>
> “Yuvarlak planlı bir yapıda bölünmüş geniş mekan sorununun çözülememesi ...
> işlevlerine göre bölünmüş alanları içeren daha geniş, dörtgen planlı
> yapılara geçişi hazırlar. Bu dönüşüm, kolay olmamış; temel, köşe bağlantısı,
> kapı, taşıyıcı duvar, çatı, baca gibi mimarinin temelini oluşturan tüm
> öğelerin nasıl yapılabileceğinin çözümünü de gerektirmiştir.” (Özdoğan, M.
> Çanak Çömleksiz Neolitik. ArkeoAtlas, 2002).
>
> Mehmet Özdoğan, kazımı kendisi tarafından yürütülen Çayönü'nün, yuvarlak
> planlı çukur yapılar evresinden hücre planlı yapılar evresine geçiş sürecini
> yakından izlememize izin verdiğini yazıyor. Arkeolojik kazımını Ufuk Esin'in
> yürüttüğü, 10 000 yıl önceki dörtgen planlı, en fazla üç odalı Aşıklı Höyük
> evlerinde de dışa açılan kapı geçidi yoktur ve giriş-çıkışın orada da damdan
> yapıldığı düşünülmektedir. Onlar da ölülerini taban altına gömüyorlar. Ama
> Aşıklı Höyük'te sokaklar var. Kazı ilerledikçe belki Çatal Höyük'te de
> bulunur. Çatal Höyüğün Aşıklı Höyüğe göre daha sıkışık yerleşimi, çocuk ölüm
> oranı azaltıldığı ölçüde bataklıkla çevrelenen yörenin görece sabit belli
> bir nüfusu kaldırma katsayısının koyduğu sınıra dayanmanın kolaylaştığını ve
> ataya bağlılık duygusunun buna bağlı olarak evleri giderek bitişmeye
> sürüklediğini düşündürüyor. Nitekim Hodder, sayıca giderek büyüyen
> başlangıçtaki küçük bir grubun Neolitik dönemin bu en büyük düzeyine
> ulaştığını düşünüyor.
>
> Kenti andıran bu büyük nüfuslu, dip dibe toplu yaşam, konut yönetimini
> gerektirmiş olsa bile, bunu örgütleyecek merkezi bir toplumsal oluşumun
> varlığına inandıracak kadar yeterli kanıt bulunmuyor. Yerleşik toplumların
> soy örgütlenmeleri, derleyici avcı toplumlarda bulunmayan yeni bir dağıtım
> biçimi geliştirmiştir. Şef, kendi geniş ailesinin başı olarak, armağanlaşma
> ilişkisi içerisinde ortaya çıkan büyük ambar yoluyla toplumun da başı olarak
> belirmiştir. Çatal Höyük'te böyle bir ilişki biçiminin bulunduğuna doğrudan
> kanıt olabilecek büyük depolama araçlarına rastlanılmamış. Sadece, her evin
> mevsimlik gereksinmelerini karşılayabilecekleri boyutta depolar var.
>
> Evler farklı boyutlarda. Bu her ailenin nüfusunun farklı olduğunu
> gösteriyor. İlk kez Çatal Höyük'te bulunan pişmiş kil mühürler, özel
> mülkiyete veya kalıcılaşmayan merkezi dağıtım sistemine işaret eden simgeler
> olamaz mı? Çoğuna yassı silindirik veya konik biçim verilmiş ve üzerlerine
> özgül bir anlam çıkarılamayan ama Çatal Höyüğe özgü şekiller işlenmiş.
> Bunlar pasta börek şekillendiricisi olarak veya kumaş desenlerini basmak
> için kullanılmış olabilirler. Fakat eğer bir baskı kalıbı değillerse, ayırt
> etme işlevini görmüş olmalıdırlar. Mal ve sahibi arasındaki ilişki
> bakımından ele alınırsa, damga mühürlerin bu çeşitliliği ve üzerlerinde
> taşıdıkları örüntülerin benzeşmezliği, özgül bir yetkenin bulunmadığını,
> bunların kişisel mülkiyeti ifade eden nesneler olabileceğini düşündürüyor.
> Çatal Höyük Ekibinde damga mühürlerini inceleyen Ali Türkcan, biçim ve oyma
> örüntüleri bakımından sınıflayıp inceledikten sonra, kaba ve üstünkörü
> yapılmış görünen, kil üzerinde bile belirli bir şekil bırakmayacak kadar
> silik desenli silindirik damgaların hesap aracı olarak kullanılmış
> olabileceği görüşünü ileri sürüyor.
>
> Silindirik mühürler, kent devletlerinde tapınağın yetke ve yetkisini temsil
> etmek için kullanılmış. Mellaart Çatal Höyüğü bir kent olarak görüyordu.
> Koca hayvan başlarıyla, boğa boynuzlarıyla donatılmış, Çatal Höyüğe özgü
> motiflerle süslenmiş, duvarlarında ritüellerin ve mitlerin resmedildiği,
> üzerine boğa boynuzu yerleştirilmiş bugün de neye yaradığı anlaşılamayan
> dikitlerin bulunduğu yapıların tapınak olabileceğini düşünmüştü. Sonradan,
> benzer yapıların açığa çıkarılması bu yapıların tapınak olarak özelleştiği
> fikrini geçersiz kıldı. Ama buna rağmen, Çatal Höyüğün karmaşık yapılanması
> ve orjinalliği karşısında, insan onu bir kent kategorisine sokma eğilimini
> yenmekte zorluk çekiyor.
>
> Köy mü Kent mi?
>
> Ancak bir kaç bin yıl sonra kent devletlerinin ulaşabileceği en az beş bin
> kişilik dünyanın bu ilk en kalabalık yerleşimine kent diyebilir miyiz, diye
> sorduk:
>
> “Bu yüzden burada çalışıyorum. Yirmi beş yıldır bu sorunun yanıtını
> arıyorum. Bunun yanıtını vermeyi deneyen çok kişi oldu. Bulduklarını
> düşündüler. Ama şimdi bu yanıtların hiç biri doyurucu değil. Örneğin, nüfus
> artışı öne çıkarıldı, ama nüfus artışına ilişkin kanıt yok. İklim
> değişmeleri ileri sürüldü. Bazı iklim değişmeleri var ama çok kişi artık
> iklim değişmelerinin pek az etkisi olduğuna inanıyor. Çünkü iklim
> değişmeleri başka zamanlarda da vardı ve insanlar kentlerde yaşamıyorlardı.
> Zor bir soru. Herkesin farklı görüşü var. Benim görüşüm şu; çekirdek
> toplumsaldır. Nasıl oluyorsa insanlar rekabete başlıyorlar, başka insanlara
> tahakküm ediyorlar ve yiyeceği denetliyorlar. Bunun sonucunda, üretim,
> çiftçilik ve ayrı köyler ortaya çıkıyor. Gerçek bir yanıt yok. Yeni veriler
> şunlar; dünyanın her yerinde aşağı yukarı aynı zamanda bir şey oldu.
> Dünyanın bu yakasında olanı biliyoruz, aynısı Çin'de, Amerika'da ve Yeni
> Gine'de de oldu. İnsanlar neredeyse aynı zamanda tarıma başladılar ve köyler
> kurdular. Bunun iyi bir yanıtını veren bir kimse olduğunu sanmıyorum.”
>
> Kent üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Amerikalı Jane Jacobs, Mellaart'a
> dayanarak Çatal Höyük'ün kent olduğunu ileri sürmüştü. “Kentlerin Ekonomisi”
> adlı kitabında kentin, tarımı ve hayvancılığı öncelediğini söylüyor. İlk
> kentlerin, şimdiki kasaba veya hatta köy büyüklüğünde olsalar bile onlar
> gibi kendini yineleyerek büyümediğini tersine, farklılaşıp çeşitlenerek
> geliştiğini ileri sürüyor. Tarım işte bu farklılaşmanın bir sonucu oluyor.
> Jacobs'a göre, bu sürecin başlaması için tek koşul ihracatın olmasıdır ve
> Çatal Höyük'te bu obsidyen ihracatıdır. “Embriyonik kent” başlangıçtaki
> ihracatını arttırdıkça ihraç ve ithal kalemleri çeşitlenecek ve artacak
> böylece giderek zenginleşip büyüyecektir. Ona göre Çatal Höyük, herkesin
> gereksindiği bir madde olarak obsidyenin para yerine geçen genel eşdeğer
> rolünü oynayabileceği kadar yaygın bir ticaret ağı içerisinde, merkez haline
> gelmiş böyle bir kentti.
>
> Bu görüşün geçerliliğine ilişkin fikir edinmek için sorduğumuz soruya Hodder
> açık kapı bırakmayan kısa bir yanıt verdi: “Çatal Höyük'te geniş bir
> obsidyen mübadelesinin varlığını gösteren kanıt yok.” Ama bizi, konunun
> uzmanıyla, Tristan Carter ile tanıştırdı: “Bu Sicimsi Amca. İp gibi ince ve
> uzun bu yüzden ona sicimsi diyoruz, sicim gibi. Asıl adı Carter.”
>
> Tristan Carter bizi karşısına aldı saatlerce anlattı. Burada ancak ana fikri
> aktarmayı deneyebilirim, şöyle:
>
> Her hane aynı faaliyeti yürütür görünüyor. Sitenin ilk zamanlarından bu yana
> ekonomik veya simgesel anlamda olsun eğer obsidyen kullanılıyor veya değiş
> tokuş ediliyorsa bile bunu herkes yapıyordu. ... Obsidyenin kullanım biçimi
> buydu, ama ara sıra çok iyi ürünler de çıkıyordu. İleride büyük bir bina
> bulunsa bile bu fikrimizi değiştirmeyecek. İşlerin çoğu evlerde
> örgütleniyordu. Herkes eşit görünüyor.
>
> Ticaret konusuna gelince, Çatal Höyük neredeyse boşlukta yaşıyor. Sitenin
> dolayında karşılaştırma yapabileceğimiz çok az örnek var. Çatal Höyükten
> önce de Kapadok'yadan Suriye'ye, Ürdün'e, Kıbrıs'a, obsidyen gittiğini
> biliyoruz. Çatal Höyüğün tarihinin büyük bir kısmında obsidyen Göllü dağdan
> geliyordu. Obsidyenin büyük çoğunlu ticaretle elde edilmiyor. Dağlara
>
>
> =============================================================================
> Topic: Sınıfı Anlamak, E. Olin W.
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/t/d6840aa00a18c42a
> =============================================================================
>
> ---------- 1 of 2 ----------
> From: rehaalpay <reha...@gmail.com>
> Date: Sep 19 06:10PM -0700
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/21e249d7d15b6
>
> Bu yaşa gelip sınıfı anlamadıysak, artık geç olmuştur :)
>
> Üstelik diyalektikten vaz geçmiş diyorsun.
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 7:45:51 AM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
>
> ---------- 2 of 2 ----------
> From: Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com>
> Date: Sep 20 04:43AM +0300
> Url: http://groups.google.com/group/globalintelligence/msg/21ff52bfa05f7
>
> Diyalektikten haberi bile olmayanların çalışmalarından çok çok
> yararlanabiliyorum. Yaptığı işe özen gösterenlere saygım çoktur, Olin
> bunlardan biri.
>
> On 20.09.2015 04:10, rehaalpay wrote:
>
> Bu yaşa gelip sınıfı anlamadıysak, artık geç olmuştur :)
>
> Üstelik diyalektikten vaz geçmiş diyorsun.
>
> Reha
>
> On Sunday, September 20, 2015 at 7:45:51 AM UTC+10, Mustafa Cemal wrote:
>
> Erik Olin, Analitik Marxist idi, yani diyalektiğe sırt çevirenlerden.
>
> Roemer, Elster bu ekolün öteki iki önemli düşünürü. Çalışmaları bende
>
> hep saygı uyandırdı, elimden geldiğince dikkatle tezleri üzerinde
>
> durdum. Alttaki linkteki, Sınıfı Anlamak başlığı altında bu konuda 1995
>
> ten bu yana yazılmış makaleler derlendiği kitabın girişi,
>
> https://www.ssc.wisc.edu/~wright/Published%20writing/Understanding%20Classs%20--%20NLR%2060.pdf
>
> Erik, analizci düşünmenin iyi örneklerini veren biri, okuması da
>
> düşünmesi de zevkli. Kitap kolayca bulunabiliyor. Dostlukla.
>
> --
>
> You received this message because you are subscribed to the Google Groups
> "GlobalIntelligence" group.
>
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
> For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
>
>
>
>
>
>
> --
> You received this digest because you're subscribed to updates for this
> group. You can change your settings on the group membership page:
>
> https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/globalintelligence/join
> .
> To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it send an
> email to globalintellige...@googlegroups.com.
>
>


--

~ emet degirmenci
***
+1-206 -618 4911
http://kendineyeterlitoplum.wordpress.com/

Mustafa Cemal

unread,
Sep 21, 2015, 8:50:03 PM9/21/15
to globalint...@googlegroups.com
mahremlik tümüyle öznel bir katagori emet hocam,
http://1.bp.blogspot.com/-gPU81FDsHDM/UXqek0fOsQI/AAAAAAAAA-s/nHuwwjiUj0I/s1600/62+surma-mb-14.JPG
https://c1.staticflickr.com/9/8213/8389994810_b51bcdb865_h.jpg
(Surma, Suri, Nuer)

Kabile toplumsallığından başlayarak, erkek deyince Öncelikle anlaşılması zorunlu olan şudur,
https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/236x/28/08/97/2808973ee48c91cdf18751087573f8c2.jpg
"man is for dying;" erkek Freud daki ölüm momentidir.

öteki söylediklerine sonra dönebilir miyim,
sevgiler ..
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages