Çocukluk bir başkadır... Teravih, sahur, iftar hatıraları ise bambaşka...
Siz hiç, daha çok küçük olduğunuz için, kıyamadıklarından dolayı
oruç tutmanıza izin vermeyen büyüklerinize küsüp, bir köşeye çekilip sessiz
sessiz ağladınız mı?...
Bu küskünlüğünüz, büyüklerinizin merhamet duygularını galeyana getirip, “Hadi kerata bu gün de oruç tut bakalım” dediğinde, dünyalar sizin olmuş gibi sevindiniz mi?...
Sizin de pehlivan gibi Tahir Dayınız var mıydı... Yere eğilip, iki koltuk altından tutup, “Vay benim aslan yeğenim büyümüş de oruç tutmuş” diyerek, tavana kadar fırlatıp, tavana fırlatıp, sonra yakalayarak candan sarıldı mı?...
Sahi, sizin Bakkal Veysel dedeniz var mıydı?.. Hani o pamuk
gibi sakallı, hep gülen gözleri olan dedeniz... “Senin benzin solmuş... Anlaşılan
oruçsun... Al şu kırmızı lokumlar benden sana iftarlık... Yiyince yine
yanakların al al olur” diyen o hep güzel kokular sürülmüş, gül kokan dedeniz?...
Ya avucunuza, kendi el yapımı pestili tutuşturup, bir iki de ceviz bırakan,
“Cevizle pestil iftardan sonra iyi gider” diyen, sol yanağı benli Zarife
yengeniz...
O hep, kandil günlerinde, bayramlarda buruşuk ama yumuşak elini
öptüğünüz Cahide ninenizi hatırlıyor musunuz?... Hani siz elini öptükten sonra,
fistanın cebine belki bir gün önceden hazırladığı para cüzdanını çıkarıp,
fermuarını titreyen elleriyle açıp size metal yirmibeş kuruşlar, bir liralar
veren nineniz?...
Size sırf oruçlu olduğunuz için kaymaklı kadayıf yapan Nahide
ablanız, kuşlu pantolonu bayrama yetiştirmeye çabalayan Nadire Ablanız ve eline
her geçeni, canı istediği halde kendisi yemeyip size veren Fatma ablanız var
mıydı?...
Mahalle camiinizin minaresinden, Müezzin Fahri Amca, size el sallayıp,
“Bak işte minareye çıktım... Topa beş dakika var” müjdesini verir miydi?...
Kapınızın önünden boz eşeğine binip giderken duran, “Topu böyle sabırsızlıkla
beklediğine göre, sen oruç olmalısın... Eşekler oruçlu olanları taşımaktan zevk
alır” diyen yüzyirmi kiloluk Mahmut Amcanız, kendi eşekten inip de sizi
bindirdi mi?...
Hüseyin Amcanız yanınıza gelip, “Bizim için dua et... Oruçlu
çocukların bütün duası kabul olur...” diye sizden yardım istedi mi?.. O zaman
Allah’ın gönlünüzde sığdığını, size çok yakın olduğunu, sizi çok sevdiğini
hissettiniz mi?... İçinizden “Bende seni seviyorum Güzel Allah’ım” diyerek
haykırmak geçti mi?...
Karşıda ki kaleden top atılır atılmaz müezzinin “Allahü
ekber” demesini bile beklemeden eve doğru koşarken ayağınız bir taşa takılıp,
dizinizi acıttınız mı?.. Bütün bir aile başınıza birikip, acıyan yerinizi
öptüler mi?.. Bütün suçu sizi görmemek olan, ayağınıza takılan taşa olmadık
hakaretleri yağdırdılar mı?..
Siz sevilmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu
yaşamanın, bir gün boyu suya hasretken ona kavuşmaktan bile güzel olduğunu
öğrendiniz mi?.. Sevgi tohumu içinize bire milyon verecek berekette ekildi
mi?.. Bütün bir aile bekleyip, önce senin orucunu açmanı seyretti mi?...
Ekmeğin
ne kadar güzel koktuğunu, zeytinin ne kadar lezzetli geldiğini, suyun ne kadar
cezbedici olduğunu farkettiniz mi?.. Ve bir an hüzünlenip, sofrasında bol nimet
bulamayanları düşünüp, boğazınızda lokmalar düğümlenirken; niçin
durgunlaştığını soran annenize; "Aliler’in sofrasında bunlardan, yok"
dediğinizde "Var yavrum... Aynısından onlara da gönderdik" cevabını
aldınız mı?.. Sevinçten uçacak gibi olup, merhametini yalnız size verip
tüketmeyen, yoksulları da gözeten annenizin boynuna sarıldınız mı?...
Ve siz
hiç, çocukken oruç tutmanın zevkini tattınız mı?.. Mutlaka tatmışsınızdır... Ve
hepinizin de buna benzer, belki bunlardan daha ilginç, daha farklı güzellikleri
olmuştur... Benim çocukluğumun ilk orucu o kadar güzeldi ki?.. Ben yine çocuk
olmak istiyorum.
Rahmetli annemin evimizdeki mukabelelerini ve sohbetlerini çok özledim...
BEN O İLK ORUCUMU İSTİYORUM...
Metin: Ahmet Mahir PEKŞEN