KURTULUŞ : Yunanistan'a uzanan yardım eli

48 views
Skip to first unread message

Haylanmaz

unread,
Oct 20, 2010, 12:27:44 PM10/20/10
to gizli...@googlegroups.com

 

__İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI__

 

'Büyük Açlık' günlerinde Kurtuluş gemisi

Yunanistan'a

uzanan yardım eli

 

İkinci Dünya Savaşı'ndaki Türk-Yunan yakınlaşması, gazetelere yansıdığı biçimiyle, Türkiye'nin karagün dostluğu', tarihimizin pek de bilinmeyen yönlerinden biridir. O yıllarda Türkiye'den Yunanistan'a uzanan bir yardım eli de 'Kurtuluş' gemisidir.

 

ESRA DANACIOĞLU/Popüler TARİH/ Şubat 2001

 

Kurtuluş Gemisi, 20 Ocak Pazartesi günü saat 19.00'da İstanbul limanından hareket eder. Güvertesi ve ambarları tıka basa gıda maddeleriyle doludur. Buğday ve un hariç olmak üzere, akla gelebilecek her şey: Balık, lakerda, fasulye, nohut, patates ve İstanbullu Rumların tanıdıklarına yolladıkları binlerce yiyecek paketinden oluşan toplam 1.800 ton yük...

Kurtuluş vapuru, Basın Kurumu'nun Yunanlı meslektaşlarına yardımını da götürmektedir: Yunanlı gazetecilere tek tek verilmek üzere hazırlanan 350 koli yiyecek...

 

Kurtuluş Yunanistana beş sefer yaptı

Şilep, yolculuğun daha başlarında, küçük bir varta atlatır, İstanbul limanında Struma'ya bindirme tehlikesi yaşar. İki gemi; biri yiyecek dolu, diğeri üzerinde karantina koşullarından tutulan ve yiyecek sıkıntısı çeken 760 küsur mültecisiyle, 'sigara uzatacak' kadar, birbirine yaklaşırlar.

Muhtemelen Struma yolcularının bakışları altında, Kurtuluş, Marmara'ya doğru dümen kırar ve yolculuğuna başlar. Hedef, Pire Limanı'dır. Bu, Kurtuluş'un Yunanistan'a yaptığı beşinci seferdir.

Ekim 1941-Ocak 1942 tarihleri arasındaki toplam beş seferde, şilebin Yunanistan'a yaklaşık 7-8 milyon kilo yiyecek götürdüğü tahmin edilmektedir.

 

KURTULUŞ, ATİNA'DA

Kurtuluş'un getirdiği yardımların dağıtımını organize etmek üzere, Ekim 1941'de Atina'da uluslararası bir Kızılhaç bürosu açılır. Yalnız Atina'da günde 300 kişinin açlık veya yetersiz beslenmenin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiği Yunanistan'da, Vatan gazetesinin 19 Ocak'ta verdiği bir habere göre, "Kurtuluş vapurunun Hızır rolü o kadar derin bir iz bırakmıştır ki, Atina caddelerinden birine 'Kurtuluş' adı verilmesi düşünülmektedir."

 

Yunanlılar, Mussoluni’yi durdurmuşlardı

Almanya, Balkan sorununu beceriksiz müttefiki İtalya'dan devraldığında takvimler Mart 1941'i göstermekteydi. Tarihe, sert bir diktatör olduğu kadar, Yunan topraklarına girmek isteyen Mussolini'ye verdiği 'Ohi' ('Hayır') cevabıyla da geçen Metaksas etrafında birleşen Yunan halkı, Ekim 1940'da başlayan İtalyan işgalini topyekun ve onurlu bir direnişle geri püskürtmeyi becermiş, hatta Kasım 1940'da Arnavutluk topraklarına kadar girmişti.

Öyle ki, Nice yakınlarındaki İtalyan cephesinde büyük siyah harflerle yazılmış şöyle bir duvar yazısı göze çarpmaktaydı: "İtalya'yı ziyaret etmek isterseniz Yunan Ordusu'na katılınız."

Aynı tarihlerde, Almanya için Yunanistan'ın işgali ise büyük ölçüde Sovyetler Birliği'ne saldırı planı dahilinde, arka bahçesini emniyete alma ihtiyacı ile bağlantılıydı ve Akdeniz'in Mısır'a doğru uzanmış bu güzel kızının bir müttefik çıkartmasına ev sahipliği yapması ihtimali de olmayacak bir iş değildi.

Nitekim Mart 1941'de gelen İngilizleri hoş karşılamış ve İngiliz birliklerini bir yandan İtalyanlarla savaştığı, diğer yandan muhtemel bir Alman saldırısını beklediği Trakya ve Teselya cephesine sevk etmişti.

 

ALMAN İŞGALİ

Ancak Nisan 1941'de, Almanya'nın Balkanlar'a hızlı saldırısı -İtalyan saldırısından farklı bir biçimde- ayın sonuna varmadan Ege denizinde noktalanacaktı. Alman savaş makinaları, direnmeye çalışan Yugoslavya'yı hızla ezecek, Yunan Makedonyası'nı vaadederek, pasif müttefiki Bulgaristan'ı yanına çekip, Alman Orduları'nın Bulgar topraklarından geçişi sağlanacaktı. Almanlar, 6 Nisan'da Yunanistan'a girdiler, 9'unda Selanik'e ve 27 Nisan'da Atina'ya ulaştılar.

 

Alman işgali, bir dizi zulmü ve açlığı beraberinde getirdi

Partizan grupları EL/VS, EAM ve kralcı direniş örgütü EDES'in Alman konvoylarına saldırılarına Almanların verdiği cevap, civar köylerin yakılması oldu. Bu yolla, toplam 1.600 Yunan köyü yerle bir edildi. Öte yandan, diğer bir uygulama, öldürülen her bir Alman'a karşı, 50 Yunanlı'nın kurşuna dizilmesiydi.  'Büyük açlık' ise, direnişin örgütlenmesinden önce, 1940-1941'de, önce İtalyanlarla ve sonra Almanlarla yapılan savaşın tarımsal rekoltede meydana getirdiği düşüşle başladı. Ancak, asıl neden farklıdır: Almanlar, Yunanistan'a girdikleri andan itibaren işe yarar her şeyi topladılar. Başta koskocaman işgal ordusunun iaşesi gerekmekteydi ve bunu mağlupların mutfaklarından, depolarından karşılamanın bir sakıncası yoktu.

 

 

Atina'nın simgesi olan antik Akropol girişinde, nöbet tutan Yunanlı Efsun askeri ve

onun başında da işgalci Alman ordusunun bir neferi.

 

Atina'ya giren Nazi subayları, Yunanlı din adamları tarafından karşılanıyor.

 

'BÜYÜK AÇLIK' GÜNLERİ

İşgalin ilk aylarında un, peynir, ekmek, et ve başka ne varsa, Alman birlikleri tarafından toplandı.

Alman endüstrisinin hammadde ihtiyacının da mağlupların fabrikalarından, madenleri ve tarlalarından karşılanmasında bir an bile tereddüt gösterilmedi. Bu durumun bir sonucu olarak, neredeyse Yunanistan'daki tüm fabrikalar hammadde sıkıntısından kapandı ve ciddi bir işsizlik başladı. Ordunun ve devletin gıda stokları tükendi. Üstelik işgal altındaki Yunanistan'ın buğday ambarı olan Makedonya'da köylüler, 1942 sonbaharında devlet görevlilerine buğdaylarını vermemek için -bazen elde silah- direndiler.

Kimi zaman bu direnişe Yunanlı devlet görevlileri de katıldı. Temel dürtü, verilen veya toplanan buğdayın kentlerdeki yurttaşlara gideceğine, Almanya içlerine veya Kuzey Afrika'daki Alman birliklerine yollanma ihtimaliydi. Tüm bu koşullar bir araya gelerek, 1941-1942 kışında 'Büyük Açlık' günlerini doğurdu.

Kırsal bölgelerde insanlar şöyle ya da böyle, yiyecek bir şeyler bulabiliyorlardı. Ancak kentler ve özellikle nüfusun beşte birinin yaşadığı Atina ve Pire'de, durum gerçekten umutsuzdu. Açlık ve çetin kış koşulları tüberküloz ve benzeri hastalıkların da kentte hızla kök salmasına neden oldu. Sadece Atina'da günde 300 kişi öldü.

 

RAKAMLARLA “BÜYÜK AÇLIK”

Yaşanan açlığın boyutlarını göstermesi açısından şu sayısal bilgiyi aktarmak herhalde yeterli olur: Yunanistan'da 1939'da kişi başına yıllık ekmek tüketimi, 179 kilo iken, 1942'de 40 kiloya düşmüştü!

II . Dünya Savaşı'nda Yunanistan toplam nüfusunun yüzde 7.2'sini oluşturan toplam 570 bin kişi, çeşitli nedenlerle kurşuna dizilerek, işgale direnişte ve elbette açlık nedeniyle öldü. Bu toplam içerisinden, Kızılhaç'ın 1941-1943 dönemine dair verdiği verilere göre, 250 bin kişi doğrudan veya dolaylı olarak yetersiz beslenme nedeniyle ölmüştü. Bir başka veri ise Yunanistan Sağlık Bakanlığı'ndan gelmekteydi:

1942 yılındaki ölümlerin yarısı veya üçte biri, doğrudan doğruya 'açlık' sonucuydu!

 

 

Naziler işgal süresince Yunanlı erkekleri toplama kamplarında tuttular.

 

KURTULUŞ KARAYA OTURUYOR

Başta da belirttiğimiz gibi, Kurtuluş gemisi, 20 Ocak 1942'de altıncı seferi için İstanbul limanından ayrılır. Hava mutedildir. Ancak gece hava koşulları değişir ve şilep sabaha karşı 04.00 civarlarında, rüzgarlı ve dalgalı bir havada Marmara Adası dolaylarında seyrederken aniden Marmara Adası'nın Pulatya Burnu'nun kuzeyindeki bir diğer burna bindirir. Açılan yaradan gemi su almaya başlar. Bunun üzerine Kurtuluş'un üzerindeki 39 kişi (mürettebat ve Kızılay görevlileri) önce bir sandala doluşur, ancak hava ve deniz koşullarının sandalda barınmayı gittikçe zorlaştırması üzerine, kazazedeler binbir zorlukla Kurtuluş'un bindirdiği kayalıklara tırmanırlar. Gecenin karanlığında önce Hayırsız Ada'ya çarptığı sanılır şilebin. Nitekim geminin telsizcisi ilk S.O.S mesajlarında Hayırsız Ada’da oldukları bilgisini geçer.

Bu nedenle gazetelerdeki ilk haberler, 'Kurtuluş'un Hayırsız Ada civarında karaya oturduğu' şeklinde belirir. Ancak ağaran günle beraber, Marmara Adası'nda oldukları anlaşılır. Gün doğduğunda, Kurtuluş henüz batmamıştır, ancak geminin tüm bölmeleri ağır ağır su almaya devam eder, onca değerli yükü ortalığa saçılır. Saat 09.00'da boğuk bir gürültü ile sulara gömülür. Kurtuluş kazazedeleri, 4-5 saatlik zorlu bir yürüyüş sonrasında, adanın Pulatya köyüne ulaşırlar (yeni adı: Yeni Saraylar).

21 Ocak'ta bölgeye ulaşan Trak vapuru ve Hora tahlisiye gemisi, suyun üzerinde sadece Kurtuluş'un direklerini ve su yüzeyine saçılmış yiyecek varil ve kutularını görür.

 

SİVİL ÖRGÜTLER İŞ BAŞINDA

Kurtuluş'un bıraktığı yerden, görevi Dumlupınar vapuru devr alacaktır. II. Dünya Savaşı'nda

Türk-Yunan yakınlaşması, gazetelere yansıdığı biçimiyle, 'Türkiye'nin karagün dostluğu', tarihimizin pek de bilinmeyen yönlerinden biridir. Bu yakınlaşmanın izlenebileceği çeşitli alanlar var aslında; bu alanlardan birisi, Yunanistan'daki açlığa karşı kamuoyunun gösterdiği hassasiyettir. Dumlupınar, sadece İstanbullu Rumların değil, İstanbul Belediyesi'nin ve İstanbul müzeleri çalışanları, avukatlar, Basın Konseyi gibi sivil insiyatiflerin de Yunanlı meslektaşları için hazırladıkları yardım paketlerini taşıyacaktır.

Öte yandan Türk Basın Birliği, yıllık suaresinin gelirini Yunanlı meslektaşlarına bağışlamış ve bu para ile bir dizi yiyecek maddesi Yunanlı gazetecilere ulaştırılmak üzere hazırlanmıştır.

 

Kurtuluş'un batmasından sonra, Yunanistan'a Yardım götürme görevini sürdüren Dumlupınar gemisi

 

GÜVERTEDEKİ BİN ÇOCUK

Dumlupınar, Mart 1942'de Yunanistan'ın yolunu tutar. Dönüşünde, güvertesinde, 13-16 yaş grubundaki 1.000 Yunanlı çocuğu İstanbul'a getirecektir. Bu çocuklar İstanbul'daki çeşitli hastanelere yerleştirilirler.

Türkiye'nin Yunanistan'a yardımları Dumlupınar'dan sonra da devam eder. Kaptan Namık Assena, kendi anılarından yola çıkarak yazdığı "Unutulmaz bir Yardım" başlıklı yazısında (Kaptan'ın Sesi, 1995/3) Kızılay, Türk Hükümeti ve İstanbul Rumları'nın Tunç, Konya ve daha sonra Doğu Akdeniz seferine konan Güneysu ve Aksu gemileriyle yardım yollamaya devam ettiğini belirtir. Ancak, dönemin hükümeti Yunanistan'a 50 bin tona kadar gıda maddesi sevkine izin verse de, Türk yardımları Yunanistan'ın temel problemi olan buğday yokluğunu çözemez. Nitekim Yunanistan'a gıda yardımlarını finanse eden müttefikler de, Türkiye'de de buğday sıkıntısı çekildiğinin altını çizerler. Şubat 1942'den itibaren Kanada ve İsveç'in de Yunanistan'a gıda yardımı yollayan ülkeler kervanına katılmasıyla ve özellikle buğday yardımlarıyla, Yunanistan'daki açlık sorunu çözümlenir.

 

Vatan gazetesinin satırları: 1942'de Atina

29 Mart 1942 tarihli Vatan gazetesinin 'Ölüm Diyarından Yeni Haberler' başlıklı uzun yazısında, Atina'daki durum şöyle anlatılmaktaydı:

"Atina'da, ölüm, geldiğinde dehşetle karşılanan bir misafir değildir. Her günkü ziyaretçidir. Herkes ölümle yüz göz olmuştur. Sokaklara düşen ölülere kimse başını çevirmez, bunlara adeta sokağa atılan bir çöp yığını gözü ile bakılır. Azrail'in kamyonları her gün sokak sokak dolaşıp tıpkı çöp tenekesini alır gibi ölüleri toplar.

Bu ölülerin arkasından ağlanmaz, çünkü [onlar] felaketten yakalarını sıyırmış adamlardır.... Ölüler kamyon dolusu olarak mezarlığa taşınır. Orada her birine ayrı ayrı mezar kazmaya, adını, şanını anmaya kimsenin vakti ve hali yoktur. Büyük bir çukur kazılır, kamyon kamyon toplanan ölüler oraya dökülür. Bir papaz, topu için birden bir şeyler mırıldanır, dünya ile olan ilişikleri, hesapları böyle toptan kesilir. Kalanlar arasında görülen haller korkunçtur. Besbelli ki medeniyet, bolluğun mümkün kıldığı bir ciladan başka bir şey değildir. Barbarlık devirlerine mahsus yoksulluk baş gösterince, her insan için kendi öz canının yaşaması ana gaye oluyor, balonu havada tutmak için medeni kıymetler safra gibi dışarı fırlatılıyor."

 

İşgal boyunca Nazilerin idam ettiği Yunanlı sayısı bilinmiyor.

Ama Almanların ölçütü, bir Alman ölüsüne karşılık 50 Yunanlıydı.

 


Hazırlayanlar : nutsense, merake...@googlegroups.com  merakediyorum grubu üyeleri 
Kaynak :  Popüler Tarih / Şubat 2001 / Esra DANACIOĞLU

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.


 

 

__________________________________________________________________________________

 

 

Bugününe iyi bak... Yarın ne olacağı hiç belli olmaz...

Hadi Gülümse...

  

Atam, Devrimlerinin Bekçisiyiz...

Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene

 


clip_image002.jpg
clip_image004.jpg
clip_image006.jpg
clip_image008.jpg
clip_image010.jpg
clip_image012.jpg
clip_image014.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages