Homo Ludens

13 views
Skip to first unread message

Mustafa Cemal

unread,
Oct 8, 2015, 10:10:32 AM10/8/15
to GlobalIntelligence
Sıkıntı karşı-devrimcidir!
Situationist hareketin, bir sloganı, hem marksizme hem anarşizme eleştiri yöneltmişler.
Şöyle de söyleyebiliriz; otoriter, alaycı, saldırgan, narsist davranış biçimlerini normlaştıranlar, teorileri yoluyla yasalaştıranlar, insan ilişkilerini ceheneme çeviren yamyamları meşru gösterenler elbette karşı karşı devrimcidir.
Sürekli sıkıntı, stres ortamı, gereksiz bir kortizol salımına yol açıyor, şişmanlıktan, cinsel istek azalmasına, dikkat bozukluğundan geri zekalılaşmaya her türlü musibetin sorumlusu. Bulunduğu ortama neşe, huzur verecek yerde bilmeyerek veya bilerek öfke, nefret, kin, haset, fitne, fesat sokuşturanlar tehlikeli derecede ruh ve beden sağlığını bozuyorlar.

Oyun devrimcidir!
Huizinga nın Homo Ludens (Oyuncu İnsan) çalışmasında, 'insan, daha doğrusu toplum (veya kültür), oyun temelinde yükseldi' diyor. Situationist akımı da etkilemiş. Bu görüşe bana çok yakın geliyor. Oyun önce müsabaka (game) oldu sonra giderek insan yaşamından çıktı; oyun insanı iş insanına dönüştü. İş ve emek sözünün kullanılışının araştırdığım dillerin hepsinde arap saçına dönmüş olması bu sancılı dönüşümün bir izi gibidir. Türkçe de işçi dediğimiz aslında kapitalisttir, çünkü iş onundur, iş bölümü dediğimiz aslında emek bölümüdür, çünkü aslında bölünen emektir. Almanca da bu açıdan pek tuhaf, bilenler etraflıca örneklendirebilir. Emek oyuna yakınsar, derleyici avcılar hemen herşeyi şarkılı türkülü, bir dans modunda üretirlerken, günümüzün işi için ciddiyet budalalığı diyebiliriz.

Tin Oyundur!
Bu da benim katkım olsun. Tin düşünmedir, Tin toplumdur, bunları Hegel'e bağlayabiliriz. Huizinga'ın dediği gibi toplumun kökü oyundur. Düşünme deyince Engizisyon işkencelerini çağırştıranlara bakmayın, düşüncelerini gökten sırf ona indirilmiş gibi sunanlara aldırmayın, bulundukları bilgi alanlarını Azrail'in asası gibi doğrultanlardan ürkmeyin, aslında düşünme oyunun ta kendisidir.

Anarşist Hegel şöyle yazmış:
"Artık bir daha horlayıcı bakışlar olmamalıdır, halk artık bir daha alimlerin ve din adamlarının karşısında kör bir korkuya düşmemelidir. Ancak o zaman hem her bireyin hem de tüm bireylerin her yetisinin (Kraft) eşit serpilmesini umabiliriz. Hiçbir yetinin artık kısıtlanmadığı zaman tinin tümel özgürlük ve eşitliği hükmedecektir! Cennetten gönderilen bir yüce tin (Geist), bizim yeni dinimiz (Religion) olarak yerleşecek, insanlığın son, büyük işi olacaktır." (1797)
Cennetten inen oyundur, ama ironiyi görün ki, bu cennet ateştir:)
Sevgiler.


J. Huizinga,
http://turkoloji.cu.edu.tr/GENEL/4.php
M. And
http://ocw.metu.edu.tr/pluginfile.php/2338/mod_resource/content/0/ceit706/week2/MetinAnd_oyun_bugu.pdf

Mustafa Cemal

unread,
Oct 9, 2015, 8:45:05 AM10/9/15
to GlobalIntelligence
Freud, kültürün doğuşunda üç eylem sıralamış, alet kullanma, ateşi kontrol etme, inşaat. En büyük önemi ikincisine vermiş. Yorumları hep olduğu gibi ilginç.
(Alttaki değerlendirmeler, Uygarlık ve Hoşnutsuzluk, 1930 ve iki yıl sonra ona ek olarak yazılmış Ateşin içealınması (Gewinnung) denemelerinde yazılanlar üzerine)

Kül üzerine işenmez!
Bu bir Moğol günahıymış (Vrbot).
Tabii burada kast edilen sönmüş kül değil, ateşin yeniden harlatılabileceği kül.
Freud'a göre ateşin üzerine işeme arzusu aslında homoseksüel arzu, ateşi işeyerek söndürmek başka bir erkekle cinsel edim imiş; gerekçesini anlamak için verdiği söylenceleri okumak lazım.
Bunlardan biri Yunan söylencesi,
Ateş çalınamaz!
Premetus, öteki Tanrılardan ateşi çalıyor ve bunu içi oyuk bir bastonun içerisinde yarattığı insanlara getiriyor. Hemen anlaşılabileceği gibi baston penis, fallus. Tanrıların Promethus u cezalandırma mücadeleleri de falluslar arası bir şehvet güreşi (lustvolles Ringen).

Uzatmaya gerek yok, ikisinde de ateş libidonun simgesi. Alevin yükselip inişi, fallusun giriş çıkışına, ateşin saran sıcaklığı bedeni saran şehvet dalgasına benzetiliyor.

İnsanlığın doğuşunda ateşin denetim altına alınması, erkeğin libidosunu denetim altına almasıyla çakışıyor; erkek libidoyu denetleyerek uygarlığı, yani kültürü kuruyor, kadın öylece erkeğin bağımlısı olarak kalıyor. Neden kadın böyle, yanıt metaforik olarak veriliyor, çünkü kadın ateşi işeyerek söndürme yeteneğinden yoksun (Freud un gevezeliklerinden biri daha).

Kadının ateşle ilişkisi ateşe gardiyanlık olarak kalıyor. Çişini tutamayan çocuk gibi dürtüsel kadın, uygarlığa, yani kültüre uymuyor, libido kontrolu gerekmeyen aile içerisinde kalıyor. Sunduğu sevgiyle kültürü başlatan o olmasına rağmen, giderek kültürü gerileten ve kısıtlayan etkisiyle kültüre düşmanlaşıyor ve derken kendini arka plana itilmiş buluyor. Yeri gelmişken, Freud un kültürü engelleyene karşı şiddeti meşru gördüğünü anımsamalı.

Bence tam tersi.
Düşüncesiz, kendini koyveren, kültüre (düşünen insana) düşman, dürtüsel ve depresif kadın tipi, sömürü ilişkisinin kurbanıdır ve bu ilişkilerin olağan bir örneğidir. Bü metinlerde uygarlık (Kultur) diye geçen, hayvanların evcilleştirilmesine erkekler arası kurlaşmanın, tabakalaşmanın eşlik etmesiyle başlamış sınflaşma sürecinin ürünü sömürgen insan sistemleridir.
Erkekler arası eşitsizlik kurumlaşmasaydı, erkekle kadın eşitsizliği de kastlaşamazdı; bunun iyi anlaşılması gerekir, üzerinde iyi düşünülmesi gerekir. Erkekler arası eşitsizlik, zaten erkeğe bağlı ve bağımlı kadınlar arası eşitsizlik demektir. Histerik kadınlar bunu anlamadıkça ve buna karşı mücade etmedikçe iyileşemeyeceklerdir.

Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse seni
Güzel kokmalı, kekik misali

Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali

İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali
BR

Artık, Ayşe misali, Gülnur misali de yazabileceğimiz günler olsun. Kadınlar, Freud u haklı çıkarırcasına düşünmeye ve düşünen insana düşmanlaşmak yerine, sanatla, felsefeyle, bilimle her ortamda çok daha sağlam bir bağ kursunlar, çok daha CESUR ve öncü olsunlar. Bir histerik zevzek olarak yaşayıp ölmektense, bu yollarda yenik düşüp ezilmek yeğdir.
Ezildin mi kekik gibi kokmalı.

Gunes Sevinc

unread,
Oct 9, 2015, 9:08:31 AM10/9/15
to globalint...@googlegroups.com
Çok teşekkürler! O zaman bir oyun denemesi!

Güncel sinirbilim çalışmalarından davranışlarımızın/kararlarımızın  'soğuk' akıl yürütme süreçleriyle 'sıcak' duygu sistemlerinin ortak ürünü olduğunu öğrendik. Hatta saf akılla pek mesafe alamadigimizi, bunu yüceltilmemesi gerektigini, duygunun şart olduğunu öğrendik. Duyguyu kadınlara özgü, kararları bulandırıcı bir unsur olarak algılamaktan vazgeçtik.

Daha özelde somatik işaretleyici hipotezi kararla ilişkili olabilecek muhtemel bedensel durumunların zihinde temsil edildigini ve bu temsilin karar sureclerini etkiledigini gosterdi. Ahlakla ilgili çalışmalar da ahlakla ilgili durumlarda (baskın olarak duygularla ilişkili olduğu düşünülen nöral alanlarda) otomatik/sezgisel bir yanıt ortaya çıktığını, bu yanıtın yokluğunda psikopati/anti-sosyal davranış ortaya çıktığını gösterdi.

Bedensel durumla ilgili duyuyu geleneksel olarak duysal sistemler (görme, işitme) kategorisine dahil etmiyoruz ama düşüncenin de duyulması (sense) gerektiğini düşünürsek, bir akıl duyusu olması gerekir diyebilir miyiz?
Proprioception - yani bedenin kendisinin algılanması, iç algıdaki gibi, düşünce de bu sayede duyuluyor/öznenin kendisiyle buluşuyor olabilir mi?

Bizim sağduyu dediğimiz aklın duyusu olabilir mi?

Sağla ilgili olası itirazlardan önce sağ kelimesinin hem sıhhat esenlik, hem de akıl ve idrak anlamında kullanıldığını söylemek isterim (Divan-i Lugati't-Türk , 1073). (sağlık, sağaltım, sağlam aynı köktem türeyen kelimeler).
Batılılar da bunu belki de aklın ortak inşa edilmesindeki, ortaklığı vurgulayarak common-sense ile yani ortak duyu ile karşılamışlar.

Olası eylemin sonuçlarına ilişkin bedensel durumun/ duygulanımın temsilinin o eylemin yapılıp yapılmamasında belirleyici olduğunu biliyoruz. Görme, işitme, dokunma duyusu gibi, düşünmenin de bedensel durumların temsiliyle kendini gösteren bir duyusu olabilir mi?

Darwin'in de duyuya gönderme yaparak andığı 'moral sense' benzer birşey midir? Yine, (arapça) vicdan kelimesi vecd yani vücuttan geliyormuş ve vecd aynı zamanda buldu, bulundu, bilincine vardı anlamında kullanılıyormuş.
Buradan yola çıkarak bilincin bedende duyma ile ilişkisini düşünerek, vicdan doğrudan bu moral sense'in karşılığıdır ve sağduyuya dahildir diyebilir miyiz?





--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

mustafacemal

unread,
Oct 9, 2015, 2:51:40 PM10/9/15
to GlobalIntelligence
Sağ, akıl, anlayış anlamındaysa, common-sense, ortak-sağ olması gerekir.
Öteki konular üzerinde ortamlarda titizlikle durmak isterim ... 
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintelligence+unsub...@googlegroups.com.

Gunes Sevinc

unread,
Oct 9, 2015, 3:19:50 PM10/9/15
to globalint...@googlegroups.com
ne guzel olur. farklı kulturler farklı yonlerine vurgu yapmis olabilirler mi?
ortak duyu = sagduyu = akıl duyusu = vicdan (bedende duyma)
dersek akıl, ortaklık ve sag birbirinin yerine gecebiliyor sanki.










To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.

For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "GlobalIntelligence" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email to globalintellige...@googlegroups.com.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages