 |
Tarım ilaçları ve lenfomalar: Dernekler, kampanyalar
ve artan hastalıklar
Yavuz DİZDAR - Wed, 04
Apr 2012 08:19:00
Tarım ilaçlarının yanlış
(aşırı ya da amaç dışı) kullanımı konusunda geçen hafta
yazdıklarımız Greenpeace'in "Pestisitsiz Gıda" (Food
Without Pesticides, asıl anlamı böcek ilaçsız gıda)
başlığıyla büyük ölçüde örtüştü. Geenpeace'den
arkadaşlarımız raporun bir kopyasını yazı yayınlandıktan
sonra bana da gönderdiler. Bu haftaki yazımıza bu
raporun anlattıklarını analiz ederek başlayalım.
Öncelikle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın
"rapor maksatlıdır" açıklamasının hatalı olduğunu
vurgulamam gerekiyor, zira analiz Greenpeace tarafından
değil, Almanya otoriteleri tarafından yapılmış,
Greenpeace sadece bu verileri ülkelere göre
sınıflandırıp sunuyor. İncelenen bazı örneklerde en
fazla tarım ilacı kalıntısı Türkiye'den çıksa da,
kalıntı bütün ülkelerde ortak bir sorun. Dahası Ziraat
Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık
arkadaşımızın açıklamalarına göre, Almanya "herhangi bir
üründe kullanılması gereken ilacı önceden saptamış
olduğundan", az ya da çok, bulunan her şeyi "kalıntı"
olarak kabul ediyor. Bu durumda komşu bahçeden uçup
konan ilaçlar da "kalıntı" olarak raporlanıyor,
dolayısıyla "en çok kalıntı Türkiye'den" şeklinde bir
değerlendirmeye gidebiliyor (1). Lakin bu durum bizim
ülkemizdeki yanlış ilaç kullanımını aklamıyor, çünkü
herkesin yağ dokusunda ve annelerin sütlerinde tarım
ilacı artığı var (2). Toplam tarım ilacı kullanım
miktarı açısından Türkiye Avrupa ortalamasının altında,
ancak ana üretimi yapan Ege ve Akdeniz bölgelerindeki
ilaç kullanımı Avrupa ortalamasının üzerinde, Akdeniz
Üniversitesi Onkoloji Merkezi'nin "lenfomalar ve kemik
iliği kanserleri Kumluca'dan geliyor" açıklaması bu
gerçekle örtüşüyor.
Mevsimi dışında "hormonlu"
üretim: Meyve seven erkekler neden daha
mülayim?
Greenpeace'in raporu sadece
pestisidleri kapsıyor. Pestisidler böçek ve haşere
ilaçları, bitki zararlılarının kontrolünde etkililer. Bu
maddeler aslında evlerde kullanılan "sinek ilaçlarının"
türevleri, bitkiye de yüzeyden püskürtülerek
uygulanıyor. Aşırı kullanılmaları zararlı olduğundan
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı uçakla ilaçlamayı
yasakladı. Başmüsteşar Vedat Mirmahmutoğulları'ndan daha
önce aldığımız bilgilere göre pulverizasyon denen,
"tarlanın içinden tozlama" yönteminin yaygınlaştırılması
hedefleniyor. Böcek ilaçları "aşırı miktarda
kullanılmadığı sürece" bitkinin içine nüfuz etmiyor,
yıkayarak ya da kabuğun soyulmasıyla
uzaklaştırılabiliyor.
Buna karşılık bitkinin
içine nüfuz eden ve yıkayarak uzaklaştırılması mümkün
olmayan iki farklı ilaç grubu daha var. Birinci grup
yeni terminolojide "büyüme düzenleyiciler" olarak
adlandırılan hormonlar, özellikle doğal mevsimin dışında
üretimde çok miktarda kullanılmak zorundalar, yoksa
verim düşüyor. Bugün marketlerde yılın her zamanında
domates, biber, salatalık bulabiliyorsak, bunun nedeni
hormonların kullanılması. Oysa mevsimi dışında
yetiştirilen ürünlerin besleyicilik düzeyi çok düşük,
örneğin domatesin likopeni ancak ağustosta çoğalmaya
başlar, yaban mersini için de aynı kurallar geçerli (3).
Bu tür hormon benzeri ürünlerin bir kısmı ise raf
ömrünün artırılmasında kullanılıyor, işte bu durumda
meyveye has koku ve tat oluşmuyor. Oysa koku ve tadı
verenler besleyicilikle bire bir ilişkili bu unsurlar,
doğal olgunlaşmayla artıyorlar. "Eski tadı, kokusu yok"
diyerek tükettiğimiz elma, armut, biber her ne ise,
besleyicilik değerleri de limitte. Üstelik kullanılan
hormonların bizde de benzer etkileri var. Bunun klasik
örneği "fitoöstrojenler" olarak adlandırılan bitki
östrojenleridir. Beslenemediğimiz gibi, fazladan hormon
alıyoruz, erkeklerin aşırı östrojen almaları bilmem
onları daha mülayim yapar mı, ancak sperm sayısının ve
libidolarının etkileneceği kesin.
Toprak katili
ot ilaçları: Tarımın karanlık yüzü, biyoteknolojinin
insanlık suçları
Tarımda kullanılan bir üçüncü
ilaç sınıfı var ki, kanser açısından göründüğü kadarıyla
en büyük riski oluşturan aslında onlar, bunlar ot
ilaçlar (herbisidler) olarak bilinen sınıf. Bu sınıfın
dünyada en çok satan örneği glifosat, geniş etkili bir
ot ilacı, "çok zehirli", her tür otu öldürüyor. O
nedenle ıspanak, roka gibi bitkilere atılamıyor.
Endüstriyel tarımda ise özellikle soya, mısır, kanola ve
pamukta kullanılıyor, çünkü bu bitkilerin genleriyle
oynandığından glifosattan etkilenmiyor. Ne var ki
glifosat çiftçilerden aldığımız bilgilere göre meyve
bahçelerindeki otları kontrol etmede de yaygın olarak
kullanılıyor. Düzenli yazıştığımız bir dostumuz ve
okurumuz çiftçinin glifosatı "ot yakıcı ilaç" olarak
adlandırdığını söylüyor, bu ilacın atıldığı bahçe
gerçekten kavruluyor. Özellikle gübrelemenin yapıldığı
dönemlerde, otlar da coşmasın diye gübreye
karıştırılarak veriliyor. Meyve ağaçları bitki
sınıflamasında otların çok üzerinde olduklarından
glifosata "fazla" duyarlı değiller (oysa uzun süreli
kullanımda ağaçların kuruduğu da aktarılıyor). İşte
sorun da tam orada ortaya çıkıyor, zira glifosat kökten
ağacın dolaşımına geçiyor, yapraktan meyveye kadar her
yerine taşınıyor. Aynı şey glifosata dirençli soya için
de söz konusu, GDO soya ilaca duyarlı değil, ama içine
alıyor (bunlar bizim Biyogüvenlik Kurulu kararıyla
hayvanlara yem olsun diye ithal ettiğimiz soyalar).
Dolayısıyla o soyanın yedirildiği hayvana da geçiyor,
etine, sütüne de bulaşıyor, ne şahane değil mi? GDO'lu
tarım işte bu.
Ot ilaçlarının en kötü uygulama
biçimi ise "bitkinin metabolizmasıyla da
etkileştiklerinden" esas amaçları dışında (off-label)
kullanımları (4). Örneğin glifosat etki mekanizması
gereği pek çok mikroorganizmanın üremesini de engelliyor
("aşırı kullanımı toprağı öldürür" denmesinin nedeni
bu). Ziraat Mühendisleri Odası Niğde Şube Başkanı Rasim
Yılmaz arkadaşımızdan aldığımız bilgilere göre ülkemizde
kullanılan ilaç miktarını ithal ettiğimiz şirketler
dışında kimse bilmiyor.
Sadece biz tıp mensupları
etkiyi dolaylı olarak görüyoruz, ama
anlamlandıramıyoruz. Oysa Eylül 2007'de Türk Hematoloji
Derneği "Dikkat lenfoma çıkabilir" diye bir kampanya
yaptı, gazetelere ilanlar verildi, televizyonda filmler
döndü, "bill-boardlar" donatıldı. Aysun Kayacı bir polis
memuresi kılığında, önüne çıkan arabayı durduruyor:
"Dikkat lenfoma çıkabilir!" diyor. O zaman da söyledik,
lenfoma için kampanya mantıksızdı (5). Ama sonra ne oldu
biliyor musunuz, dernek haklı çıktı.
Kampanya
sonrasında lenfomalar azdı, B-hücreli lenfoma ve
lösemiler inanılmaz biçimde arttı.
Türk
Hematoloji Derneği'nin bir bildiği olsa gerek ki bu
kampanyayı yaptı, işte şimdi bunu iyi
anlamalı. Kaynaklar: (1)http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=18017&tipi=3&sube=3
(2) Dizdar Y. Tarım ilaçları konusunda "ülkemizden"
tıbbi analiz sonuçları: Zehirleniyoruz! DÜNYA Gazetesi,
04.08.2010. (3) Wang SY, Chen CT, Sciarappa W et al.
Fruit quality, antioksidant capacity, and flavonoid
content of organically and conventionally grown
blueberries. J Agric Food Chem 2008; 56:5788-5794. (4)
Pline-Srnic WA, Edmisten KL, Wicut JW et al. Effect of
glyphosate on fruit retention, yield, and fiber quality
of glyphosate resistant cotton. Journal of Cotton
Science 2004; 8: 24-32. (5) Dizdar Y. İlanla lenfoma
hastası aramak ne kadar mantıklı? DÜNYA Gazetesi,
15.09.2007.
|