KRİZ RESİMLERİ
IMF ve Dünya Bankasının büyük ortaklarından AB-D'nin kendi içinde korumacı, vergileri düşüren, ücretleri artıran ekonomik paketleri ile IMF ve Dünya Bankasından yardım almaya karar veren ülkelere dayatılan ekonomik önlemler arasındaki çelişkiler ne anlama geliyor?
Yanıtını verelim:
Satır arasında verilen GM ve CHYRSLER firmalarının dönüşüm için istedikleri 20 milyar dolarlık maliyetin kimin cebinden sağlanacağını sanıyorsunuz? IMF ve Dünya Bankası başta Macaristan ve Ukrayna gibi ülkelere verdiği kredilerin gideceği yerler dolaylı olarak yine AB-D menşeli otomotiv ve diğer sanayi yan dallarına gideceğine emin olabilirsiniz. Nitekim AB-D içerisindeki muhalif siyasi partiler sürekli "alınan tedbirler krize bir çare değil uluslar arası şirketlere haksız bir sübvansiyondur… vb" tarzında çıkışlarını sürdürürlerken bu türlü haberler kendi ulusal medyasında bastırılmakta, bizim medyamızda ise hiç ulaşmamaktadır.
Türkiye'ye gelelim…
Batı Anadolu'da bir manava yaklaşıyoruz. Eğirdir, Amasya gibi üretim bölgelerinde çürümeye yüz tutmuş ve fiyatı 10 kuruş olan elmanın kilosu 1.5 lira. Üretim bölgelerinde en kaliteli elmanın kilosu 50 kuruş ve soğuk hava depolarının masraflarını işin içine katınca üretici neredeyse zarar ediyor. Ancak kriz söylemlerinden en fazla rant elde eden kesim tüccardır. Çünkü tüccar geçen sene elmayı üreticiden 1 liraya alıyordu. Bu sene fiyatı yarıya indirdi ve karını katladı. Demek ki tüccar açısından kriz bahane kar şahane…
Geçen sene 10-12 lira olan havlu ve bornozların fiyatı 15 liraya çıkmış. Esnafa soruyoruz "nedir bu iş?"
Esnaf kardeşimiz anlatıyor:
"- Üretim fazlası var. Fiyatı düşürmektense işçi çıkarmak daha mantıklı görünüyor…"
Fabrikaya gidiyoruz. Kriz için söylenenler şöyle:
"- Abi bu kriz 4-5 senedir zaten vardı. Pek dillendirilmedi. Çin malı falan dendi, şimdi durgunluk biraz daha arttı. Aslında kriz daima olur. Bu sefer bu krizle birlikte hükümet bize git Doğuya yatırım yap diye zorluyor… Sen güvenliği sağladın mı? Ulaşım masraflarını düşünen var mı?..."
Küçük zanaatkarların dünyadan haberleri yok. Berberin işi iyi. Boyacı, demirci, marangoz ve kaportacının işi kesat. Ancak hükümetin aldığı kriz önlemleri bu garibanlara uğramıyor. Hükümet FORD, HYUNDAI gibi uluslar arası şirketlerin bakım ve tamir atölyelerine para yağdırmış… Yani tarım ve ulusal sanayi dallarında teşvik alanlar parmakla sayılacak kadar az. Zaten bu teşvikler adeta adamın gideceği ayakkabı numarası belli olacak şekilde ayarlanmış. Sanayi ve Ticaret Odalarında el altından haberleşme ve krediyi bölüşme almış yürümüş… KESK ve Sendikalar göstermelik tepkilerle işi uyumaya bırakıyorlar. Çünkü başındaki yöneticilerin kendileri KESK'e üye olsalar bile işyerlerinin üyelikleri çoğunlukla KESK dışında Ticaret ve Sanayi Odaları içinde yer aldığı biliniyor. Yani onların patronlar kulübünün gizli üyeleri olduğunu söylemek yalan olmaz… Her nedense Tarım ve Çiftçi dernek ve odalarının sesi çıkmıyor. TÜİK de zaten onları sanki zenginlik içinde göstermiş… Bırakalım biraz şişinsinler… Biraz sonra tarım arazilerini yabancılara satarak faturayı onlara ödetirler nasıl olsa…
Evini satmaya çalışan bir esnafa "konut fiyatları düştü… galiba…" diyoruz. El – cevap "abi ben zorda değilim ki niye ucuza satayım? Bakma sen eskiden de hacizden satılan evler vardı, şimdi de var… Zorda kalan gariban varsa ucuza kapatabilirsin…"
İnşaat Müteahhidi anlatıyor "Yerel seçimler döneminde bizim işler iyi gidiyor. Kısacası inşaat sektöründe zarar ediyorum diyen varsa bunlar da sayıları aşırı artan emlak simsarlarıdır… Bizim gibi iş yapan şirketlerde kısmi durgunluk var diyebiliriz…"
Hayvan gübresi ile iç içe bir köye giriyoruz. Vatandaşlarımızın kriz konusunda "valla televizyon sölüyo emme bizim habarımız yoh" deyiler… Köy bakkalı "abe birez millet tedirgin ve alışveriş düştü… Gerçekte peh kriz yoh emme tabii köylü ortakçı ve tüccar az para veriiyo. Gadınla erkehler zorunlu alışveriş yapıyo, çocuklar iyi alıyo…" diyor.
Köylünün kafası karışık "nasıl oluyor da bizim peynirden daha ucuza kaşar satarlar? Bunların içinde nişasta, patates veya başka bir şey var… Süttozu bile sütten pahalı. Eskiden iki tavuğumuz vardı, kuş gribi dediler hepsini öldürdüler… Şimdi bakkalın eline kaldık… Vallaha kuş gribi, kene, mene he yalan… Bakın bizim buğdayları yabancılardan aldık artık tohum da vermiyor. Genetik, menetik bir şeyler söyleniyor… Tohumumuzu bozdu sütü bozuklar… Köylüye tembel diyenler köylünün toprağı olmadığını bilmiyor. Köylü şehirlinin bağında bahçesinde ortakçı çalışıyor. Toprağı yok garibin. Toprak işi de belli zaten, getirisi yok. Boş zamanlarda ne yapacaksın? Köylü hakkında ileri geri konuşanlar kaç gün köylüyle yaşamışlar acaba?"
Öğretmenevine giriyoruz. Emekliler al kızı ver papazı kağıt oynuyor. Krizi soruyoruz.
"- Artık millet korkudan çay bile içmiyor. Bir de emekli maaşlarına vergi koyacaklar dedikodusu çıktı milletin morali bozuldu… Manyak bunlar yahu… Esas emekliye para ver de piyasa canlansın değil mi yani?... "
Kriz bahanesi ile işten atılanların durumu tabii perişan… Kahvehanelerde yancılık yapmaktan onlar da memnun değiller yani…
İstanbul'da İstinye, Sarıyer bölgelerinde varsıl ailelerin kedi köpekleri daha ucuz mama yiyormuş artık…
İstanbul, Ankara, İzmir'den sonra belde belediyelerinin meclis üyeleri bile Ankara'dan belirleniyor. Birçok insan bu işin el altından kim daha fazla "katkı payı" ve birilerini görmesine bağlıyor.
AB-D'de sefer tası ile işe giden fakir veya şeker hastası işçiler kriz senaryolarının medyatik figüranları olarak bayağı rağbet görüyormuş… Kafelerde oturanların sayısı azalmış birkaç kafe kapanmış…
Daha birçok bilgi… Ama temiz bilgi…
Bu resmi nereye asarsınız?
Bana göre bu resme bakarak söylenebilecek birkaç doğru söz "siyasetle ticaret hiç bu kadar birbirine girmemişti… OBAMA'dan Türkiye'deki en küçük muhalefet partisine kadar her şey kriz senaryosu içinde pazarlanıyor… Bu arada borunu ödememek için bahane uyduran dolandırıcılar için her şey güllük gülistanlık… Her dönemde olduğu gibi emekçiler bu senaryolar içinde çaresiz… Sonuçta yöresel veya küresel fark etmez emekçilerin üreticilerin sırtından bir dönüşüm yaşıyoruz… Macaristan, Ukrayna ve belki de Türkiye'nin sırtından AB-D ultra lüks bir yaşama dönüşüm krizi yaşıyor… Bedelini bizlere ödetmekte kararlı olmalılar ki hükümet her gün IMF'nin kucağına biraz daha itiliyor. Veya hükümet şimdilik seçim öncesi nazlanmalarla bizi oyalıyor… Yani… Zenginler ultra lükse, fakirler toplu yatakhane ve yemekhanelere adım adım ilerliyorlar…"