İNKALAR, MAYALAR, AZTEKLER

373 views
Skip to first unread message

Haylanmaz

unread,
Dec 15, 2009, 6:23:53 AM12/15/09
to gizli...@googlegroups.com

 

MAYALAR

 Dev bir ağacın üzerine çıktık. Sudan, beyaz yüzlü, beyaz elli, uzun ve kirli sakallı adamlar çıkıyordu. Mavi, kırmızı, sarı, yeşil rengarenk giysileri, yuvarlak şapkaları vardı. Derin ormanın papağanlarına benziyorlardı..."

İki Aztek Casusundan MONTEZUMA'ya acil not

 

Güneşe uzanan basamaklar...

Orta Amerika ormanlarında olağanüstü tapınaklar ve saraylar inşa eden Mayalar, Avrupa Ortaçağ'ın karanlığında yaşarken, ileri bir uygarlık kurmuşlardı.

 

Sadece cesaret yetmedi...

Aztekler yeni doğan bebelerin göbek bağlarını kalkan ya da küçük oklarla keserlerdi. Gençler sadece askeri eğitim görür, atkuyruğu yaptıkları saçlarını, savaşta tutsak kazandıklarında keserlerdi. Ne var ki, askeri yetenekleri ve cesaretleri, top ve tüfekle donatılmış İspanyol askerlerinin karşısında işe yaramadı.

 

Güneşin çocuklarının kültürü...

İspanyol Pizarro XVI: yüzyıl başlarında Peru'ya ayak bastığında, İnkalar'ın gelişmiş kültür ve sanatları karşısında şaşırıp kalmıştı. Birkaç ay içinde bu uygarlığı yok etti. Son İnkalar, And Daları'nın zirvelerine sığındılar...

 

İspanyollar'ın kurbanı oldular

KİLİSE VE ALTIN UĞRUNA TALAN...

 

 

8 Kasım 1519'da Cortez İmparator Montezuma (üstte) ile karşılaştı...

İnka erkekleri giysilerinin üstüne kolsuz bir tunik giyiyor ve soğuk havalarda büyük bir pelerin kuşanıyorlardı. Resimdeki pelerinin 13. ya da 16. yy.'dan kalma olduğu sanılıyor. Chimu 'gömü eldiveni': Zengin bir mezardan çıkarılan, savaşçı ve kuş süsleriyle bezenmiş bir çift eldivenin teki. Gümüş tırnaklı. M.S. 14. yy.'a ait...

 

İspanyollar Orta Amerika'ya vardıklarında,  orada çeşitli yerli toplulukları yaşıyordu. En ileri olan ve en çok nüfusu barındıran kültürler Mayalar ve Aztekler'di. Güney Amerika'da ise İnka kültürü gelişti. Maya tarihi hakkında çok az bilgimiz var. İlk Mayaların kökeninin çok eski ol­duğunu biliyo­ruz    (M.Ö. 2000). Bunlar M.Ö. 1500'den başlayarak. Meksika Körfezi boyunca dar ve bataklık bir alanda yaşayan Olmekler'in kül­türünü miras al­mışlar. Olmek kül­türünün kurumaya başladığı M.Ö. 400'den başlayarak, heykellerden, özellikle de kabartmalardan belli olan ilk Maya törensel merkezleri ortaya çıkıyor. Ovalardaki en eski anıt (28 no.lu Tikal Dikilitaşı) M.S. 292'ye, en yeni anıt ise M.S. 909'a tarihleniyor. Mayalar, bu yıllar arasında en parlak dönemlerini yaşamışlar; ama tarih onları tanımamış.

Aztekler'e ilişkin tarih bilgi­leri daha çok. Kuzeyden gel­diklerini ve Meksika Vadi­si'ne en son girenler ol­duklarını biliyoruz. 1325'de (ya da 1370) başkentleri Tenochtitlan'ı bayındırlaştırmaya başladılar, ilk Aztek kralı Acamipichtli oldu. Taş binalar ve "chinampa"lar (yüzen bahçeler) varlığını üçüncü kral Chimalpopoca'ya borçlu. 1427–1440 arası, Aztek topraklarının sınırlarını genişleten büyük fatih İtzcoatl'ın krallığı... Onu kardeşi, yasa koyucu ve kurucu 1.Montezuma (1390-1496) izledi; ama imparatorluğun geniş bir alana yayılmasını Ahuitzotl sağladı. Ondan sonra gelen 2.Montezuma (1502-1520), son bü­yük Aztek kralı oldu. İnka İmparatorluğu herhangi bir bü­yük kültüre pek uygun olmayan bir arazide yeşerdi: uçsuz bucaksız ır­maklar, çöller, aşılmaz dağlar... Ger­çekte İnkalar, And ve Chavin, Naz­ca, Moche, Huari, Chimu gibi, diğer çağdaş ya da nere­deyse çağdaş uygarlıklara ait kültürel değerlerden ya­rarlanmayı bildiler. İn­kalar, 1200–1438 arasında hüküm süren yarı efsane se­kiz kralın ardından, yalnızca dokuzuncu-suyla (Virococha'nın oğlu Pachacutec) ile yayıl­malarına başladılar. Pachacutec, Aymara civarını egemenliğine alarak, imparatorluğu güneye doğru büyüttü. 1471–1493 ara­sında hüküm sü­ren oğlu Topa-İnka, egemen­liğini kıyı ve ekvatora dek güney yaylaları boyun­ca genişletti. Ardılı Huayna Capac, Oiuto'yu fethetti ve oraya yerleşti. Son imparator Atahualpa ümitsiz bir şekilde kendi imparatorluğunu sa­vunmaya çalıştı. 1533'te İspanyollar tarafından kaçırıldı. Fatih Francisco Pizarro'nun emriyle Cajamarca meydanında kazığa çakıldı.

 

Maya toplumunun sınıfsal piramidinin en üstünde kral bulunuyordu; altında, kralın maiyeti yer alıyordu. Üçüncü basamakta soylular, rahipler ve savaşçılar sıralanıyordu, dördüncü basamakta tüccar ve sanatçılar, son basamakta ise köylüler ve köleler vardı.

 

ORTA AMERİKA’NIN VENEDİK’İ  LAGÜN KENT TENOCHTİTLAN…

Bir gün ihtiyarlar gençleri yanlarına çağırdılar. Beyaz bir söğüt dalını, bir kurba­ğayı ve beyaz balıkları gör­dükleri yere kenti kurmalarını söy­lediler. Tanrı Uitzilopochtli'nin em­ri böyle dediler. Ancak, o gece tan­rılar başrahibi yanlarına çağırdılar. Gidip çevreye bakmasını, bir kaktü­sün dalları üzerinde kartal göreceği­ni söylediler. Kenti orada kuracak­lardı. İşte efsaneler Aztekler'in başkenti Tenochtitlan'ın kuruluşunu böyle anlatıyor. Ger­çekten de kentin adı kaktüs anlamına ge­len "tenoehtli" kelimesinden türetilmiş.

 

Başkent mahalleleri...

Tenochtitlan dört ana mahalleye ayrılmıştı. Kentin kuruluşundan az sonra, sakinlerinin bir kısmı yakın bir adacık üzerinde, yeni yerleşim alanı Tlatelolco'yu kurdular. Tenochtitlan politik ve dini merkez kimliğini korurken, Tlatelolco ticari merkez haline dönüştü.

 

Tanrılar, dal­larına kartal kon­muş kaktüsün bu­lunduğu yeri işaret­lemişlerdi; ama, bu topraklar bir kent kurmak için hiç de elverişli değildi. Bir kere bataklığın tam ortasına düşmüşlerdi. Ancak, ilk Aztekler zorluklar karşısında yıl­madılar. Komşu kabilelerden tahta ve taşlar satın alarak, bataklığın içindeki küçük adacıkların temelini güçlendirdiler. Önce kaktüs dalında kartalı gördükleri yere tanrı Uitzilopochtli için bir tapınak inşa ettiler. Daha sonra bu tapmağın çevresinde kenti kurmaya giriştiler. Bunun için, ilk iş olarak yüzlerce küçük adacığı köprülerle birbirine bağladılar. İs­panyollar tarafından işgal edildiğin­de, kent, eski kentin etrafında olağa­nüstü gelişmişti. İspanyollar'ın "Bü­yük Tenochtitlan" diye adlandırdıkları yerleşim alanı, hem Tenochtit­lan hem de komşusu Tlatelolco kentini kapsıyordu. Kent dikdörtgen bi­çiminde bir alana sahipti ve binlerce hektarlık bir alana yayılmıştı. İspan­yol işgalcilere gö­re, kentte yakla­şık 80.000 ile 100.000 arasında bina bulunuyordu. Her ev­de yaklaşık 7 kişinin yaşadığını varsayan İspanyollar, Tenoch­titlan'ın nüfusunu 560.000  ile 700.000 arasında tah­min etmişlerdi. Günümüz de ise tarihçiler, kentin nüfusunun 500.000'den faz­la, bir milyondan az olduğunu kabul ediyorlar.

 

Tenochtitian'daki ana tapınakta bulunan 3,25 m çapında ve 8 ton ağırlığındaki bu taşın üzerinde ay tanrısı görülüyor (solda)... Mendoza Codex'inde Tenochtitlan'ın kuruluşunu anlatan sayfa (solda)...

 

Aslında, fatihler tarafından nere­deyse yok edildiği için, yakın dö­nemlerde sürdürülen arkeolojik kazılar, haritalar, seramik modeller ve kayıtlarla nasıl bir yerleşim olduğu ortaya çıkarabildi.

Tabanı, başka kentler gibi, her klan ya da toplumsal gruba geomet­rik şekilli bir yer ayrıldığı için, dikdörtgen biçimliydi. Böylece Mayalar'daki gibi, tören merkezi kent ile taşra arasında kesin bir ayrım yoktu.

Bernal Diaz. Tenochtitlan'ı düz yolları, meydanları, kanalları ve köprüleri ile Venedik'e benzetti ve şöyle betimledi: "Hem sudaki, hem kara­daki nice yapıyı, düz giden yolları, meydanları gördüğümüzde, hayranlı­ğımızı gizleyemedik. Suyun üstünde yükselen piramitlerin yüksek kulele­rinden, hepsi duvarlı binalardan kay­naklanan bir çeşit büyüydü."

Aztek başkentinin merkezinde, yı­lanlarla süslenmiş duvarlar çevrili kutsal piramitleri, bir top sahasını, kurban taşını, vinçlerin dişli çubuklarını, törensel arınmalar için bir havu­zu, okulları, kitaplıkları ve rahiplerin meskenlerini içine alan dinsel bir çe­kirdek vardı. Piramitler, bütün Orta Amerika tapınakları gibi, kesik koni biçimindeydi; üç kademeden oluşu­yorlardı. Böyle bir yapının tepesinde­ki bir ya da daha çok tanrı odasına dik merdivenle çıkılıyordu. En önemli bina Aztek egemenliği sıra­sında birçok kere inşa edilmiş Büyük Tapınak'tı. Anıtsal binaları sağlam­laştırmak için, "tezontle" denilen, ha­fif ve dayanıklı bir volkanik malze­me kullanılıyordu.

Duvarla çevrili yerin ötesinde, kral­lık saraylan tarafından öncelenen dört büyük konut mahallesi başlıyordu. Montezuma'mn iki katlı, harika bah­çeli, pek çok odalı, püsküller ve altın eşyalarla zengin bezenmiş sarayı, Avrupalılar'ın düş gücünü çok etkiledi.

Evler, su baskınından korunmak için taş yükseltilerin üstüne yapılmış­tı ve dışarıdan parlak renklere boyan­mıştı. Çatı kireçle kaplıydı ve sütun­ların üstüne binen kalaslar ve kalasçıklardan oluşuyordu. Pencere yoktu ve ana oda, yağmur suyunun toplan­dığı bir tekne olan iç avluya açılıyor­du. İki su kemeri (Chapultepec ve Coyoacan) kenti karaya bağlıyordu. Hijyen sorunlarım çözmek için, bazı stratejik noktalara kent atıklarını top­layan mavnalar bağlanmıştı. Aydın­latma, çam tahtasından reçineli meşalerle yapılıyordu.

Tenochtitlan"ı Orta Amerika'nın Venedik'i yapan asıl etken, sayısız kanallarıydı. Bütün sokakların bir bölümü sıkıştırılmış toprak yol, bir bölümü de kanaldı. Kent, tapınakla­rın bulunduğu bazı büyük meydanlar dışında, geniş ve boş araziye sahip değildi. Bu özellik günümüzde de Mexico City kentine damgasını vuru­yor. Ne var ki, tüm sıkıştırılmış mi­marisine karşın Tenochtitlan yeşilli­ğe hasret bir kent değildi. Her evin arkasında küçük bir avlu vardı ve bu­raya ağaçlar ekilmişti. Ayrıca, halk küçük avluda kendine yetecek bir ta­rımsal faaliyeti gerçekleştiriyordu. Ayrıca, Aztekler çiçek konusunda çok duyarlı insanlardı. Hemen hemen her aile, avlusunda çeşitli renklerde çiçekler yetiştiriyordu.

 

 

 

BU MAÇI ALACAĞIZ, BAŞKA YOLU...

ÖLÜMÜNE FUTBO MAÇI

 

Oyun sportif bir karşılaşmadan çok, dinsel bir kurban töreniydi. Genellikle 5-6 kişi olan oyuncular topun sıçrayışını izliyorlardı. Topa yalnızca kolları ve dizleriyle dokunarak, sahanın kenarlarındaki yerden çıkan, nalların öte tarafına geçirmeye çalışıyorlardı.

Maya arkeolojik sitlerinde, çoğu kez Mayalar'ın hiç kuşkusuz, çağdaş Meksi­ka "pelota"sının türediği bir top oyununda kullandıkları bir ya da daha fazla top sahası ("canchas") gün ışığına çıkarılıyor. Bu oyun bütün Orta Ame­rika'da yaygındı. En eski top sahaları körfez kıyı­sında  oturan  Olmekler'e     kadar uzanıyor (M.Ö.1500). En çok sayı­da arkeolojik kalıntı da Aztek topraklarında bulundu.

Birkaç çeşidi bir ya­na, top sahaları genel­likle büyük I harfi, uçları oyun sahasının kenar çizgilerini oluş­turan bir çeşit çift T harfi biçimin­deydi. Stadyum, üstlerinde halktan çok sayıda izleyicinin oturduğu, yük­sek dik ya da eğik duvarlarla çevri­liydi. Soylular, kalabalığa karışma­mak için, oyunu bitişik saraylardaki teraslardan trükünde otururmuş gibi izliyorlardı.

Top sahası evrenin bir simgesiydi ve top, gündüze atfedilen bir bölge­den karşıya, geceye ayrılan bir böl­geye geçen güneşin rotasını simgeli­yordu.

Takımlar bölgeden bölgeye ve çağdan çağa değişiyordu. Oyuna, ge­nellikle beş oyuncudan oluşan iki ta­kım katılıyor ve duvara sabitlenmiş taş bir halkayı, yine genellikle ka­uçuktan yapılmış sert bir topu geçir­meye çalışıyorlardı. Topa el ve ayak­larla dokunmak yasaktı.

Oyuncuları korumak için tahta ve kauçuktan iri ve ağır bir kemer, diz­lik, kolluk, eldiven, bazı bölgelerde de kask takılıyordu.

Rakiplerin tanrılara çabalarını gös­terdiği bu törensel oyun, seyircilerin yalnız dinsel olarak değil, toplumsal olarak da katılımıyla oynanıyordu. İzleyiciler oyuna karıları, çocukları, kendileri ve özgürlükleri için bahse girerek katılıyorlardı.

Karşılaşmalar çok tehlikeliydi ve bu müsabakalar atletizm yarışması gibi yapılmıyordu.

Oyun, ölüm ve kurban imgeleriyle iç içeydi. Anlaşılan, karşılaşmadan sonra yapılan törenlerde kaybeden taraf kurban ediliyordu. Top oynama kültüne bağlanabilen taş bulgular Totanac (klasik Veracruz kültürü) biçemindeki boyunduruk. balta, taş karıştan olu­şuyor; ama, genellikle Maya gömü yerlerinde bulunuyorlar.

Bunlar oyuncuların karşılaşmalar ve ardından gelen törenler sırasında giydikleri koruyucu giysileri simge­leyen nesneler.

 


Hazırlayanlar Kerem, merakediyorum grubu üyeleri merakediy...@gmail.com

Kaynak : Focus - Temmuz 2000. Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.


 

Yazının alındığı FOCUS dergisinin tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

-PDF (resim) olarak taranmıştır.

-31 mb boyutundadır.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---


 

 

__________________________________________________________________________________________________________________

Untitled-3 

Keşfetmek, herkesin gördüğünü görüp, düşünmediğini düşünmektir.

 

 

Karıncaya sormuşlar; '' nereye gidiyorsun?'', '' dostuma'', demiş. ''Bu bacaklarla zor''  demişler. Karınca; '' olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş.. Yolunda ölünecek dostlara...

--
BİZİM SÖZÜMÜZ DOST A TATLI
DÜŞMAN A  KURŞUNDUR
NAMERT E  HANÇER
MERT E  CANDIR
VARLIĞIMIZ DOST A FEDA
DÜŞMAN A  BELADIR
SEVDAMIZ İSE YÜCEDİR NE ALINIR NE DE SATILIR …………..

 

Maya 11.JPG
Maya 17 oyun.JPG
Maya 18 oyun.JPG
Maya 20 maç araçları.JPG
Maya 21 maç araçları.JPG
Maya 22 maç tablo.JPG
Focus 2000 zeugma.jpg
image001.png
Maya 16 maya figür.JPG
Maya 12.JPG
Maya 4.JPG
Maya 13 piramit.JPG
Maya 14 şehir planı.JPG
Maya 15 ay tanrısı sayfa.JPG
Maya 17 evler.JPG
Maya 19 heykel.JPG

selvinaz mete

unread,
Dec 20, 2009, 12:05:31 PM12/20/09
to gizli...@googlegroups.com

Zamboanga neresi, Yıldız Sarayı neresi?

Filipinler'de Mindanao adasında, halkının tamamı Müslüman olan bir yerleşim yerinin ismidir Zamboanga.
Burada Taluksangay adını taşıyan bir cami, Müslümanlara bu topraklardaki köklerini hatırlatırken, turistler için de uğranmadan geçilemeyecek şirin bir mekân. Kapısındaki kitabeye bakılırsa 1885 yılında yaptırılmış. Tahmin ettiniz: Abdülhamid'in buraya gönderdiği yardımlardan bu cami de nasibini almış durumda. Kubbesinde ve minaresinde bulunan hilal, hilafetin gölgesinde bulunduklarını gösteriyor.
Hint Okyanusu'na uzanalım şimdi de: Seylan'dayız. Ve Seylan'da Müslümanların medar-ı iftiharı olan Hamidiye Mektebi'nin önünde toplanmış öğretmen ve öğrencileri görüyoruz eski bir fotoğrafta. İsimleri yazılı altında: Samir'ler, Muhiddin'ler, Enis'ler, Selim'ler... Hepsi Abdülhamid'e (veya bu kitabın okurlarına) ta oralardan ve zamanın içinden selam ediyorlar. Okul halen faal ve ismi Hameedia Boys' School'dur.
İşte bir çarpıcı örnek daha: Şikago'da bir cami. İsmi: Mescidü'l-Fâtır. Vehbi Vakkasoğlu'ndan öğrendiğimize göre vaktiyle buradaki Müslümanlar bir cami yaptırmak için İstanbul'dan yardım istiyorlar, Abdülhamid de bir miktar para gönderiyor kendilerine. Caminin arsasını satın alıyorlar ama bilmediğimiz bir sebeple inşaatına hemen başlanamıyor. Cami, satın alınan arsa üzerine daha sonraları yaptırılmış.
Singapur'da Abdülhamid Müzesi
Ya Singapur'da bir Abdülhamid Müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Belki de dünyada onun adını taşıyan tek müze bu. Burada Abdülhamid'in yağlıboya bir tablosu yer alıyor ve ölüm yıldönümlerinde Singapurlu Müslümanlar, onun önünde toplanıp ruhuna Fatiha okuyorlarmış. Bunun da kaynağında Kasım 1900'de Ahmed Ataullah Efendi'nin Sultan Abdülhamid adına Singapur'daki Müslümanlarla kurduğu teması buluyoruz. Singapurlu İmam Alataş, Müslümanların Abdülhamid'e olan sevgisini şöyle anlatmış:
"Sultan Abdülhamid Han, Singapur'u İslâm yönünden doyurdu. Tefsir âlimlerinden Kadı Beydavi'nin Kur'an tefsirini Malaycaya çevirerek göndermiş olmasaydı İslâm bu ülkede belki bu kadar gelişmezdi. Kendisi ayrıca Singapur'a ilk Malayca Kur'an'ı gönderen biriydi." (İmam'ın "Malayca Kur'an" dediği, Arapça okuma imkânı bulamayanlara Malay harfleriyle yazılmış Kur'an'lardır.)
Tabii Pekin'de yaptırılan Hamidiye Üniversitesi'nden söz etmesek bu liste çok eksik kalır. Bugün dahi cuma günleri avlusunu Çinli Müslümanlar dolduruyor.

Seylan'daki Hamidiye Erkek Okulu öğrencileri okulun önünde (1901)
Nihayet bugün Yunanistan sınırları içinde kalmış olan Gümülcine'deki saat kulesi de restore edilmiş haliyle 2004'ten beri daha bir dinç görünüyor. Tahmin ettiniz: O da bir Abdülhamid dönemi eseri. Ve yine Gümülcine'deki Hükümet Konağı, Belediye Binası, Rüşdiye ve Sibyan Mektepleri de aynı dönemde yapılmış. Bugün bir kısmı yıkılmış olsa da kalanlar onun Balkanlar'daki gözleri gibi bizlere bakıyor.
Ergani Saat Kulesi kan ağlıyor
Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde bulunan Hükümet Konağı 1895'te, Saat Kulesi ise 1899'da inşa edilmiş olup kulenin kapısı üzerindeki kitabede bizzat Abdülhamid'in eseri olduğu açıkça belirtilmektedir.
Aymazlığın derecesine bakın ki, 1994'te Kültür Bakanlığı konağı "Ermeni kilisesi", kuleyi de onun "çan kulesi" olarak tescillemiş. Allah'tan, bir tarih gönüllüsü olan Lütfi Ergene'nin müdahalesiyle bu feci hata düzeltilmiş ve binaların, ismi anılmadan (ağızlarını yakar çünkü!) Abdülhamid döneminde yaptırıldığı tescil edilmiş.
Bugün saat kulesinin üst kısmı yıkık, altı ise zar zor ayakta durmaktadır. Osmanlı Yahudileri tarafından Meksika'da yaptırılan çeşmeli saat kulesinin restorasyonu için para ayıran hükümete, Ergani'deki saat kulesini harap bir vaziyette bırakmak yakışmıyor. Bir an önce el atılması dileğiyle.
Minsk köylerinde yankılanan ad
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez anlatmıştı. Geçtiğimiz Ramazan ayında Belarusya'nın başkenti Minsk'e bağlı İvya köyünde bir camide teravih namazı kıldırıyor. Önde erkekler, arkada kadınlar namaza duruyor. Salavat getirilen kısımda ise erkekli kadınlı cemaatten ilahi formunda bir ses yükseliyor: "Lailahe illallah Cebrail melekullah. Lailahe illallah Mikail melekullah." Mehmet Bey şaşırıyor önce ama devam ediyor namaza. İkinci arada bu defa Azrail ve İsrafil'in isimleri zikrediliyor. Sonraki aralarda ise sırasıyla bütün peygamberler sayılıyor. En son "Lailahe illallah Muhammed Rasulillah" sesleri yükseliyor. Ancak hemen ikinci bir ses:
"Lailahe illallah Abdülhamid Halifeti Rasulillah."
Mehmet Görmez Bey, "Salavatlar bitti ama o anda ben de bittim" diye anlatıyordu gözleri dolaraktan, "Neredeydim, hangi zamandaydım, şaşırmıştım."
Ufuklarımız genişledikçe Abdülhamid bizi daha çok şaşırtacağa benziyor.
Hizmet aşkı
Abdülhamid tahttan indirilmiş, kapatıldığı Beylerbeyi Sarayı'nda hastalanmıştır. Kendisini kontrole gelen eski muhalifi Dr. Abdullah Cevdet'i karşısında görünce o balyoz gibi sözü indirmeyi ihmal etmemiştir:
"Siz doktorsunuz değil mi? Benden meşrutiyet yerine hastane isteseydiniz hem insanlara karşı şefkat ve mürüvvete sahip olduğunuzu ispat, hem de mesleğinize layık olduğunuzu tescil etmiş olmaz mıydınız?" m.ar...@zaman.com.tr



--- On Tue, 12/15/09, Haylanmaz <ah...@mackopat.com> wrote:

MAYALAR

 

Güneşe uzanan basamaklar...

 

Sadece cesaret yetmedi...

 

Güneşin çocuklarının kültürü...

 

İspanyollar'ın kurbanı oldular

 

 

 

 

Başkent mahalleleri...

 

ÖLÜMÜNE FUTBO MAÇI

 


 

 

__________________________________________________________________________________________________________________

Untitled-3 

 

--
~~ Gizli Tarih Google Grup ®~~
 
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "GİZLİ TARİH" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : gizli...@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: gizli_tarih...@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/gizli_tarih?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin


Maya
Maya
Maya
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
Focus
image001.png
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
Maya
Maya
Maya
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
UNKNOWN_PARAMETER_VALUE
Maya
Maya
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages