Neden savaş var? Ölümiçgüdüsü

7 views
Skip to first unread message

Mustafa Cemal

unread,
Sep 15, 2015, 10:01:05 PM9/15/15
to GlobalIntelligence
Yıl 1932, Eylül; Nazi Partisini, yani Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ni (NSDAP) iktidara taşıyan seçimlerden bir kaç ay sonra, Einstein soruyor?
--- Sevgili bay Freud. Neden savaş var? Görüyoruz ki, hükmeden sınıf küçük bir azınlık, kitle ise çoğunluk, neden küçük adamlar büyük adamlara itaat  ediyorlar. Büyük adamlar medyayı, okulları, kliseleri vb. kullanıyorlar denebilir; tamam da, bundan bağımsız, insanlarda bir nefret ve yıkım  gereksinmesi (Bedürfnis) var. Bu gereksinme olağan zamanlarda gizilken, olağan dışı durumlarda birden coşuyor ve kitle psikozuna dönüşüyor. İnsan  içgüdülerinin en yaman problemi bu. Hocam, bunu engllemek olanaklı mı, insanların nefret ve yıkım psikozuna girmeleri, buna karşı dirençli olmaları  sağlanabilir mi?
Freud'un bir ay sonraki yanıtı şöyle,
--Sevgili bay Einstein, ... iki hipotezimiz var teki birleştiriyor ve koruyor, buna yaşam güdüsü (Lebenstrieb, Eros) diyoruz. Öteki ise yıkıyor ve öldürüyor, bu yüzden ölümgüdüsü (Todestrieb, Thanatos) diyoruz; o da her canlıda bulunuyor ve yaşamı cansız maddeye, yani baştaki haline dönüştüreye çabalıyor. Ölüm güdüsü hasettir, kıskançlıktır, esirgeyiciliktiktir, ...  sömürücülüktür, sömürgeciliktir, sadizmdir, ortadan kaldırılamaz.
Freud'un ölüm güdüsü tezi bilindiği üzere, 1927 de, çevrisini masaya yatırdığımız metinde ileri sürülmüştü. Tek tümcesine katılmasak bile bu tarihsel  bir metindir ve üzerinde dikkatlice düşünülmesi yaşadığımız çağı anlamakta katkı sağlar. Masada bekliyor.

Freud'un ölümgüdüsü, şiddetin, saldırganlığın, savaşın, türlü melanetin olumlanmasıdır, meşrulaştırılmasıdır ve üstelik kendi içerisinde tutarsızdır.
Einstein aynı mektubunda, aktardığım satırların arasında yazmış ki; "kitle psikozu" diyorum, ama bununla eğitimsiz kitleleri vurgulamıyorum, tersine asıl Intelligentsia (Intelligenz) buna yatkındır. Einstein in bu "nefret ve yıkım gereksinmesi" tezini, Heidegger gibi nazi entellektüellere karşı duygusal bir tepki gibi düşünebiliriz belki, ama buna gereksinme diyor, istiyoruz onu, acıkıyoruz, iştahlanıyoruz diyor. Şiddeti rasyonelleştirdiğinden, Einsten de sözünü ettiği enteligensiyaya dahildir; bana göre, Freud ve Einsteinin yaşamın telosunu ölüm olarak anlayan bu tutarsız, tepkisel savdaki ortaklığı, yaşadıkları çağın zihinlerindeki trajik yansımasıdır.

Bu tortuyu bir yana bırakırsak, Einstein savaş karşıtıydı. Freud, beş yıl önce çareyi şekfatte ve düşünmede bulmuş, şunları yazmıştı:
"Şefkate ve düşünmeye (Denken) yüksek değer vererek yetiştirilen, kültürün (Kultur) yararlarını erken yaşta öğrenmiş yeni kuşakların kültüre karşı tutumu değişik olacak, onu kendilerine ait bir zenginlik (Besitztum) hissedecekler (empfinden) ve kültürün korunması için gereken çalışmaya ve içgüdüsel doyumdan özveride bulunmaya hazır olacaklardır. İşlerini zorluk çekmeksizin yürütebilecek ve önderlerinden pek az farklı olacaklardır. Şimdiye kadar herhangi bir kültür bu nitelikte bir insan kitlesi yaratamadıysa bunun nedeni henüz hiçbir kültürün insanları, özellikle çocukluktan başlayarak bu yolda etkileyecek kurallar tasarlayamamış olmasıdır." Die Zukunft der Illusion, The Future of Illusion, 1927.

Nasıl bir düşünme ve nasıl bir toplum?

Hadi Kahraman

unread,
Sep 16, 2015, 2:00:00 AM9/16/15
to globalint...@googlegroups.com
Freud'un "ölüm güdüsü (drive)", temelde öldürmekle değil de ölmekle ilgili değil mi? Yani her organizma yaşamaya ve soyunu sürdürmeye çabalar (yoksa varolamazdı), ama öte yandan her organizma ölmelidir (eylemsizlik, maksimum entropi, ölmeye programlanmışlık, "öl ki yeni doğanlara, değişime fırsat ver", vb).

Freud bunun öldürme/tahrip güdüsü biçiminin de olduğunu söylüyor (öldürme güdüsü yaşam güdüsüne hizmet eder, öldürme güdüsü kısıtlandıkça ölme güdüsü güçlenir):

"That is to say, as well as Eros there was an instinct of death. The phenomena of life could be explained from the concurrent or mutually opposing action of these two instincts. It was not easy, however, to demonstrate the activities of this supposed death instinct. The manifestations of Eros were conspicuous and noisy enough. It might be assumed that the death instinct operated silently within the organism towards its dissolution, but that, of course, was no proof. A more fruitful idea was that a portion of the instinct is diverted towards the external world and comes to light as an instinct of aggressiveness and destructiveness. In this way the instinct itself could be pressed into the service of Eros, in that the organism was destroying some other thing, whether animate or inanimate, instead of destroying its own self. Conversely, any restriction of this aggressiveness directed outwards would be bound to increase the self-destruction, which is in any case proceeding. At the same time one can suspect from this example that the two kinds of instinct seldom — perhaps never — appear in isolation trom each other, but are alloyed with each other in varying and very different proportions and so become unrecognizable to our judgement."

https://archive.org/stream/CivilizationAndItsDiscontents/freud_civilization_and_its_discontents_djvu.txt

16 Eylül 2015 05:00 tarihinde Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com> yazdı:

--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

akirabergman

unread,
Sep 16, 2015, 4:04:21 AM9/16/15
to GlobalIntelligence
Bu tartışmayı temel fiziğe kadar indirgemek mümkün. Ne de olsa canlı, bir madde şekli. QFT de "creation" ve "destruction" operatörleri var. Aralarındaki matematiksel komütasyon ilişkisi, [a,a+]=1, QFT de çk temel bir ilişki.

Kısacası, içinde yaratma ve yenilenme işlevi olan "conservative" sistemlerde yıkma ve yoketme işlevi de olmak zorunda.

Ama tabiki bu işlevler biçim değiştiriyor sisteme göre. Daha önce yıkıcı olabilecek "competitive" işlevler biçim değiştirerek oyun haline gelebiliyor. Futbol gibi. Bu, Freud'un kültürle ilgili saptamasıyla ilgili sanırım.

Mustafa Cemal

unread,
Sep 16, 2015, 10:58:21 AM9/16/15
to globalint...@googlegroups.com
Freud'un ölümgüdüsü kuramı, termodinamiğin ikinci yasasıyla kurulmuş bir analojidir ve mantıkça tutarsızdır; verdiğin alıntı bu tutarsızlığı giderme kıvaranmalarından biridir. Ama şu sözleriyle Freud kalbimdedir:
"Mitolojik güdü öğretimiz (Trieblehre) savaşa karşı mücade etmek için indirekt bir yol formüle etmemizi sağlayabilir. Savaşa heveslilik (Bereitwilligkeit) yıkım güdüsünden (Destruktionstrieb) kaynaklanıyorsa, buna karşı ilk akla gelen bu güdünün rakibidir, Erostur."
Tanatos şempanze çeteciliğine, Eros bonobo komüncülüğüne karşılık geliyor oluyor. Gelgelelim, okunursa Freud'un sonraki satırlarda söyledikleri pek çaresiz gözükmekle kalmıyor,  özdeşleşme (Identifizierung) kavramı, söylediğinin tam tersine hizmet eder, altını çiziyorum.
Freud bu konuların altından kesinlikle kalkamamıştır.

İshak Saygili

unread,
Sep 18, 2015, 12:55:28 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Selamlar
Ölüm dürtüsü psikanaliz içerisinde de yeterince anlaşılamamıştır. En Yaygın yorumu insanda ya da kültürde var olan bazı kitlesel yıkım eylemleri için akla gelmesidir. Çoğu toplantıda bir iki yüzeysel Alıntı.
Ancak bu kavramım Meta psikolojik değerini çok önemseyenler de var.
Andre green ve Bernard Penot benim bildiklerim. Benim anladıgım Freud'un yapıtında kimi zaman solgunlaşan kimi zaman beliren diyalektiği ortaya koymak için bu kavramı önemli buldukları.
Ancak yaklaşımları Freud dan oldukça farklı
Mesela yıkıcılığı açıklamak için ayrı bir nitelik olarak tanatosa gerek yok diyor Penot. Isi ve ateş örneğinde olduğu gibi tanatos olmadan da Eros tarafında yeterince yıkıcılık bulunduğunu belirtiyorlar ki Freud'un birinci dürtü kuramı yani libido ve agresyonu yakınlaştırması pek daha tutarlıdır. Ama tanatos için Freud'da yalnızca izi bulunabilecek çıkarsamalar yapıyor green.
Penot'uyu 2013 te dinlemiştim ve Eros tanatos yerine bağ kurma ve bağ çözme demeyi teklif ediyordu. Eğer tanatos bağ çözme ise zaten erosun yaşamsal olmasının şartı olacaktir. Tıpkı Freud'un burda alıntılanan metni gibi bağ çözülmediğinde ya da çözünmediğinde öldürücüdür ya da yaşamla bağdaşmaz. Yani buradan tekrar kitlesel yıkımlara geçersek pek hala yıkıcılığı bağ çözememe olarak da Okumayı deneyebiliriz.
Bu bakışla psikanalizin neden bir analiz/Çözümleme pratiği olarak değer bulduğunu anlamak da kolaylaşabilir. Diğer klinik yaklaşımların sentez zorlantısı ruhsallığın içindeki sentez ya da entegrasyon baskısına sunduğu olanak kısıtlı. Bilinç elde olanı hızla asosiye etme niteliğini barındırıyor gibi duruyor. Disosiyasyonun Ruhsallık için önemli bir savunma düzeneği olması da bunu destekler.
Aslında ilkel ya da olgun ruhsal savunma düzeneklerinin hedefi ruhsal gerilimi azaltmak ya da nahoş duyguyu kaldırmaktır ve hepsi de bir biçimde ruhsallığın bütünü algılamaktan geri koyar Kişiyi.
Halen klinikte hastayı toparlama görevi edinenler çoğunluğu da oluştursa da psikanalizin çözücü niteliği yaşamsal olabilir :))
Çözme Çözümleme ve çözülme geçişiyle modifiye tanatos'un aslında freud'un Kuramı'nın merkezinde olduğu bile söylenebilir.



Sevgiler

İshak

iPad'imden gönderildi

16 Eyl 2015 tarihinde 17:57 saatinde, Mustafa Cemal <mc3...@gmail.com> şunları yazdı:

Hadi Kahraman

unread,
Sep 18, 2015, 1:42:36 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Sevgili İshak,

Meta psikoloji nedir?
Ölmekle öldürmeyi nasıl ayırır-bağlarsın?
Yaşamak, soyunu sürdürmek için öldürmek hakkında ne düşünürsün?
Neyi (insan, omurgalı, böcek, bitki) neden (beslenmek, savunma, üremek) öldürdüğümüzün önemi hakkında ne düşünürsün?
Bireylerin zihinsel olarak değilse bile en azından kimyasal/bedensel olarak ölmeye programlı olduklarını düşünüyor musun?
Bireylerin yaşam süreleriinin ortalamasının ve istatistiksel dağılımının popülasyonun evrim hızını belirleyen önemli bir etken olduğunu düşünüyor musun?
Bireyler bedensel olarak ölmeye programlı iseler, zihinsel olarak ta bilincinde olmadığımız bir programlanmışlık olabilir mi?
Ölme güdüsü varsa ve kültürel değil biyolojik evrimimizin bir ürünüyse, diğer hayvanlarda da olabilir; bu konuda araştırmalar var mı?


18 Eylül 2015 07:55 tarihinde İshak Saygili <drishak...@gmail.com> yazdı:

Ishak Saygili

unread,
Sep 18, 2015, 3:19:52 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
bu kadar soruyla başa çıkabilir miyim ama düşünmek için iyi kaldıraçlara benzerler.
ölmekle ile öldürmek sonuçları bakımından benzer olsalar da öldürmenin yaşam tarafında kaldığını ikinci sorunuza atfen bile öne sürülebilir.
Hücresel düzeyde programlı bir ölme olduğu biliniyor, ama evrimsel boyuta nasıl taşınır bilmiyorum. hücresel olarak apopitozis yaşamın organize olmasını sağlar. hücre yeri ve zamanı geldiğinde bu programa direnme eğilimindeyse kanserleşir. fötal dönem organizasyonunda bu çok daha belirgindir, hücre göçleri, toplu ölümler gibi. ama hücre ölümü ile insan ölümünü eşitlemek doğru olmaz sanırım.
insanın beklenen bir yaşam süresi var ve bu giderek uzamakta, üstelik popülasyon artma eğilimini sürdürdüğü halde beklenen yaşam süresi halen artış eğiliminde
Freud ben ve o/ego ve id metninde kültürel görünümlerin genetikte karşılık buluyor olması gerekliliğini savlar
freuddan alıntılarsam
 "En başta Ben’in yaşantıladıklarının kalıtım sırasında yitip gittiği sanılır, fakat birçok kuşak boyunca birbirini izleyen bireylerde sık ve yeterince güçlü olarak tekrarlandığında, bunlar dönüşerek O’nun yaşantılarına yerleşir ve izlenim- leri de kalıtım yoluyla korunur. Böylelikle kalıtım yoluyla devredilebilen O, sayısız Ben varoluşunun kalıntılarını içinde taşır ve Ben kendi Üst-Ben’ini O’dan yarattığında belki de sadece eski Ben varlıklarını yeniden ortaya çıkartır, onların dirilmesini sağlar."

yine freud bu ikinci dürtü kuramını ben ve o metninin serimlemeye çalışır. bu noktada bu çaba daha kliniğe yakındır.
freud bu metninde ikinci topiği öne sürer, bilinç, bilinç öncesi ve bilinç dışı üçlüsüne o, ben ve üstben dizgesini ekler. dürtü kuramını da yeniler 
freud çoğu kez cansız olandan ya da tek hücrelilerden düşünmeye başlar.

yine aynı metinden

Bu iki güdünün her biri özgün fizyolojik bir sürece (oluşum ve bozuşum) bağlıydı; her canlı madde parçasında iki güdü de etkindi, ama bunlar eşit ol-mayan bir karışım halindeydiler, öyle ki; herhangi bir madde Eros’un temsilciliğini üstlenebilirdi

freud'un zorluğu burdan kültüre gelirken belki de

 "Biyolojinin ve insan türünün O’da yarattığı ve geride bıraktığı şeyler, Ülkü’nün oluşumuyla Ben tarafından devralınır ve bireysel olarak yeniden yaşanır. Ben-ülküsü bu oluşum sürecinin sonucu olarak, bireylerin türoluşsal edimleriyle, kökensel miraslarıyla en zengin bağlara sahiptir"

sorularınıza yanıt vermekten çok soruların bana verdiği çağrışımları paylaştım umarım mazur görürsünüz

sevgiler

İshak



18 Eylül 2015 08:42 tarihinde Hadi Kahraman <hadi.k...@gmail.com> yazdı:

Hadi Kahraman

unread,
Sep 18, 2015, 3:28:40 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Teşekkürler, ve: Meta psikoloji nedir?

18 Eylül 2015 10:19 tarihinde Ishak Saygili <drishak...@gmail.com> yazdı:

Ishak Saygili

unread,
Sep 18, 2015, 4:29:30 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
atlamışım :))
psikanalitik metinler çoğu kez kabaca ikiye ayrılır teknik (klinik) olanlar ve metapsikolojik olanlar diye elbette aynı metnin iki amaçla da okunabildiği sıktır. kelime anlamında boğulmadan "kuramsal bir yapı çatmaya çalışan metinler" sıklıkla böyle adlandırılıyor. böyle freud toparlamaları da var


ilginç olan şu, teknik metinlerin türkçeye çevrilme sıklığı daha az. Freud'un ne yaptığı, nasıl yaptığı biraz gizemli kalmış
sevgiler
ishak

18 Eylül 2015 10:28 tarihinde Hadi Kahraman <hadi.k...@gmail.com> yazdı:

Hadi Kahraman

unread,
Sep 18, 2015, 7:52:54 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Hücrelerin programlı ölümünün çok hücreli bireyin yararına olduğu, oluşurken biçimlenmeyi, daha sonra tazelenmeyi sağladığı söyleniyor. Belki bazı apoptozlar bütün organizmanın "işi bittiğinde" ölmesini hazırlıyordur?

Demin merak edip çok hücreli bireylerin programlı ölümü için kısacık bir sörf yaptım ve şunu buldum (bu fikir çok eskiymiş):

"ALFRED Russel Wallace was the first to suggest that aging and death might be evolved traits. In the 1860s, he suggested that individuals are programmed to die so that they do not compete with their offspring"

Anlaşılan biyologlar basitçe "uzun yaşayan çok döl yapar" argümanına dayanıyorlar, ama evrimleşme hızı düşük olmanın da bir dezavantaj oluşturabileceği argümanına karşı ne diyorlar bilmiyorum. Ayrıca her habitatın kapasitesi sınırlı olduğuna göre, birey ömrü uzayarak hızla çoğalma eğilimi gösteren popülasyonlar çabucak o sınıra toslamayacaklar mı? Eğer bir popülasyonun yerleşmiş olduğu çevrenin değişimi hızlanırsa veya popülasyon yer değiştirerek (yayılarak) farklı çevrelere giderse, daha hızlı evrimleşebilmek avantaj sağlamaz mı?

http://biomedgerontology.oxfordjournals.org/content/59/4/B301.full

Bir başka çalışmaya göre "direct selection for shorter life span may be quite widespread in nature":

http://journals.aps.org/prl/abstract/10.1103/PhysRevLett.114.238103

Bu ikincisi tam metni görebilmek için üyelik veya para istiyor. Fikri mülkiyet hırsızlıktır !-)

Son olarak, evrimleşme hızı faktörüne genetik evrim çok etkili bir çözüm üretmiş: memetik evrim.

18 Eylül 2015 10:19 tarihinde Ishak Saygili <drishak...@gmail.com> yazdı:
bu kadar soruyla başa çıkabilir miyim ama düşünmek için iyi kaldıraçlara benzerler.

Mustafa Cemal

unread,
Sep 18, 2015, 10:16:34 AM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Selam İhsak,
Freud'un Eros vurgusu onun devrimci, yiğit yanıdır. Bence bu, cinsler arası ahengin kurulması vurgusu olarak anlaşılmalıdır, öncelikle!
Eros, esirgeyici, hasetçi, savaşçı, mülkiyetçi ilişkilere uyarlanmış olanların korkulu rüyasıdır, Eros u öldürmek için her yolu denerler.
Savaş kurumlaşmış saldırganlıktır, bahçe köpeğinin gelene geçene saldırganlığına. ehlileştirilmiş insan saldırganlığı olması yönüyle benzer ancak. Yoksa, yüksek bir teknolojiyle, bilgiyle, eğitimle vb.  örgütlenmiş çok karmaşık bir kolektif insan emeği harcanmasıdır; dışsal amacı yıkmaktır, ama içsel amaç yıkılanın yerine galibin istediklerinin kurulmasıdır; bunun susamak gibi herhangi bir gereksinmeye indirgenmesi çok şaşırtıcı.*

Diyalektik yanlış anlaşılıyor ve kullanılıyor. Ölüm/yaşam gibi düz karşıtlıkların birliğini ileri sürmek kişi diyalektikçi yapmaz, bu yüzden diyalktikçilere sihirbaz diyorlar, ne zaman bir sav ileri sürsen o da hemen karşıtını savunarak zeytinyağı gibi su yüzeyinde kalıyorlar diyorlar, daha ileri gidip diyaletiğin bir yalan söyleme biçimi olduğunu söyleyen bile var.
Bu anlamda Freud diyalektikçi değildir, teorisi de özden diyalektik değildir, bu yüzden mantık hataları fazlaca bulunuyor. Dolayısıyla kapıdan kovulanın pencereden girmesi gibi terimleri değiştirivermek (bağ kurma/çözme) iyi bir tutum gibi gözükmüyor.
Dostlukla.

*
Almanlar, entellektüelleriyle ve eğitimsiz yığınlarıyla Hitlerin uşağı oldular, çünkü karşılığının çok büyük olacağına sanmışlardı, Hitlerin kara kaşını kara gözünü sevdiklerinden, manyak gösterişçi davranlarından büyülendiklerinden değil.

Mustafa Cemal

unread,
Sep 18, 2015, 9:46:41 PM9/18/15
to globalint...@googlegroups.com
Ben de teşekkür ederim.
Sorular da güzel, teker teker, ayrı topiklerde yanıtlanabilir, hepsini birden halletmek yerine.
Apoptosis ile minik bir giriş yapayım mı,
i) Buna hücre intiharı da diyorlar. Terimin kökü yaprak dökümü. Yaprakların sonbaharda dökülmesi, dışsal değişmelerle doğrudan bağlı olduğundan hem intiharı hem programlanmışlığı çağrıştırıyor.
ii) İntihar sözüne uyan örnek, hücrenin öteki hücrelerden sinyal alamadığında ölüm moduna geçmesi. İnsan bireyi de öyle, başka insanlarla ilişkisi kesilen intihar moduna girer.
iii) Embriyo gelişmindeki duruma intihardan çok programlanmış tam uyuyor, buradaki biçim vermek için, heykeltraşın yontması gibi. Bu yolla evrime bağlanabilir.
Apoptosis konusu sürdürülecekse ayrı bir topik iyi olur.
Dostlukla.

Not: Alıntılanan kitapların adı verilebilir mi.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages