Murat Belge 6 Mart 2005 tarihli Radikal gazetesindeki
"Rakıdan girip lafa.." adlı köşe yazısında taklit veya
"sahtesini yapma" işinin nesnel dünyanın ürünlerini
üretmekle kalmadığını belirtiyor. Ve manevi alanlarda da
sahtelerin üretildiğini belirtiyor. Diyor ki Sayın Belge,
"profesör'ün, yazarın, düşünürün de sahtesini yaratmış
bulunmaktayız". Tabii sık sık duyduğumuz gibi sahte solcu,
sahte dinci, sahte demokrat, sahte hoca, sahte hacı, sahte
doktor, sahte dost… devam edip gidiyor. Asıl sorunlu olan,
kanımca insanın sahtekârıdır.
Sahte Aslının Zıddı Değil, Maskelenmiş Olandır
Biyo teknolojideki klonlama çalışması ile ilk Doly koyunu
çoğaltılırkeninsanların aklına ilk gelen insanın kopyası
yapılır mı? yani sahtesi üretilir mi? O zaman benim cevabım
evet ancak kopya insandan değil kopya insanı
sahtekârlaştırmaktan korunmamızın daha doğru olacağını
düşündüm. Hepimizbiyolojik yoldan kopyalanma sonucu dünyaya
geliyoruz ancak içinde yaşadığımız dünya bizi
farklılaştırıyor.
Büyüdükçe aldığımız eğitim ve çevrenin etkisi ile
bir yaşam veya yol haritası çizebiliyoruz. Ancak maalesef
ülkemizde verilen eğitim insanımızın erken dönemde uyanık
bir vatandaş olmasını, karşılaştığı sorunların üstesinden
gelmeyi ve çağını anlamasını sağlamadığı için bir çok
sorun yaşamaktadırlar.
Doly sahte olmadığı gibi rakı da sahte değildi, sadece
ikincisi öldürücüydü. Yaratıcısı da sahtekâr bir insanoğlu.
Sahte kelimesi aslına uygun olmayanı veya aslının tersi,
yani esasın zıttı gibi algılansa da aslında "aslı başka olan"
anlamına geliyor. Yani "sahte" aslına göre belirlenmeyip
"aslından başkaolan" anlamına geliyor.
İçtikten sonra yüzündeki maskeyi atıp gerçeği konuşanlar,
aşkını ilan edebilenler, söylenmemiş olanı söyleyebilenler,
bir tür psikanalitik deşifre de çok önemlidir. Tabii kendine
ve çevresine zarar vermemek kaydı ile. Ancak yine de "rakı
içen öldü de su içen ölmedi mi" söylemine istinaden adabına
göre içmek tamam, ancak sarhoş olmak için değil. Hele,
trafiği kilitlemek, sağa sola sataşmak, başkasını rahatsız
etmek bilinçli yurttaşlara yakışmaz. Özellikle
eğitimli kişilere hiç yakışmaz.
Aslında psikologlar derler ki herkesin bir gerçek yüzü vardır
bir de maskesi. Ancak bir maskeye razıyız da bazılarının bir
kaç maskesi bulunmaktadır. Bir arkadaşım kapısına "maskeni
çıkar da içeri gir" yazdırmış. Tabii hepimizin doğal olarak
çekingenlikleri var, bazı konularda söylenmemesi gereken sözler
var, bizim bilip de başkasının bilmemesini bildiğimiz konuları
söylememek önemli. Ancak, çok maskelilik veya bizim bilerek
bazı şeyleri gizleyip kendimize ters düşmemiz, kendimize
yabancılaşmamız insanın sahtesini ortaya çıkarmaktadır. Hani
derler ya oturunca mangalda kül bırakmaz, sizin ile birlikte
her konuya evet der, vatan millet için en hamasi nutukları o
atar, ancak hayatın gerçeklerine gelince, gerçek yaşamda çok
da söz verdiği gibi olmadığını gördüğümüz çok sayıda
kişi ile karşılaşırız. Īnsanın sahtesi yani sahtekâr ciddi
sorundur. Yapılan sahte işler insanın birbirini küçük
çıkarları
için kandırmasıdır. Belki de bunlardan en acısı da sahte dost
yarasıdır. Kurşun yarası geçer de dost yarası geçmez, insanın
birbirine kazık atması, birbirinin sırtına basarak bir yerlere
gelmesi ve ardından riyakârlık yapıp sırtını dönmesi ise hiç
affedilmiyor. Herkes bir şekilde amerikanlılaşmaktan şikâyetçi
ancak ondan da kopamıyor. Aynı kişiler bilmezler ki bir
başkası da kendisini aynı de ğ erler uğruna kazıklamaktadır.
Mutluluk ve Menfaat İlişkileri
Īnsanlar mutluluğu doğada ve estetikte değil bireysel menfaat
ilişkilerinde aramaya başladı. Çıkış kapısı bulamayan, yaşam
bilinci konusunda yeterli derinliğe sahip olmayan yurttaşlar,
kolay yoldan para kazanmayı ve köşeyi dönmeyi neredeyse ilke
haline getirmişlerdir. Bütün bunların sonucu bir çok
yurttaşımız, vergi vermekten kaçınıyor, yalan yanlış beyanda
bulunuyor, akla hayale gelmeyecek işlere girişiyor. Söz konusu
kişiler kendilerine göre yaşamdan zevk almaya çalışan insanları
kendi küçük çıkarları uğruna zehirlemektedirler. Ĭnsanlar
arasındaki gelir dağılımının açılması, az çalışarak para
kazanması,
başkasının sırtından para kazanması belki uzun zamandır vardı
ancak son yüz yılda hızla tırmanışa geçti.
Bunda uygulanan siyasi modellerin de büyük payı bulunmaktadır.
Geçen yüzyılda loto-toto, milli piyango, altılı ganyan bir
bütün olarak insanların yaşamlarını şansa bağlamasına, büyük
paralar kazanmaya itmiştir. Ancak kazanca yorularak
değil, kolay yoldan ulaşarak. Bu süreç beraberinde kalpazanlığı
da doğurmuştur. 1980 sonrası "para kazan da nasıl kazanırsan
kazan" anlayışı gençlikte bireysel ve bencil bir anlayış
doğurdu.
"Para eşittir mutluluk" neredeyse bir yasa haline getirildi.
Bugün toplumun her kesiminde artan rüşvet, yolsuzluk, kapkaç,
hortumculuk hepsi belirli bir aşamadan sonra oluşmuştur.
Birlikte eşit koşullarda yaşamak yerine birbirimize çelme
takmak, birbirimizi kandırmak, arkadaşımızdan, dostumuzdan
daha önde olma duygusu yaratılmış oldu. Kamu anlayışı yerine,
özel teşebbüs anlayışı benimsenmiştir.
Tekel Bağımsızlığımızın Sembolüdür
Son yıllarda başlayan özelleştirme furyası ile devlete önemli
derecede gelir getiren işletmeler özelleştirilmişlerdir.
Tekel, ülkemizin kurtuluş savaşı ve milli mücadelesi sırasında
doğmuş ve bugüne kadar ülkenin en karlı kuruluşu idi.
Osmanlı döneminin tarım konusundaki çıkmazlarından olan
tütündeki
Reji Ĭdaresi'ne, 4 Mart 1925'de kurduğu TEKEL idaresi ile son
verilir. Tekel ülkemizin milli tarım politikasının oluşmasında
ilktir. Tekel'in kuruluşu ile devlet ve halk hem bir
boyunduruktan hem de bir ayıptan kurtarılmış oldu.
Tekelin son günlerde özelleştirilmesi ile birlikte piyasada
adı sanı duyulmamış çok sayıda rakı markası dolaşmaya
başladı.
Bunlardan hangisi gerçek hangisi sahte anlaşılamadı. Ayrıca
dünyadaki eşdeğerleri ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki
vergilerin yüksekliğini bahane eden ve vergi vermek istemeyen,
kolay yoldan geçinmek isteyen kalpazanlar sahte üretime geçerek
karlarına kar katmayı hedeflemişlerdir.
Rakı Ĭçerek Ölenlerin Hesabını Kim Verecek?
Sahte rakı içilmesi sonucu onlarca hayatını kaybeden insanın
ölüm sorumluluğu kimin? Rakıyı üreten kalpazanlar mı? Yoksa
ülkeyi bu duruma getiren siyasi irade mi? Son 25 yıldır
KİT'lerin pek çoğu zarar etmediği halde özelleştirme modası
adına kelepir fiyatına elden çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Türkiye'nin en karlı kuruluşu olan Tekel neden
özelleştiriliyor? Neden tütün ve şeker pancarı ekim
alanları dış baskılar sonucu daraltılıyor ve devlet desteği
kaldırılıyor? Özel ve özerk kuruluşlar olacak, özel teşebbüs
iş de yapacak ancak etik değerleri de korumak zorundayız.
Bunun için de hukuk devleti normları içinde bazı kuralların
kesintisiz işletilmesi gerekir. Uzun zamandır özelleşme
anlayışının topluma hizmet etmeyeceği, vatandaşı daha
da perişan edeceği söylenmektedir. Maalesef Tekel
özelleştirmesinin birinci gününde bunlar yaşanıyorsa yarın
Allah bilir neler yaşanır. Korkarım yarın sağlık ve diğer
alanlarda daha ne tür istenmeyenolaylar yaşanacaktır.
Tabii dün de kaçak içki üretimi yapılıyordu, belki de bu
nedenle ölenler olmuştur. Ancak bu sefer açıkçası bir otorite
boşluğu ve zafiyeti görülmektedir. Her yönü ile örgütlenmemiş
ve kurumsallaşmamış toplum yapımızda adalet ve hukuk
işlevsiz kalmaktadır. Maalesef ülkemiz ciddi bir hukuk devleti
örneği vermediği için çok sayıda sahtekârın cesaretlendirilmesi
ve ortalığa hakim olmasına yol açmaktadır.
Sorun Metil Alkolde Değil, Sahtekârlıkta
Bugün dünyadaki milyonlarca canlı arasında yeryüzünü gücü ve
kullandığı teknoloji oranında kontrol edebilen tek varlık
insandır. Ĭnsanın yaptığı nesneler zararlı olabilir. Ancak
sonuçta bunu yapan insan. Nesneyi ne amaçla ve nasıl
kullandığınıza bağlıdır. Keskin bir bıçak ameliyat için
kullanılırsa can kurtarır, ancak birini canına başka bir
amaçla saplarsan can alır. Metil alkolü insana içirirseniz
can alır, ancak bir nesneyi korumak için veya bir kimyasal
deneyde kullanırsanız can kurtarırsınız.
Bu anlamda, rakının sahtesi değil önemli olan rakının
sahtesini yapan insanın bubilince ulaşarak sahtesi yerine
gerçeğe yönelmesidir. Yoksa bugün rakının sahtesini
raflardan toplarsınız olur biter ancak yarın bir başka
sahte üretim daha çıkar karşımıza. Ĭnsanın insan olarak
doğadan, canlıdan ve insandan yana içtenlikli davranması
asıl önemli konudur. Ĭnsanın karşısındakini de insan gibi
görmesi ve değer vermesidir. Īnsanı insan yapan değerleri
doğru işletmesidir. Sahtekârlığın değil, gerçek dostluğun;
sahtekârlığın değil dürüstlüğün hakim olması dileğiyle.
Bu bilince erişmek dileği ile. Küresel ticaretin onda
dokuzunun yalandan oluşmaması dileğiyle.
Prof. Dr. İbrahim ORTAC
Çukurova Üniversitesi