Göbeklitepe

24 views
Skip to first unread message

rehaalpay

unread,
Sep 19, 2015, 6:09:16 AM9/19/15
to GlobalIntelligence
Merhaba,

Bu konuyu araştırıp üzerinde düşünen oldu mu? Tapınak yapmanın çok sayıda insanın koordinasyonunu ve yiyecek gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını gerektirdiğinden yola çıkarak bundan 12 bin yıl önce toplumsal katmanlaşmanın başladığı öne sürülüyor:

https://www.youtube.com/watch?v=eHG9URGDt6s

Ayrıca Çatalhöyükteki bazı sembollerin de buraya kadar geri gittiği söyleniyor.

Reha

Mustafa Cemal

unread,
Sep 19, 2015, 7:45:29 PM9/19/15
to globalint...@googlegroups.com
Göbekli tepenin sırrı bu ağızsız figürlerde yatıyor;


Bu figür bireyin, tekilliğin yadsınmasını temsil ediyor:
a) Dil konuşur, insan değil (die Sprache spricht, nicht der Mensch).
b) Tanrı konuşmaz, yapar.

(Buna göre tanrı erkek oluyor)
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

rehaalpay

unread,
Sep 19, 2015, 9:25:15 PM9/19/15
to GlobalIntelligence
Merhaba,

Bu figür dikkatimi çekmemişti. Büyük anıtların da tanrıyı simgelediği düşünülüyor. Onların yalnız ağızları değil, gözleri de yok.

Peki tüm bunlardan yola çıkarak o toplumun ruhban sınıfı tarafından yönetilen bir toplum olduğuna hükmedebilir miyiz? Eğer öyleyse aynı değerlendirmeyi Çatalhöyük için de yapmak gerekmez mi? Orada da Göbeklitepe'deki tapınağın küçük bir modeli bulunmuş. Aslı kilise ya da katedral ise o da küçük bir şapel gibi.

Reha
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintelligence+unsub...@googlegroups.com.

Mustafa Cemal

unread,
Sep 19, 2015, 10:36:06 PM9/19/15
to globalint...@googlegroups.com
Göbek anayı temsil ediyor.
Göbeği gösteriyorlar, çünkü henüz ANA kültürü yitmemiş. Göbek deliğini ortaya çıkararak anaya saygılarını dile getiriyorlar, ama artık erkek "ben benim" demiş. Buna kendisiyle özdeşlik (self-identity) diyorlar. Erkek bu özdeşliğe erince kadına sade aynalamak, yani sen sensin demek kalıyor, böylelikle kadın yokoluyor, dolayısıyla cinsel ilişki de ortadan kalkıyor.*

Göbek (deliği) sergileme davranışı Asya da yaygın, Çatal höyükteki boğa boynuzu simgeciliğinin de yaygın olması gibi.


* Günümüzde artık kadın da kendisiyle özdeşliğe erdiğinden ve kimse kimseye ayna bile tutmaz olduğundan insan ilişkisi temizlenmiştir; günümüz ilişkilerinin karakteri, kişiler arasılık değil, O'lar arasılıktır, yani narsist Benler (ben Benim, sen O sun diyenler) arasılıktır.
Bunun fotoğrafı şudur:
http://conipsi.com.br/wp-content/uploads/Rene-Magritte-The-Lovers-1928.jpg
Bu resim eskiden insanlara tuhaf gelirdi, şimdi öyle sıradanlaştı ki, gören ne var yani diyor. Narsizm kapitalizmin dinidir, buna inanıyorlar, böyle davranmayı iyi bir şey sayıyorlar.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.

rehaalpay

unread,
Sep 19, 2015, 11:13:03 PM9/19/15
to GlobalIntelligence
Onu da kaçırmışım, göbeği nasıl gösteriyorlar?

Ben o kadar soyut düşünmeye yatkın değilim. Ancak sözgelimi Innana'nın Enki'yi onun me'lerini çalmakla suçlamasında dahi erkek egemenliğine karşı bir itiraz var diye düşünüyorum. Dolayısıyla bunun daha yakın bir zamanda ortaya çıkmış olduğunu ve erkek egemenliğinin o zamandan binlerce yıl geriye gitmediğini düşünüyorum ya da düşünüyordum :)

Yine de arkeologların yürüttüğü mantık bana çok tutarlı görünmüyor. O düzeyde bir koordinasyonun olması için o toplumun mutlaka hiyerarşik mi örgütlenmiş olması gerekiyor? Ya da düşünsel ve kültürel olarak ileri bir noktaya gelmemiş bir toplum o boyutta bir inşaatı ancak hiyerarşik olark örgütlenip mi yapmak durumunda? Eşitlikçi ilişkiler içinde bu koordinasyonu yapmış olamazlar mı?

Reha

Mustafa Cemal

unread,
Sep 20, 2015, 12:46:06 AM9/20/15
to globalint...@googlegroups.com

Mustafa Cemal

unread,
Sep 20, 2015, 1:38:37 AM9/20/15
to globalint...@googlegroups.com
Haklı olabilirsin, arkeologlar sıklıkla önyargılı olabiliyor.
Sevebileceğin bir örnek, Endonezya’da Batı Sumatra’da yaşayan, geleneksel geçim biçimi sulu pirinç tarımı olan, bugün dört milyon küsur nüfusuyla dünyanın en büyük anasoylu halkı Minangkabau.

Minangkabaularda da toplumun en küçük birimini anne ve çocukları oluşturuyor. Bu birimler, ortak anneler yoluyla birleşerek paruik denilen alt soyçizgisini kuruyorlar. Paurik, rahim demek (koruyan, koruyucu). Paurik, geleneksel ortak ev anlamına gelen rumah gadang’da ikamet ediyor. Bu evde, yaşlı kadınlar için, evlenmemiş kızlar, çocuklar, evli kadınlar ve kocaları için ayrı odalar bulunuyor. Oğlanlar 7 yaşından sonra ayrı bir ortak mekanda yaşamaya başlıyorlar. Evin erkekleri sadece ananın ve kızlarının erkek kardeşleri olabiliyor. Bir erkek evlendiğinde, yaşamını önceki gibi ana rahminde sürdürüyor. Koca ortak eve anca gece gizlice veya yemek zamanında gelebiliyor. Bir de, hastalandığında bu eve getiriliyor, sağaltımı, bakımı ve rahatı burada sağlanıyor.

Ortak ev’in nüfusu arttıkça hemen yanına yeni biri inşa ediliyor. Bu yolla ana ata odağında kurulmuş soyçizgileri birleşerek sapaurik adı verilen oymağı oluşturuyor. Sapaurik, aynı rahimden olanlar demek. Müslüman bir toplum Minangkabau. Müslümanlığı benimseyişleri 16’ıncı yüzyıla uzanıyor. Müslümanlık ile anacıl toplumsal örgütlenme ve pratiklerini, “adet” kavramıyla uzlaştırmışlar. Ortak evin başka bir adı da adet evi.

Arazi, tarla, ev, hayvanlar anadan kızına miras kalıyor. Ata mülkiyeti denilen bu mülkiyet, aslında bir ortak mülkiyet biçimi. Alınıp satılması olanaklı değil. Bir de, bireylerin kişisel tasarrufunda olup elden çıkarılabilen ve kocanın çocuklarına ata mülkiyeti sistemine girmeksizin dağıtabildiği bireysel mülkiyet biçimi var. Fakat çocuklara devredilince sonraki kuşakta ata mülkü oluyor.

Dayının özsel bir rolü var. Çocuklar ile dayı arasındaki bağ babalarınkinden daha kuvvetli. Bildiğimiz ailedeki babanın sorumluluklarını dayı, kız kardeşlerinin çocuklarına karşı taşıyor. Anne ölürse çocuklar ananın ailesinde kalıyor. Boşanma durumunda da, kocanın tek yapacağı karısının evindeki eşyaları toplayıp gitmek oluyor. Ama bu erkeğin gözden düşmesi anlamına gelmemektedir. Kocalığın etkisizleşmesi ölçüde dayılık önem kazanıyor. Yönetsel ve ekonomik kararlar dayı ile birlikte alınıyor.

Kadından doğmanın ayrı cins kardeşler arasında zorunlu bir eşitsizlik nedeni olmaması gibi, mülkiyetin kadın yoluyla devri de ortak mülkiyet biçimi altında cinsler arası tahakkümcü ilişkileri zorunlu kılmaz. Bu yüzden, böyle bir toplumsal ilişkiyi dile getirmekte anaerkil yerine anacıl terimi daha yerinde görünüyor.

Oysa ister baba ister ana olsun, ata erki, bir cinsin öteki cins üzerinde tahakküm kurduğu politik bir örgütlenmedir. Ama bildiğimiz bütün ataerkil toplumlar babaerkil biçimdedir ve erkek, bir cins olarak kadına hükmetmektedir. arkeologların ve antropologların mitsel anlatılar dışında izine rastlayamadıkları babaerkil toplumun simetriği olan anaerkil toplumdur. 

olağan üstü boyuttadır. Öyle ki, Hodder’e göre, sığırı, şenlik ve ritüeller için ayırmışlar sırf bu simgecilik yüzünden evcilleştirmemişlerdir. Duvarlar alçı boğa başlarıyla donatılmış, ev içinde neye yaradığı henüz anlaşılamayan dikitler üzerine boğa başları yerleştirilmiştir. Sığır simgeciliği Minangkabau’da da baş önemdedir. Minangkabau, galip (Minang) sığır (kabau) demek. Bir görüşe göre boynuzlu sığır başı kadın üreme organını simgeliyor. Öyle olsun veya olmasın, Minangkabau kadınları, boynuz biçimi verilmiş şapkalar giyiniyorlar. Evlerinin çatılarını boynuz biçimli inşa ediyorlar.
Acaba bu, Çatalhöyükte’de anasoylu bir örgütlenmenin varlığına belirti olabilir mi? Çatalhüyük’ün sunduğu en büyük bilmece, nasıl olup da bu kadar büyük nüfusun hiyerarşik bir örgütlenme olmadan dip dibe yaşadıkları sorusuydu. Buna bir yanıt anacıl örgütlenme modeliyle de verilebilir görünüyor. Bir çember çizelim. Kadın ve erkek başlangıçta Çatalhöyük’de bu dairenin içinde olsun. Yani her şey evde ve ev içindir. Kadın erkek eşitsizliği, erkeğin dışarı çıkmasıyla başlar. O andan itibaren her başarısı kendiliğinden kadını içeride tutsak kılan hapishane duvarlarını örer. Minangkabau kadınları bunun tersini başarmış görünüyor. Sanki şatolarının duvarlarını kendi elleriyle örmüşler. Erkeği dışarı gitmeye yüreklendiriyorlar. Bu çarpıcı geleneğe merantau, dışa gitmek deniyor. Erkek olmak için merantau zorunludur. Ama bir bedeli var bunun, dışarıdaki aşklarını kalbine gömmesi bekleniyor. Bu yolla toplumun içeriden bölünmesi önleniyor ve bölünme mekana kaydırılıyor.

Çatalhöyük kazlarında bulunan leopar başlı koltuğa kurulmuş minik kadın heykelciği, Çatalhöyük’ü şişman kadınlarının toplumsal konumuna ilişkin nasıl bir fikir verebilir?  Çatalhöyük’te sığır simgeciliği

Çatalhöyük’ün çevresindeki balçık alan kadar kesinlikli ayırdedilmiş bir mekanda yaşayan anasoylu oymaklardan oluşan yönetsel birimde (nagari), erkek baş rolü oynuyor. Ama tıpkı Çatalhöyük’teki gibi ne bu iş için özelleşmiş bir binası, ne toprağı, ne de ordusu var. İşte asıl korunan, binlerce yıldır çok çeşitli toplumların etkisi ve hükmü altında varlığını sürdürebilen toplumsal birim, ana yurt budur.

Çatalhöyük’ü anlamakta ne ölçüde yardımcı olabileceği bir yana, Minangkabau bana, ilk toplumların anacıl olabileceği tezini “Analar (1861)” kitabıyla ilk ortaya atan J. J. Bachofen’i anımsatıyor. mc.


On 20.09.2015 06:13, rehaalpay wrote:

To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.

Cemal Dindar

unread,
Sep 22, 2015, 8:47:55 AM9/22/15
to globalint...@googlegroups.com
Merhabalar,

Göbeklitepe adına ilk kez, Urfa'da hekimlik yaptığım dönemde, THY uçağında yolculuk ederken rastlamıştım. 2000 veya 2001 yılında, THY'nin Skylife dergisinde. Sonrasında ziyaret de ettim. Bu bir yeri 'ziyaret' etmenin kutsallıkla ilişkisi de düşünülünce Göbelkitepe ve elbette Urfa deneyimleri ile yazdığım ilk makale "On bin yılın nefesi: Anadolu ruhsallığı" idi. Orada Göbeklitepe'yi şöyle düşünmüşüm:

 Bir kazıbilim öyküsüdür

"Urfa merkezine 25 dakika uzaklıktaki Göbeklitepe’de Alman Profesör Hauptmann başkanlığında1994’de başlayan kazılarda, dairesel bir salonun ortasında, yaklaşık 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen taşlarla kurulmuş, karşılıklı birbirine bakan “T” şeklinde iki taş blok bulundu. Taşın tam ortasındaki yaban domuzu kabartması, “usta” işiydi. Benzer odalar kazı ilerledikçe ortaya çıktı. Çevredeki tüm yükseltiler kireçtaşı iken, buluntunun yer aldığı 300 metre çapındaki tepe toprak yığınıydı. Bu toprağın vadiden taşındığı ileri sürülmekteydi. Nasıl olduğu muamma! Başka sorular da vardı: Bu insanlar hangi üretim sürecini yaşıyorlardı? Çevrede herhangi bir çanak-çömlek işçiliğine rastlanmaması “avcı ve toplayıcı” olduklarını akla getiriyordu. Fakat karşı karşıya olduğumuz mimari “avcı ve toplayıcı” bir topluluğun sınırlarını aşıyordu. Bir mağara resmi ile değil, insan eliyle biçimlendirilmiş, tonlarca ağırlıkta taş bloklara yapılmış resimlerle yüz yüzeydik. Toplu halde ve çok sayıda, çakmaktaşından yapılmış aletler, balta ve bıçaklar bulunmuştu. Bu da alet yapım atölyelerini akla getiriyordu. Tüm bu öyküde bize en çarpıcı gelen iki bulgu vardı. Birincisi, kazı sırasında bulunan odun kömürü parçalarından karbon-14 yöntemiyle alınan tarih MÖ 9000’e işaret ediyordu ve bu tarih olasılıkla bu şaşırtıcı blokları dikenlerin değil, yıkanların, toprakla dolduranların yaşadığı dönemin tarihiydi. Yani neolitik çağla ilgili bilgilerimizin yeniden “inşasını” gerektirecek bulgularla ve belki de yeni bir uygarlıkla karşı karşıya idik. İkincisi, belki arkeolojik önemi çok sınırlı, bizim alanımız içinse çok kıymetli bir bulguydu; Göbeklitepe’nin zirvesinde “T” bloklar gibi taş yığma duvarlarla çevrelenmiş, ‘başları kıbleye doğru uzatılmış’ iki yatır hala ziyaret yeriydi. Uygarlığın maddi ipuçlarını yerin altında çıkartmaya çalışırken, yeryüzünde kutsallığın izleri apaçıktı. Belki de tepe, 11 bin yıllık öyküsünde hep kutsal bir alan olarak bilindi."

Yazının tamamı, Mustafa Hoca'nın sözünü ettiği ataerkillik /anacıllık üzerinde durmaya çalışıyor. Merak edilirse tamamı şu bağlantıda var:

http://fraksiyon.org/on-bin-yilin-nefesi-anadolu-ruhsalligi/

selamlar, sevgiler


cemal






To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Mustafa Cemal

unread,
Sep 28, 2015, 11:00:07 PM9/28/15
to globalint...@googlegroups.com
Freud şiddeti meşrulaştırarak erkek erkini toplumun doğuşuna taşımış. Derleyici avcılar üzerine yapılımış önemli çalışmaların derlendiği Man the Hunter de bu zihniyetin ürünü. Richard Lee, Chris Knight (aybaşı üzerine çalışmasıyla ünlenmişti) aykırı örnekler. Chris, alttaki makalede ilk akrabalığın anaçizgili olduğunu savunmuş. Doğru olabilir, ama ana veya baba üzerinden bir soy oluşması, yüksek karmaşıklıktakı toplumsal örgütlenmeye işaret ediyor. Derleyici avcılarda hakim biçimin iki yerlilik olduğunu, yani evlilikten sonra sadece kadının veya sadece erkeğin anababasının yanına gitme pratiğinin yerleşmediğini, ikisinin de yeğlenebileceğine dikkat çekmek isterim. Kabile toplumları ve derleyici avcı toplumlar kökten ayrı örgütlenmeler olmasına rağmen, sıklıkla ilkel toplumlar veya yazısız toplumlar başlığı altında eritiliyor; bunu sıklıkla Avustralya derleyicileri yoluyla yapıyorlar, doğru bir yaklaşım değil.
Chris'in makalesi,
http://www.chrisknight.co.uk/wp-content/uploads/2007/09/Early-Human-Kinship-Was-Matrilineal1.pdf
Sitesi,
http://www.chrisknight.co.uk/
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages