Konu: Hayvancılık ve İthalat 06.01.2011
Sayın Doç. Dr. Abdullah GÜL
T.C. CUMHURBAŞKANI
Sayın Cumhurbaşkanım,
Türk Veteriner Hekimleri Birliği 1954 yılında, 6343 sayılı kanun ile kurulmuş, Anayasamızın 135. maddesinde bahsedilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüdür. Bugün üye sayısı 20.000’i bulan 55 Bölge Odası ile birlikte kanunumuzun bize yüklediği ve yapmakla mükellef olduğumuz hizmetler 15. maddede şu şekilde zikredilmiştir.
Madde 15 – Birlik, aşağıda yazılı mesleki hizmetleri yapmakla mükelleftir:
a) Veteriner hekimliği mesleğinin memleket menfaatlerine en faydalı şekilde tatbikini sağlamak;
b) Azalarının maddi ve manevi hak ve menfaatlerini, hak ve memleket menfaatleriyle telif eder mahiyette korumak;
c) Memleket hayvancılığının inkişafı ile alakalı bütün meselelerde resmi makamlarla temas ederek ilmi istişareler yapmak ve bu makamata görüş ve kanaatlerini bir rapor halinde sunmak;
d) Serbest veteriner hekimlerin “Salgın ve paraziter hayvan hastalıkları ile mücadele işlerinde” Ziraat Vekâletine yardımlarını sağlamak;
Bu çerçeveden olmak üzere ülkemizin hayvancılığının içinde bulunduğu sorunlar, başta üreticilerimiz olmak üzere sektöre girdi sağlayan ve sektöre dayalı mamul madde üreten kuruluşlar kadar, bizleri de yakından ilgilendirmekte, mesleğimizin bize yüklediği yasal ve vicdani bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Çok yoğun çalışmalarınız içerisinde zat-ı alinizi böyle bir konu için rahatsız etmemizin nedeni, son 4 yıldır uygulanan politikalar konusunda şimdiye kadar yaptığımız girişimlerin sonuçsuz kalmasıdır.
Yıllardır gündeme taşıdığımız hayvancılığımızın içinde bulunduğu sorunlar maalesef görmezden gelinerek et fiyatlarının piyasa şartlarına göre oluşumu spekülasyon olarak değerlendirilmiş ve 2010 Nisan ayında Bakanlar Kurulu tarafından 16.000 ton canlı hayvan ve 7.500 ton da et ithalatı kararı alınarak yürürlüğe konmuştur. Daha sonra bu miktar yeterli görülmeyerek Bakanlar Kurulu, 29 Haziran 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile Et ve Balık Kurumu’na 100.000 ton damızlık olmayan kasaplık canlı sığır ve sığır etinin sıfır gümrükle ithalatının yapılması için karar almıştır. Haziran ayında Et ve Balık Kurumu’na sıfır gümrükle ithalat yetkisi verildikten sonra, yine 19 Haziran 2010, daha sonra da 28 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararları ile özel sektörün de ithalat yapması sağlanmıştır.
Biz bu ithalat kararlarına karşı olsak bile, başlangıçtaki ufak çaplı ithalat kararnamelerinin masum ve insani amaçlarla terbiyevi mahiyette alınan sembolik ithalat kararları olarak değerlendiriyorduk. Daha sonra hem ithalat yapılacak ülke sayısı hem de miktar olarak artan canlı hayvan ve et ithalatı yanında kurbanlıkların da ithalatı yetmezmiş gibi, geçen yılsonu itibarı ile damızlık hayvan ithalatları hariç tüm ithalatların kamu ve özel sektöre kapatılacağını beklerken, 2011 yılı için 22 Aralık 2010 tarihinde 27793 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan Kasaplık ve Besilik Canlı Hayvan ile Et ithalatı hakkında Bakanlar Kurulunun aldığı kararlar gerçekten çok üzücü olmuştur. Bu yeni karar hayvancılığımız için öldürücü bir darbe olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu ithalat politikaları devam ettiği sürece yerli üreticimiz girdi maliyetleri yüksek olduğundan ithal ürünlere karşı rekabet edemez.
Bu durumda küçük ölçekte besi yapan çiftçi üretimini devam ettiremez. Entansif besi yapan büyük işletmeler besi hayvanı bulmakta, besi materyallerinde maliyeti düşürmekte çok zorlanacaktır.
Her seviyedeki üretici zarardadır, tüketiciye ucuzluk ne kadar yansıyor, bu durum da tartışılır.
Besihaneler boş, mezbahalar atıldır.
Veteriner hekimler bu durumdan en fazla etkilenen meslek grubu olmuştur.
Bu durumda sadece ithalat yapanlar, pazarlama ağında yer alanlar ile ithal ete ve kasaplık hayvana dayalı et ürünü işleyen bazı sanayiciler kazanıyor.
Ayrıca çok önemli bir konu da, yurt dışından getirilecek canlı hayvan ve ithal etlerin ülkemiz hayvancılığı ve halkımızın sağlığı açısından ne kadar tedbir alınırsa alınsın her zaman risk teşkil edebileceği bilimsel bir gerçektir. Bakanlığımızın yıllar itibariyle artarak devam eden hayvancılık desteklerini takdirle karşılamakla beraber ithalat politikaları devam ettiği müddetçe daha da korkulanı ülkemizdeki üreticilerin ve yetiştiricilerin rekabet şartlarına dayanamayarak yaptıkları işi bırakmaları ve ileriye dönük daha büyük olumsuzluklara neden olacağıdır. Çünkü hayvancılık çoğu zaman riskli ve meşakkatli bir uğraş olduğundan bu işi bırakanların tekrar eski işlerine dönmedikleri tecrübelerle sabittir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Sorunun çözümü aslında o kadar zor değildir. İthalatla hiçbir ülke hayvancılığını geliştirememiştir. Tek yol siyasi iktidarlardan bağımsız, rasyonel orta ve uzun vadeli projelerle hayvansal üretimimizi artırmaktır. Türkiye Cumhuriyeti potansiyelleri itibariyle bu sorunu rahatlıkla aşabilir. Aslında sığırcılıkta aldığımız mesafeyi küçümseyemeyiz. Kültür ırkı ve melez sığır sayıları, süt verimi ortalaması ve karkas ortalamalarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Burada et açığına neden olan esas konu küçükbaş hayvan sayılarımızdaki son 20 senede özellikle son 5 senede oluşan dramatik azalmalardır. Ülkemiz 1991 Tarım Sayım Sonuçlarına göre koyun ve keçi toplam sayısı 60 milyon iken bugün bu sayı 20 milyonlar seviyesinde seyretmektedir. 2010 yılında yapılan toplam ithalat miktarlarını incelediğimizde; Et: 40.000 ton, Kasaplık Canlı Hayvan: 200.000 adet, Besilik Canlı Hayvan: 10.000 adettir. Bunların toplam et olarak miktarı 100.000 tondur. Sadece 10 milyon koyunumuzun elden çıkarılmadığını düşünecek olursak 1/3’ü kasaplık güç olacağından 1 yıl için 100.000 ton et demektir. Bu da et arzı açığında bir sıkıntının olmayacağını göstermektedir. Kaldı ki 1990’lı yıllardaki koyun ve keçi varlığımız korunmuş olsa idi günümüz tüketim oranlarına göre et arzı fazlamız olacaktı. Hükümetlerimizin acilen koyun varlığımızı artıracak tedbirler alması gerekmektedir. Batı ülkeleri et arzındaki stabiliteyi malumlarınız olduğu üzere domuz eti ile sağlamaktadır. Bizim bu konuda ikame edeceğimiz tek alternatif koyunculuktur. Bu hale gelmemizin elbette birçok nedeni vardır. Fakat unutmamalı ki esas sorun koyunculukla iştigal eden yurttaşlarımızın karlı olmadığı için bu işi bırakmalarından kaynaklanmaktadır. Koyun sayımızın azalmasının terör olayları ile ilişkilendirilmesi doğru değildir. Çünkü ülkemizin diğer bölgelerinde de Güney Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da olduğu oranlarda koyun sayısında azalmalar görülmüştür.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bir ülkeyi yönetenlerin en önemli sorumluluklarından biri de yurttaşlarının fiziksel ve mental gelişimlerini sağlamak için yeterli gıdaya ulaşmaları ve gıdaların sağlık yönünden güvenli olmasını, devredilemez ve ertelenemez temel görev olarak görmeleri gerekliliğidir. Halkımızın büyük bir çoğunluğunun yeteri kadar hayvansal ürün tüketemediği çok sayıda istatistik ve araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bu arada özellikle hayvansal proteinlerin yetişkinlerden ziyade gelişmekte olan genç beyinler için önemi tartışılamaz. Ayrıca yetersiz ve dengesiz beslenmenin fertleri ve toplumları nasıl bir geri kalmışlığa sürüklediğini yaşadığımız dünyada sayısız örnekleri ile görebilmekteyiz. Toplumları biyolojik bir organizma gibi değerlendirecek olursak; toplumda, aynı canlı organizmalar gibi fonksiyonları, güçlü ve güçsüz yönleri itibarı ile aynı biyolojik yasalara tabidirler. Bir toplumun fertleri aç ise toplum da açtır, bir toplumun fertleri sağlıksız ise toplum da sağlıksızdır. Dolayısıyla bu durum, sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı, ölüm, hastalıklar ve diğer kayıplar yanında bireyleri ve toplumları biyolojik geri kalmışlığa götüren zorunlu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün biliyoruz ki hayvansal ürünler ( et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri ) itibariyle tüketim parametrelerimiz Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden 3 kat, ABD’den ise 5 kat daha azdır. Bilgi çağında ve iletişimin çok yaygın olduğu günümüzde, insanlar kalkınmanın getirdiği dünya nimetlerini yakından görmeye ve yetersiz beslenmenin acısını daha derinden hissetmeye başladılar. Artık mukayese imkanı doğmuştur, ulusların acımasız rekabet şartlarında en önemli gücünü, iyi yetişmiş sağlıklı nesillerin oluşturacağı muhakkaktır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu gerçekler ışığında hayvansal üretimimizin kendimize yeterli hale getirilmesinin önemi zat-ı alinizce de takdir edilecektir.
Konunun milli bir politika olarak ele alınıp değerlendirilmesi için gerekli çabayı göstereceğinize Türk Veteriner Hekimleri olarak inancımız tamdır.
En derin saygı ve hürmetlerimle,
Dr. Mehmet ALKAN
Türk Veteriner Hekimleri Birliği
Merkez Konseyi Başkanı