Arabistanlı Lawrence

34 views
Skip to first unread message

Haylanmaz

unread,
Oct 14, 2010, 1:16:11 PM10/14/10
to gizli...@googlegroups.com

 

Çağımızın en efsanevi casusu 
Arabistanlı Lawrence
Kişiliği çevresinde hem kendisinin hem de İngiliz ve Amerikan kamuoyunun oluşturduğu efsaneyle, 'Arabistanlı Lawrence' çağımızın en ilginç tipleri arasında yer alır.
 
İSMET AKÇA / Popüler TARİH / Mayıs 2001
 
Filistin'i Süveyş'ten ayı­ran çöller bölgesini oluşturan yarımada, 'Sina Yarımadası' diye anılır. Hazreti Mu­sa'nın tırmandığı Tur-u  Sina' dağı da bu yörededir.
Birinci Dünya Savaşı'nın en kritik günlerinde, 1917 yılının başlarında, İngilizler Sina'yı ele geçirdiler. Osmanlı kuvvetleri Sina cephesini yeniden düzenle­di: Yarımada İngilizlerde kaldı; Osmanlı'nın elinde bulunan Han-ı Yunus (sahilde) ve Bires­sebi (içerlerde) önünden geçen yeni bir cephe kuruldu. Her iki taraf, tahkimata başladı.
İngilizler Sina'da, Süveyş ka­nalından cepheye kadar demir­yolu ve su boruları getirdiler, 31 Ekim 1917'de başlayacak ve Os­manlı'nın Suriye cephesini çö­kertecek genel bir taarruzun ha­zırlıklarına giriştiler.
Aslında İngilizlerin Arabis­tan yarımadasına yönelik askeri çalışmaları, Birinci Dünya Sava­şı'ndan çok daha öncelere daya­nır. Ünlü İngiliz casusu Lawrence'ın adı da bu faaliyetlerin bir­çok noktasında, ta başından be­ri karşımıza çıkar.
 
TARİH BÖLÜMÜ BİRİNCİSİ
Thomas Edward Lawrence, 1910 yılında Oxford Jesus Col­lege'ın tarih bölümünü birinci­likle bitirir bitirmez uzun bir Su­riye gezisine çıkar. Magdalen College'dan aldığı özel bir burs­la gerçekleştirdiği bu gezide Lawrence, Fırat kıyısındaki Hitit yerleşimi Karkamış'ta (Kuzey Suriye) yürütülen kazılara katı­lır. Arkeolojiye olduğu kadar etnolojiye de ilgi duyar. Bu doğ­rultuda Arapları, çöl insanlarını ve Bedevileri gözlemler; onların yaşam tarzlarını, geleneklerini hatta dillerini öğrenir. "Bu ola­ğanüstü Doğu" onu çok etkile­miştir. Genç Suriyelilerle, kimi kabile reisleriyle dostluk kurar.
 



Albay Lawrence askeri kıyafetiyle (en solda) ve toplu fotoğrafta Lawrence (sağdan ikinci), Emir Faysal (önde) ile birlikte.
 
 


NE ZAMAN CASUS OLDU?

Batılı kaynaklar, Lawrence'ın 1914'ten (yani Birinci Dün­ya Savaşı'nın başlangıcından) önce "henüz casusluğa başlama­mış olduğunu" öne sürerler. Bu görüş doğru olsa bile, ortaçağ askeri mimarisine meraklı bir araştırmacı, tezini 'Haçlı Kalele­ri' üzerine hazırlamış genç bir tarihçiydi Lawrence ve son dere­ce romantik bir ruh hali içinde, "Britanya İmparatorluğu'na ya­kın bir Rönesans" hayal etmek­teydi. Modernizmden nefret edi­yor; döneminin birçok Avrupalı aydını gibi, "Avrupa medeniye­tinin çöktüğüne"  inanıyordu.
Dolayısıyla 'Britanya İmpa­ratorluğu' hakkında beslediği hayal ve modernizm nefreti, ya­şadığı ortamda, maceracı bir ro­mantizmle birleşerek onu gizli servislerin kolayca ulaşabileceği bir noktaya getirmişti.
Üstelik Lawrence'ın 1914 öncesinde, inşaat halindeki Bağ­dat Demiryolu üzerinde, Alman­larla savaştığı ayrıca Osmanlı'ya karşı kin beslediği kayıtlara geç­miştir.
 

 
 
 
Lawrence (en sağda oturan) ve onun sağında, Şerif Hüseyin'in oğlu Emir Faysal.
 
 
 
 


'PROFESYONEL' DÖNEM BAŞLIYOR

1914 başlarında Lawrence, Filistin Araştırma Vakfı'nca dü­zenlenen bir 'keşif çalışmasında yer alır. Artık üstü 'arkeolojik' faaliyetlerle örtülmüş yarı pro­fesyonel casusluk dönemini aş­mıştır. Yüzbaşı S. F. Newcombe'la birlikte Süveyş'in doğusun­da, Osmanlı sınırında yer alan Sina'nın kuzey kesimindedir. Amacı, Gazze ile Akabe arasındaki bölgenin haritasını çıkar­maktır. İngiliz istihbaratı, yakın bir gelecekte, bu bölgenin büyük bir stratejik önem kazanacağını bilmektedir.
Artık Lawrence'in 'resmi' görevi, Savaş Bakanlığı Harita Dairesi'nde sivil memurluktur. Aralık 1914'te Lawrence, 'Üs­teğmen' rütbesiyle Kahire'ye atanır. Mısır'daki İngiliz ordu­sunun istihbarat şubesindedir. İşte Lawrence'ın dünya çapında­ki ününe yol açan, bugün dahi Batı dünyasında 'bir efsane adam' olarak anılmasının teme­lini oluşturan faaliyetleri bu dö­nemde başlar.
 
SORGUCU LAWRENCE
Beyaz bornus ve abbasesiyle artık Lawrence bir Arap şeyhi kılığına girecek ve "heybesindeki çil çil İngiliz akınlarıyla" Arap kabilelerini birleştirip Os­manlı ordusunu arkadan vurma­nın peşine düşecektir.
Ama bu 'çöl efsanesi' döneminin hemen öncesin­de onu, Kahire'deki bir otel odasında sürdürdüğü 'büro görevinde', İngiliz üniforması içinde, bam­başka bir konumda görü­rüz:
Osmanlı ordusuna mensup esir Arapları sor­gulamakta, Osmanlı hatla­rının gerisindeki diğer İn­giliz ajanlarından gelen bilgileri değerlendirmekte­dir.



  


 


Soldaki fotoğrafta Lawrence, Amerikalı gazeteci Lowell Thomas (sağda) ile birlikte.  
  


 
 
  
 
HİCAZ CEPHESİ
İngilizler, yalnızca Su­riye cephesine değil, Hi­caz'a da büyük önem veri­yorlardı. Mekke ve Medi­ne kutsal kentleri Hi­caz'daydı. Fakat Osman­lı'nın müdafaa ettiği Hicaz'daki 'Şerif Hüseyin' (yani Mekke emiri Hüse­yin bin Ali) -ki o günlerde 80 ya­şına merdiven dayamıştı- İngiliz­lerle 1915 yılında gizlice anlaş­mıştı: Yılda 400 bin İngiliz Lirası karşılığında Hicaz, İngiliz hi­mayesine girecekti.
27 Haziran 1916'da da Arapların Osmanlı'ya karşı ayaklanması başladı.
Şerif Hüseyin'in ve dört oğ­lunun liderliğinde yürütülen bu ayaklanmayı aslında Kahire'de yaşayan İngiliz Sir Henry McMahon kışkırtmıştı.
 
OSMANLI'YI ARKADAN VURMAK İÇİN
Ekim 1916'da Lawrence Kahi­re'den ayrıldı; dip­lomat Sir Ronald Storrs'ın Arabistan gezisine eşlik etti. Şerif Hüseyin'in oğulları Abdullah ve Faysalla görüş­tü.
Bu gelişmeler, Lawrence'ın kendi­ni göstermesi için iyi bir fırsattı. Kahi­re'ye dönüşünde üstlerine, ayaklan­ma çabalarını silah ve altın yardımıyla desteklemeyi ve muhalif şeyhlerin Arap bağımsızlığı özlemlerinden ya­rarlanarak bu ayaklanmayı, İngilizlerin genel askeri stratejisiy­le birleştirmeyi öngören bir plan sundu.
Kahire'deki İngiliz İstihbarat Müdürü ve Arap Bürosu'nun kurucusu Albay Gilbert Clayton ile diplomat Sir Ronald Storrs bu planı onayladılar. Böylece Lawrence, Faysal'ın ordusuna katıldı. Arap isyanının şefi emir Faysal, bedevi kabilelerinin şef­leriyle kurulmakta olan düzenli Arap ordusu arasındaki irtibat görevini Lawrence'a verdi. 


DÜZENSİZ BİRLİKLER YÖNTEMİ
Bu yeni müttefiklere silah ve para sağlayan Lawrence, 1916 -1918 yılları arasında Şam'da dü­zenlenen kampanyaların beyni konumuna geldi.
Lawrence'ın 'Büyük Arabis­tan Krallığı' öyküleri ve çölün kızgın güneşi altında çil çil par­layan İngiliz altınları Arap emir­lerinin kafasını iyice karıştırmış­tı. Osmanlı başkenti İstanbul'da Halife'nin 'cihad' ilanı bu karı­şıklığı ortadan kaldırama­mıştı.
Osmanlı kuvvetleri için hayati önemdeki Hicaz De­miryolu'na zarar vermek üzere, bedevi kabilelerinden kurulu düzensiz birlikleri yöneten Lawrence köprüle­ri, istasyonları tahrip etti. Şam'dan Medine'ye giden trenlere saldırılar düzenledi. Böylece Osmanlı takviye birliklerinin ayaklanmayı bastırmasını engelledi.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Peter O'Toole, 'Arabistanlı Lawrence' filminde Akabe şehrine saldırı sahnesinde (altta). Büyük fotoğraf, T. E. Lawrence ve Arap askerlerinin 1917 yaz ayları başında Akabe şehrini almak için çölü geçişi sırasında çekilmiş. 

 AKABE BASKINI
Düzensiz birliklerle develerin sırtında Akabe'ye düzenlenen se­ferde, 950 kilometrelik kum te­pelerinden oluşan çöl, Lawrence'ın çabalarıyla iki aydan kısa bir sürede (9 Mayıs-6 Temmuz 1917) aşıldı.
Kızıldeniz'in kuzey ucundaki Akabe, 'içeriden' ele geçirildi. Böylece Osmanlı'nın Kızılde­niz'deki bu son liman kenti de düştü. Emir Faysal genel karargâhını Akabe'de kurdu. İttifak donanmaları da limanda yerleri­ni aldılar.
Bu arada, 1917 Kasım'ında, Arap kılığındaki Lawrence Der'a yakınlarında casusluk yaparken Osmanlı kuvvetleri tarafından yakalandı. Ama kısa bir süre son­ra kaçmayı başardı.
Akabe'den sonra Lawrence dışında, Albay Alan Dawnay ve General Allenby'nin danışmanlı­ğını da kullanan Faysal ordusu, Filistin (Kudüs, 11 Aralık 1917) ve Suriye'yi de (Şam'ın alınması, 1 Ekim 1918) ele geçirdi.
 
İNGİLİZ POLİTİKASI
Artık savaş bitmiş, diplomasi devreye girmişti. Ancak Paris'te­ki Barış Konferansı'nda (1919) Faysal'ın yanında İngiliz delegasyonunu temsil eden Lawren­ce'ın çabalan sonuçsuz kaldı. Lawrence, Arapların ve Büyük Britanya'nın ortak çıkarlarını savunmak için boşuna uğraştı: 1916'da Sykes-Picot'da imzala­nan İngiliz-Fransız anlaşmala­rından da açıkça anlaşılacağı üzere, İngiliz hükümeti, Suriye ve Lübnan'ı Fransızlara; Filistin, Ürdün ve Irak'ı da Milletler Ce­miyeti manda rejimine bıraka­rak, Arap müttefiklerine ihanet etmişti.
Fransa'nın Suriye'deki dire­nişi kırmasına göz yuman İngi­lizler, mali çıkarlarından dolayı, Kahire Konferansı'nda (12 Mart 1921) Iraklıların ve Filistinlilerin çıkışlarını da yatıştırdılar.
Metin Kutusu: 'Efsane' nasıl imal edildi?
'Arabistanlı Lawrence' efsanesinin yaratıcısı, Amerikalı savaş muhabiriLowell Tho mas'dır. Thomas, Kudüs ve Akabe'de Lawrence'la tanıştıktan sonra 'çöl destanını' ABD kamuoyunda yüceltmeye yönelir. Bu işlerde kurnaz bir gazeteci olan Thomas, 1919 Ağustos'undan itibaren 'bu altın madenini' basında işlemeye başlar. Sadece İngiltere'de değil, Britanya İmparatorluğu'na bağlı her yerde 'Arabistan'da Lawrence ve Filistin'de Allenby' konulu konferanslar düzenler. Daha sonra 'Son Haçlı Seferi' olarak adlandırılan bu konferanslarda 'Albay Lawrence' yavaş yavaş, artık mareşalliğe yükselmiş olan General Allenby'den daha fazla ön plana çıkmaya başlar. 'Efsane', kitlelerin ilgisini uyandırmıştır: Bütün Londra, kraliyet ailesi, eski askerler ve halk, 'Arabistan'ın taçsız kralı Lawrence'ın maceralarının peşindedir.   L. Thomas bu kampanyasını, Strand Magazine'de ve diğer dergilerde yazdığı makaleler ve bir övgü söylevi olan 'With  Lawrence in Arabia' (Lawrence'la Arabistan'da) adlı eseriyl
e de destekler. Arabistanlı  Lawrence'ın anıları sayısız biyografiye (iki tanesi o daha hayattayken yazılır) ve bir de filme konu olur.O tarihte kolonilerden so­rumlu bakan olan WinstonMetin Kutusu: Yazar Lawrence
Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Lawrence 'kendine ait bir dünya yaratma' güdüsü içinde yazarlığa da yönelir. Yaşamının çeşitli dönemlerinde, şiirden anı kitaplarına, farklı yapıtlar üretir. Bunların içinde, 'Bilgeliğin Yedi Sacayağı' (1926) adlı yapıt, İngiliz edebiyatında özel bir yere sahiptir. İlk baskısı 1935'te Lawrence'ın ölümünden sonra (19 Mayıs 1935) yapılan bu kitap eleştirmenlerin bakış açısıyla, "20. yüzyıl İngiliz edebiyatında çağdaş kişileri destan kahramanlarına dönüştüren az sayıda yapıttan biridir". Kimi edebi zorlamalara karşın kitabın canlı ve sürükleyici bir anlatıma sahip olduğunu söylemek gerekir. Otobiyografik bir freskten oluşan bu yapıtın, 'Çölde Ayaklanma' adıyla yayımlanan kısaltılmış ticari bir baskısı daha vardır. Churchill, Lawrence'ı ve meslektaşı Hubert Young'ı bu sorunu çözmek üzere görevlendirdi. Su­riye'den kovulan Faysal'ın Irak tahtına çıkışı bir plebisitle ülke halkına dayatıldı. Faysal'ın kar­deşi Abdullah'a da Ürdün ikti­darı verildi. İngiltere, Filistin üzerindeki manda rejimini kont­rol etmeye devam etti. Irak ve Ürdün, birkaç yıl, 'Büyük Britanya'nın uysal müttefikleri olarak kaldılar.
 
'Albay Lawrence' neden sıfırdan başladı?
1918'de, 30 yaşındayken 'Albay' rütbesi alan Lawrence 34 yaşında (1922'de), şaşırtıcı bir biçimde sade bir er olarak ortaya çıkar. Churchill ona diplomatik bir kariyer sunar ama nafile. Diğer yandan kendini edebiyata adayarak her şeyden elini eteğini de çekebilirdi. Ama hayır. Lawrence kendini her anlamda alçaltmayı seçer. Tezkeresini basit bir er olarak bırakır, yeniden temel er eğitimi alır ve iki teknik ordunun sıralarında rütbesiz olarak görev alır:
Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde yer elemanı (1922-1923, 1925-1934) ve geçici olarak da zırhlı savaş araçlarında (1923- 1925). Zaten motora ve sürate olan tutkusunu da bu dönemde keşfeder. Sürekli sahte soyadları kullanır: Hume Ross, T.E. Shaw. Böylece, anonim bir meslek ordusuna katılarak, sanayi toplumunun dışlanmışları arasında yer alarak ve günde iki şilinge talim ederek tüm mazisini silmek istemektedir. Neden? Anlaşıldığı kadarıyla, İngiltere'nin savaş sonrasında izlediği Arabistan politikası onun ruhunda gerçek bir çöküntü yaratmıştır. İngiltere'nin 'Araplara ihanet etmesine' katlanamamıştır. 


Beyazperdedeki Lawrence
Arabistanlı  Lawrence'ın bir 'efsane' olarak sunulması sürecinde, sinema sektörünün de payı var. 1919 yılında Gazeteci Lowell Thomas, 'Wİth Allenby in Palestine and Lawrence in Arabia' adlı yarı belgesel filmi çeker. Filmde ilginç olan, Lawrence'ın ve Allenby'nin kendilerini oynamalarıdır.   Ancak Arabistanlı Lawrence isminin sinemada ortaya çıkışı, 1960'lı yılların başına rastlar. 0 yıllarda İngiliz yönetmen David Lean,  Lawrence'ın öyküsünü beyazperdeye geçirmeyi planladığında, Marlon Brando'dan Albert Finney'e kadar pek çok ünlü oyuncuya bu rolü teklif eder. Ancak bu oyuncularla filmi çekmek mümkün olmayınca, o dönem için henüz yeni yeni parlayan Peter O'Toole başrolü alır. Anthony Queen, Jose Ferrer, Ömer Şerif ve Alec Guinness gibi çok ünlü oyuncuların rol aldığı 'Lawrence of Arabia', 1962 yılında beyazperdeye yansıdı ve 1963 yılında, tam 7 dalda Oscar ödülü kazandı. Görüşüne başvurduğumuz sinema eleştirmeni Atilla Dorsay 'Lawrence of Arabia' filminin sinema tarihinde, 'tarihsel sinema 'türünün en başarılı örneklerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Film, dönem tasviri, politik yaklaşımındaki objektif ve soğukkanlılık, olağanüstü bir oyuncu kadrosu, kurgusu, müziği açılarından mükemmeldi. Türk sinemalarında hiçbir zaman oynamadı çünkü filmde Peter O'Toole'un canlandırdığı Arabistanlı Lawrence'ın, Jose Ferrer'in canlandırdığı Türk Beyi' tarafından tecavüze uğraması açıkça gösterilir. Bu yüzden Türkiye'de sinemalara getirilemedi. Ancak son yıllarda bazı televizyon kanallarında oynadı."
Arabistanlı Lawrence'ın hikâyesi 1970 ve 1990 yıllarında da İngiltere'de iki televizyon filmine konu oldu. Bunlardan biri 1970'de BBC'nin The Reticent Hero' adıyla uyarladığı film. Son olarak da, daha sonra Oscar ödüllü 'İngiliz Hasta' filminde başrol oynayacak olan Ralph Fiennes'ın rol aldığı 1990 yapımı 'A Dangerous Man: Lawrence after Arabia' adlı televizyon filmi çekildi. 

 

Çocukluk yılları
Lawrence'ın çocukluğu sade olduğu kadar sıradışıdır da. Nikâhsız olmakla beraber, kendilerini saygın kişiler gibi sunmaya çalışan bir çiftin beş erkek çocuğundan ikincisidir. Lawrence, İrlandalı-İngiliz bir baron olan babası Thomas Chapman'ın Sir Walter Raleigh'in soyundan geldiğini düşünmektedir. Annesi Sarah Junner, İskoçyalı bir yetimdir ve evlilik dışı bir ilişkiden doğmuştur. Annesi, kalvinist bir papaz olan amcasının yanında büyümüş, sonrada Thomas Chapman'ın dört kızının dadısı olmuştur. Ardından aralarındaki ilişki başlamıştır. 'Lawrence' takma adını kullanarak İrlanda'yı terk eder, Büyük Britanya'da dolaşmaya başlarlar. Galler'deki Tremadoc'ta 1888 yılında doğan Edward Lawrence, çocukluğunun üç yılını Dinard'da geçirir. Kardeşlerine göre daha yetenekli ve daha gözü pek olan Lawrence 10 yaşına basmadan ailenin sırrını çözer: Victoria döneminde 'günah içinde yaşamak' büyük bir utançtır. Anne ve babasının nikâhsız ilişkileri Ned'in (T.E. Lawrence'ın lakabı) acılı püriten bilinci üzerinde her zaman etkin olacaktır.


 

Lawrence'ın  annesi Sarah  Junner (sağda)  ve soldaki  fotoğrafta, 

Lawrence  (en solda) diğer  kardeşleriyle birlikte. 

 

 

 

 

 

__________________________________________________________________________________

 

 

Bugününe iyi bak... Yarın ne olacağı hiç belli olmaz...

Hadi Gülümse...

  

Atam, Devrimlerinin Bekçisiyiz...

Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene

 

Kaynak: Popüler Tarih dergisi Mayıs 2001 sayısından yararlanılmıştır.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız. Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

 

clip_image002.gif
clip_image022.gif
clip_image024.gif
Çocukluğu annesi.jpg
clip_image008.gif
clip_image010.gif
clip_image012.gif
clip_image014.gif
clip_image016.gif
clip_image017.gif
clip_image018.gif
clip_image020.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages