Çağımızın
en efsanevi casusu
Arabistanlı Lawrence
Kişiliği çevresinde hem kendisinin
hem de İngiliz ve Amerikan kamuoyunun oluşturduğu efsaneyle, 'Arabistanlı
Lawrence' çağımızın en ilginç tipleri arasında yer alır.
İSMET
AKÇA / Popüler TARİH / Mayıs 2001
Filistin'i
Süveyş'ten ayıran çöller bölgesini oluşturan yarımada, 'Sina Yarımadası' diye
anılır. Hazreti Musa'nın tırmandığı Tur-u Sina' dağı da bu yörededir.
Birinci
Dünya Savaşı'nın en kritik günlerinde, 1917 yılının başlarında, İngilizler
Sina'yı ele geçirdiler. Osmanlı kuvvetleri Sina cephesini yeniden düzenledi:
Yarımada İngilizlerde kaldı; Osmanlı'nın elinde bulunan Han-ı Yunus (sahilde)
ve Biressebi (içerlerde) önünden geçen yeni bir cephe kuruldu. Her iki taraf,
tahkimata başladı.
İngilizler
Sina'da, Süveyş kanalından cepheye kadar demiryolu ve su boruları getirdiler,
31 Ekim 1917'de başlayacak ve Osmanlı'nın Suriye cephesini çökertecek genel
bir taarruzun hazırlıklarına giriştiler.
Aslında
İngilizlerin Arabistan yarımadasına yönelik askeri çalışmaları, Birinci Dünya
Savaşı'ndan çok daha öncelere dayanır. Ünlü İngiliz casusu Lawrence'ın adı da
bu faaliyetlerin birçok noktasında, ta başından beri karşımıza çıkar.
TARİH
BÖLÜMÜ BİRİNCİSİ
Thomas
Edward Lawrence, 1910 yılında Oxford Jesus College'ın tarih bölümünü birincilikle
bitirir bitirmez uzun bir Suriye gezisine çıkar. Magdalen College'dan aldığı
özel bir bursla gerçekleştirdiği bu gezide Lawrence, Fırat kıyısındaki Hitit
yerleşimi Karkamış'ta (Kuzey Suriye) yürütülen kazılara katılır. Arkeolojiye olduğu
kadar etnolojiye de ilgi duyar. Bu doğrultuda Arapları, çöl insanlarını ve
Bedevileri gözlemler; onların yaşam tarzlarını, geleneklerini hatta dillerini
öğrenir. "Bu olağanüstü Doğu" onu çok etkilemiştir. Genç
Suriyelilerle, kimi kabile reisleriyle dostluk kurar.
Albay Lawrence askeri
kıyafetiyle (en solda) ve toplu fotoğrafta Lawrence (sağdan ikinci), Emir
Faysal (önde) ile birlikte.
NE ZAMAN CASUS OLDU?
Batılı
kaynaklar, Lawrence'ın 1914'ten (yani Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından)
önce "henüz casusluğa başlamamış olduğunu" öne sürerler. Bu görüş
doğru olsa bile, ortaçağ askeri mimarisine meraklı bir araştırmacı, tezini
'Haçlı Kaleleri' üzerine hazırlamış genç bir tarihçiydi Lawrence ve son derece
romantik bir ruh hali içinde, "Britanya İmparatorluğu'na yakın bir
Rönesans" hayal etmekteydi. Modernizmden nefret ediyor; döneminin birçok
Avrupalı aydını gibi, "Avrupa medeniyetinin çöktüğüne"
inanıyordu.
Dolayısıyla
'Britanya İmparatorluğu' hakkında beslediği hayal ve modernizm nefreti, yaşadığı
ortamda, maceracı bir romantizmle birleşerek onu gizli servislerin kolayca
ulaşabileceği bir noktaya getirmişti.
Üstelik Lawrence'ın
1914 öncesinde, inşaat halindeki Bağdat Demiryolu üzerinde, Almanlarla
savaştığı ayrıca Osmanlı'ya karşı kin beslediği kayıtlara geçmiştir.
Lawrence (en sağda oturan)
ve onun sağında, Şerif Hüseyin'in oğlu Emir Faysal.
'PROFESYONEL' DÖNEM BAŞLIYOR
1914
başlarında Lawrence, Filistin Araştırma Vakfı'nca düzenlenen bir 'keşif
çalışmasında yer alır. Artık üstü 'arkeolojik' faaliyetlerle örtülmüş yarı profesyonel
casusluk dönemini aşmıştır. Yüzbaşı S. F. Newcombe'la birlikte Süveyş'in
doğusunda, Osmanlı sınırında yer alan Sina'nın kuzey kesimindedir. Amacı,
Gazze ile Akabe arasındaki bölgenin haritasını çıkarmaktır. İngiliz
istihbaratı, yakın bir gelecekte, bu bölgenin büyük bir stratejik önem
kazanacağını bilmektedir.
Artık
Lawrence'in 'resmi' görevi, Savaş Bakanlığı Harita Dairesi'nde sivil
memurluktur. Aralık 1914'te Lawrence, 'Üsteğmen' rütbesiyle Kahire'ye atanır.
Mısır'daki İngiliz ordusunun istihbarat şubesindedir. İşte Lawrence'ın dünya
çapındaki ününe yol açan, bugün dahi Batı dünyasında 'bir efsane adam' olarak
anılmasının temelini oluşturan faaliyetleri bu dönemde başlar.
SORGUCU
LAWRENCE
Beyaz
bornus ve abbasesiyle artık Lawrence bir Arap şeyhi kılığına girecek ve
"heybesindeki çil çil İngiliz akınlarıyla" Arap kabilelerini
birleştirip Osmanlı ordusunu arkadan vurmanın peşine düşecektir.
Ama bu
'çöl efsanesi' döneminin hemen öncesinde onu, Kahire'deki bir otel odasında
sürdürdüğü 'büro görevinde', İngiliz üniforması içinde, bambaşka bir konumda
görürüz:
Osmanlı
ordusuna mensup esir Arapları sorgulamakta, Osmanlı hatlarının gerisindeki
diğer İngiliz ajanlarından gelen bilgileri değerlendirmektedir.
Soldaki fotoğrafta Lawrence,
Amerikalı gazeteci Lowell Thomas (sağda) ile birlikte.
HİCAZ
CEPHESİ
İngilizler,
yalnızca Suriye cephesine değil, Hicaz'a da büyük önem veriyorlardı. Mekke
ve Medine kutsal kentleri Hicaz'daydı. Fakat Osmanlı'nın müdafaa ettiği
Hicaz'daki 'Şerif Hüseyin' (yani Mekke emiri Hüseyin bin Ali) -ki o günlerde
80 yaşına merdiven dayamıştı- İngilizlerle 1915 yılında gizlice anlaşmıştı:
Yılda 400 bin İngiliz Lirası karşılığında Hicaz, İngiliz himayesine girecekti.
27
Haziran 1916'da da Arapların Osmanlı'ya karşı ayaklanması başladı.
Şerif
Hüseyin'in ve dört oğlunun liderliğinde yürütülen bu ayaklanmayı aslında
Kahire'de yaşayan İngiliz Sir Henry McMahon kışkırtmıştı.
OSMANLI'YI
ARKADAN VURMAK İÇİN
Ekim
1916'da Lawrence Kahire'den ayrıldı; diplomat Sir Ronald Storrs'ın Arabistan
gezisine eşlik etti. Şerif Hüseyin'in oğulları Abdullah ve Faysalla görüştü.
Bu
gelişmeler, Lawrence'ın kendini göstermesi için iyi bir fırsattı. Kahire'ye
dönüşünde üstlerine, ayaklanma çabalarını silah ve altın yardımıyla
desteklemeyi ve muhalif şeyhlerin Arap bağımsızlığı özlemlerinden yararlanarak
bu ayaklanmayı, İngilizlerin genel askeri stratejisiyle birleştirmeyi öngören
bir plan sundu.
Kahire'deki
İngiliz İstihbarat Müdürü ve Arap Bürosu'nun kurucusu Albay Gilbert Clayton ile
diplomat Sir Ronald Storrs bu planı onayladılar. Böylece Lawrence, Faysal'ın
ordusuna katıldı. Arap isyanının şefi emir Faysal, bedevi kabilelerinin şefleriyle
kurulmakta olan düzenli Arap ordusu arasındaki irtibat görevini Lawrence'a
verdi.
DÜZENSİZ
BİRLİKLER YÖNTEMİ
Bu yeni
müttefiklere silah ve para sağlayan Lawrence, 1916 -1918 yılları arasında
Şam'da düzenlenen kampanyaların beyni konumuna geldi.
Lawrence'ın
'Büyük Arabistan Krallığı' öyküleri ve çölün kızgın güneşi altında çil çil parlayan
İngiliz altınları Arap emirlerinin kafasını iyice karıştırmıştı. Osmanlı
başkenti İstanbul'da Halife'nin 'cihad' ilanı bu karışıklığı ortadan kaldıramamıştı.
Osmanlı
kuvvetleri için hayati önemdeki Hicaz Demiryolu'na zarar vermek üzere, bedevi
kabilelerinden kurulu düzensiz birlikleri yöneten Lawrence köprüleri, istasyonları
tahrip etti. Şam'dan Medine'ye giden trenlere saldırılar düzenledi. Böylece
Osmanlı takviye birliklerinin ayaklanmayı bastırmasını engelledi.

Peter
O'Toole, 'Arabistanlı Lawrence' filminde Akabe şehrine saldırı sahnesinde (altta). Büyük fotoğraf, T. E. Lawrence ve Arap askerlerinin 1917 yaz ayları başında Akabe şehrini almak için çölü geçişi sırasında çekilmiş.
AKABE BASKINI
Düzensiz
birliklerle develerin sırtında Akabe'ye düzenlenen seferde, 950 kilometrelik
kum tepelerinden oluşan çöl, Lawrence'ın çabalarıyla iki aydan kısa bir sürede
(9 Mayıs-6 Temmuz 1917) aşıldı.
Kızıldeniz'in
kuzey ucundaki Akabe, 'içeriden' ele geçirildi. Böylece Osmanlı'nın Kızıldeniz'deki
bu son liman kenti de düştü. Emir Faysal genel karargâhını Akabe'de kurdu.
İttifak donanmaları da limanda yerlerini aldılar.
Bu
arada, 1917 Kasım'ında, Arap kılığındaki Lawrence Der'a yakınlarında casusluk
yaparken Osmanlı kuvvetleri tarafından yakalandı. Ama kısa bir süre sonra
kaçmayı başardı.
Akabe'den
sonra Lawrence dışında, Albay Alan Dawnay ve General Allenby'nin danışmanlığını
da kullanan Faysal ordusu, Filistin (Kudüs, 11 Aralık 1917) ve Suriye'yi de
(Şam'ın alınması, 1 Ekim 1918) ele geçirdi.
İNGİLİZ
POLİTİKASI
Artık
savaş bitmiş, diplomasi devreye girmişti. Ancak Paris'teki Barış
Konferansı'nda (1919) Faysal'ın yanında İngiliz delegasyonunu temsil eden
Lawrence'ın çabalan sonuçsuz kaldı. Lawrence, Arapların ve Büyük Britanya'nın
ortak çıkarlarını savunmak için boşuna uğraştı: 1916'da Sykes-Picot'da imzalanan
İngiliz-Fransız anlaşmalarından da açıkça anlaşılacağı üzere, İngiliz
hükümeti, Suriye ve Lübnan'ı Fransızlara; Filistin, Ürdün ve Irak'ı da
Milletler Cemiyeti manda rejimine bırakarak, Arap müttefiklerine ihanet
etmişti.
Fransa'nın
Suriye'deki direnişi kırmasına göz yuman İngilizler, mali çıkarlarından
dolayı, Kahire Konferansı'nda (12 Mart 1921) Iraklıların ve Filistinlilerin
çıkışlarını da yatıştırdılar.
O tarihte kolonilerden sorumlu bakan olan Winston
Churchill, Lawrence'ı ve meslektaşı Hubert
Young'ı bu sorunu çözmek üzere görevlendirdi. Suriye'den kovulan Faysal'ın
Irak tahtına çıkışı bir plebisitle ülke halkına dayatıldı. Faysal'ın kardeşi
Abdullah'a da Ürdün iktidarı verildi. İngiltere, Filistin üzerindeki manda
rejimini kontrol etmeye devam etti. Irak ve Ürdün, birkaç yıl, 'Büyük
Britanya'nın uysal müttefikleri olarak kaldılar.
'Albay
Lawrence' neden sıfırdan başladı?
1918'de, 30 yaşındayken 'Albay' rütbesi alan Lawrence 34 yaşında (1922'de),
şaşırtıcı bir biçimde sade bir er olarak ortaya çıkar. Churchill ona diplomatik bir kariyer sunar ama nafile.
Diğer yandan kendini edebiyata adayarak her şeyden elini eteğini de
çekebilirdi. Ama hayır. Lawrence kendini her anlamda alçaltmayı seçer.
Tezkeresini basit bir er olarak bırakır, yeniden temel er eğitimi alır ve iki
teknik ordunun sıralarında rütbesiz olarak görev alır:
Kraliyet
Hava Kuvvetleri'nde yer elemanı
(1922-1923, 1925-1934) ve geçici olarak da zırhlı savaş araçlarında
(1923- 1925). Zaten motora ve sürate olan tutkusunu
da bu dönemde keşfeder. Sürekli sahte soyadları kullanır:
Hume Ross, T.E. Shaw. Böylece, anonim bir meslek ordusuna
katılarak, sanayi toplumunun dışlanmışları arasında yer
alarak ve günde iki şilinge talim ederek
tüm mazisini silmek istemektedir.
Neden? Anlaşıldığı kadarıyla, İngiltere'nin savaş sonrasında
izlediği Arabistan politikası onun ruhunda
gerçek bir çöküntü yaratmıştır. İngiltere'nin
'Araplara ihanet etmesine' katlanamamıştır.
Beyazperdedeki
Lawrence
Arabistanlı
Lawrence'ın bir 'efsane' olarak sunulması sürecinde, sinema sektörünün de payı
var. 1919 yılında Gazeteci Lowell Thomas, 'Wİth Allenby in Palestine and
Lawrence in Arabia' adlı yarı belgesel filmi çeker. Filmde ilginç olan,
Lawrence'ın ve Allenby'nin kendilerini oynamalarıdır. Ancak
Arabistanlı Lawrence isminin sinemada ortaya çıkışı, 1960'lı yılların başına
rastlar. 0 yıllarda İngiliz yönetmen David Lean, Lawrence'ın öyküsünü
beyazperdeye geçirmeyi planladığında, Marlon Brando'dan Albert Finney'e kadar
pek çok ünlü oyuncuya bu rolü teklif eder. Ancak bu oyuncularla filmi çekmek
mümkün olmayınca, o dönem için henüz yeni yeni parlayan Pe
ter O'Toole
başrolü alır. Anthony Queen, Jose Ferrer, Ömer Şerif ve Alec Guinness gibi çok
ünlü oyuncuların rol aldığı 'Lawrence of Arabia', 1962 yılında beyazperdeye
yansıdı ve 1963 yılında, tam 7 dalda Oscar ödülü kazandı. Görüşüne
başvurduğumuz sinema eleştirmeni Atilla Dorsay 'Lawrence of Arabia' filminin
sinema tarihinde, 'tarihsel sinema 'türünün en başarılı örneklerinden biri
olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Film,
dönem tasviri, politik yaklaşımındaki objektif ve soğukkanlılık, olağanüstü bir
oyuncu kadrosu, kurgusu, müziği açılarından mükemmeldi. Türk sinemalarında
hiçbir zaman oynamadı çünkü filmde Peter O'Toole'un canlandırdığı Arabistanlı
Lawrence'ın, Jose Ferrer'in canlandırdığı Türk Beyi' tarafından tecavüze
uğraması açıkça gösterilir. Bu yüzden Türkiye'de sinemalara getirilemedi. Ancak
son yıllarda bazı televizyon kanallarında oynadı."
Arabistanlı
Lawrence'ın hikâyesi 1970 ve 1990 yıllarında da İngiltere'de iki televizyon
filmine konu oldu. Bunlardan biri 1970'de BBC'nin The Reticent Hero' adıyla
uyarladığı film. Son olarak da, daha sonra Oscar ödüllü 'İngiliz Hasta'
filminde başrol oynayacak olan Ralph Fiennes'ın rol aldığı 1990 yapımı 'A
Dangerous Man: Lawrence after Arabia' adlı televizyon filmi çekildi.
Çocukluk yılları
Lawrence'ın
çocukluğu sade olduğu kadar sıradışıdır da. Nikâhsız olmakla beraber,
kendilerini saygın kişiler gibi sunmaya çalışan bir çiftin beş erkek çocuğundan
ikincisidir. Lawrence, İrlandalı-İngiliz bir baron olan babası Thomas
Chapman'ın Sir Walter Raleigh'in soyundan geldiğini düşünmektedir. Annesi Sarah
Junner, İskoçyalı bir yetimdir ve evlilik dışı bir ilişkiden doğmuştur. Annesi,
kalvinist bir papaz olan amcasının yanında büyümüş, sonrada Thomas Chapman'ın
dört kızının dadısı
olmuştur. Ardından aralarındaki ilişki başlamıştır. 'Lawrence'
takma adını kullanarak İrlanda'yı terk eder, Büyük Britanya'da dolaşmaya
başlarlar. Galler'deki Tremadoc'ta 1888 yılında doğan Edward Lawrence,
çocukluğunun üç yılını Dinard'da geçirir. Kardeşlerine göre daha
yetenekli ve daha gözü pek olan Lawrence 10 yaşına basmadan ailenin sırrını
çözer: Victoria döneminde 'günah içinde yaşamak' büyük bir utançtır. Anne ve
babasının nikâhsız ilişkileri Ned'in (T.E. Lawrence'ın lakabı) acılı püriten
bilinci üzerinde her zaman etkin olacaktır.
Lawrence'ın annesi Sarah Junner (sağda) ve soldaki fotoğrafta,
Lawrence (en solda) diğer kardeşleriyle birlikte.
__________________________________________________________________________________
Bugününe iyi bak... Yarın ne olacağı hiç belli olmaz...
Hadi Gülümse...
Atam, Devrimlerinin Bekçisiyiz...
Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene
Kaynak: Popüler Tarih dergisi Mayıs 2001 sayısından yararlanılmıştır.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız. Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.