ABD Başkanı OBAMA’nın ilk girişimleri çok kutuplu bir dünya düzeni fenomenini gündeme getirmiştir. Soğuk savaş dönemi nostaljisi taşıyan birçok stratejistin medyada çıkan değerlendirmelerinin aksine, çok kutuplu dünya düzeninin bölgesel liderliklerin farklı nedenlerle ABD’ye eklemlenmesi şeklinde geçici bir durum olduğu kıymetlendirilmektedir[1]. ABD’nin aldığı ekonomik tedbirler, kuvvetli dolar – ucuz petrol uygulaması ekseninde ABD Merkez Bankası tahvillerine güç katan AB-D’nin 2009 -2012 sürecinde küresel ekonomide sosyal dönüşümlere de şekil verebilecek etkenleri bünyesinde barındırmaktadır.
Demokrat OBAMA’nın giderek muhafazakârlaşan dünya siyasetindeki görece ilk yenilgisi Pakistan’ın Swat vadisini Taliban kontrolüne terk etmesi olmuştur. Diğer taraftan, bu gelişmeyi Afganistan – İran ekseninde yapılacak müdahalelerde bir koz gibi değerlendirmek isteyen (İSRAİL gibi) odaklar için mükemmel fırsatlar anlamına geleceği de gözlerden ırak tutulmamaktadır.
Görece çok kutuplu dünya düzeninde İran’ın uzay teknolojisini yakaladığını kanıtlaması ile birlikte Ortadoğu’da göz ardı edilemeyecek yeniden yapılanma dürtülerini harekete geçirmiştir. Sünni Ortadoğu ülkeleri ile birlikte veya ayrıksı pozisyondaki Türkiye; AB-D’nin Doğu – Batı eksenindeki politikaları açısından daha da önem kazanmıştır.
Türkiye’nin Sünni – Şii ayrımcılığına karşı ciddi bir çözüm modeli olarak görülmesi ve küreselleşme hareketlerine bölgesel ivme kazandırma rolünün (BOP) daha da ön plana çıkması kuvvetle muhtemel görülmektedir. Aksi takdirde Türkiye’nin AB-D karşıtı nükleer kulüple daha yakın işbirliği yapması, İran – Pakistan rejimleri ile yakınlaşarak AB-D’nin hedef tahtasına oturtulması ihtimali daha gerçekçi bir beklenti şeklinde gündeme gelebilecektir[2].
DAHA FAZLASI EK'TEDIR>>>>>>>>>>
[1] ABD’nin ÇHC, Rusya Federasyonu ve Hindistan gibi ülkelerle askeri rekabet içerisinde olduğunu düşünen stratejistlerin aksine bu ülkelerin dünyanın birçok coğrafyasında işbirliği içinde bulunduğunu göz ardı etmeleri ayrı bir sorundur. Çünkü, bu ülkelerin diplomatları ABD ile stratejik ortak olabileceklerini ifade etmektedirler. Dahası, ABD-RF görüşmeleri sonrasında nükleer silahların kontrolü, İran ve Kuzey Kore ile ilgili politikalarda müşterek hareket edeceklerini açıklanmaktadır. RF yönetimi Kırgızistan’daki ABD Hava üssünün kapatılması sonrasında ABD’nin gereksinimlerini sağlamaya hazır olduklarını açıklamışlardır.
Ülkemizdeki sözde stratejist ve ekonomistlerin AB-D’nin bu ülke borsaları üzerindeki yüzde 60’dan az olmayan payını göz ardı ettiklerini tespit ediyoruz. Bütün bunları anlamı ABD’nin dezenformasyon faaliyetleri ile gerçek maksadını maskeleme çabası olarak görülebilir.
ABD ile RF ve CHC’yi rakip gibi göstermek isteyenlere karşı bu değerlendirmenin sonunda ABD Dışişleri Bakanı H.Clinton iile CHC’li meslektaşıYang Jiechi’nin basın açıklamalarını okumalarını öneriyorum.
[2] Değerlendirme bir durum tespiti niteliğinde olup, her iki seçeneğin de orta ve uzun vadedeTürkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun olmayacağı düşünülmektedir.