|
Ne demiştik en son... 28 Şubat bin
yıl sürmedi ama söylendiği gibi birkaç yıl da sürmedi. On beş yıl sonra hâlâ
postmodern bu darbenin sonuçlarıyla yaşayanların sayısı az değil. Yaşıyor,
yaşıyoruz. Düşününüz bir buldozer, 28 Şubat çerçevesinde düşündüğümüzde tank
desek daha iyi olacak, geldi üzerimize, bizleri ezmeye, yok etmeye, bir kağıt
parçası gibi dümdüz edip üzerimizden geçmeye. Kimimiz sakat kalmak pahasına da
olsa direnebildik kimimiz altında ezildik kimimiz, belki son anda yanlara
kaçıştık. Ama hepimiz mağdur edildik. Hepimizin hayatı bir daha geri
döndürülemeyecek şekilde değiştirildi.
En azından şu iki şey oldu ki
böyle bir genellemeyi rahatlıkla yapabiliyoruz ve biliyoruz ki kimsenin de
hakkını yemiyoruz bunu yaparken. Birincisi, zaman denen şeyi geri çeviremiyoruz.
Başının örtüsünden dolayı horlanmış, küçük görülmüş, itilmiş kakılmış,
aşağılanmış, meslekinden uzaklaştırılmış veya hapse atılmış veya zorla başı
açtırılmış bir kadına geçmişi iade edilemeyecek. Asla. O, o yaşadıklarının tâ en
başına ilk gününe ışınlanıp tekrar döndürelemeyecek. Haydi buradan tekrar başla
sen, bak öğrencilerin, bak okuduğun okulun, bak doktorluk yaptığın hastanen, bak
atıldığın memuriyetin denemeyecek. Bak burası senin tanık olarak gelip de
kovulduğun mahkeme salonu, gir de şimdi dilediğini baştan korkusuzca şöyle
denemeyecek.
Gel denemeyecek mesela, oğlunu vatani görevine başlarken
seyret gözlerin yaşarsın yemin edecek... gel gel, durma öyle dikenli teller
arkasında bahçenin dışında, gel sen de içeri gel, herkes gibi denemeyecek...
Şu da denemeyecek mesela, çıkar o komik şeyi başından, başörtünün
üstündeki peruğu! gir ve seyret çocuğunu, üniversite diplomasını alırken...
Denemeyecek... çünkü zaman geri döndürülemeyecek...
O babaya ki rızkını
helalinden kazanmak için çıkmıştı yola bir sabah, ona gel de sana işini geri
verelim denemeyecek büyük ihtimalle. Gel gel al eline mesleğini hizmet et vatana
millete sakalını da bırak, bıraktığın yerden devam et denemeyecek... Gelmediğin,
işe gelemediğin o günler yerine de şimdi çalış da karşılığını gör denemeyecek...
çünkü zaman geri döndürülemeyecek. İmam Hatipli çocuğa gel bakayım, otur şu
sıralara denemeyecek. Bilmediğini de öğren bakayım, olmayacak. Kızlar...
kendilerini Kartal İmam Hatip bahçesindeki demirlere kelepçelemiş kızlara haydi
kızlar okula! denemeyecek... Onlar geriye ışınlanamayacak. O meşhur, o
kötü-meşhur fotoğraf var ya hafızalarımıza kazınan... hatırlayacaksınız,
İstanbul Zeytinburnu İmam Hatip’inde okula başörtülü girmeleri engellenen
kızlardan birinin başındaki örtüsünü iki kadın ve iki erkek polis, dört bir
yandan çekiştirerek açıyorlar, İbrahim Usta’nın makinesinden bize yansıyan
“anlatan” resim. Tarih 2002 senesinin 4 Mart’ı. O fotoğraftaki küçük kız mesela.
Hiçbir şey olmamışçasına hayatına devam edemeyecek. Çünkü zaman geri
döndürülemeyecek.
İkincisi de şu olamayacak... manen kaybettirilenler
telafi edilemeyecek. Mesela o küçük kıza şu denemeyecek: Korkma kızım... hani o
gün korktun ya... polisler dört bir koldan üzerine çullandı, başına saldırdı...
dört bir yandan açtılar başını... senin, kendi başını açmana bile
sabredemediler... korktun ya sen... artık korkma! Geri dön ve o gün oracıkta
“içine inen” o korkuyu çıkart ve at... denemeyecek. Dizlerin de titremesin...
kalbin de pat pat göğsünden çıkacak gibi çarpmasın denemeyecek... Görevinden
değil sadece, mesleğinden de atılan dindara, siciline ihraç yazılan alnı secdeli
askere uykusuz geçirdiği gecelerin uykusu iade edilemeyecek mesela. Şimdi rahat
uyu, bol bol... uyuyamadığını da uyu denemeyecek mesela. Gördüğün kâbusları
görmeze donduruyoruz denemeyecek mesela. Çünkü duygular, elle tutulan değil ama
sadece hissedilebilen duygular, korkular, utandırma ve acılar, küçük düşürmeler
telafi edilemeyecek.
Ama ne olacak? Özür dilenecek. Hata yaptık affet
diyen bir devlet mekanizması olacak. Prensipte bir parça su serpilecek
gönüllere. Asıl şu olacak: Zaman geri verilemese de bir daha böyle şeyler
yaşanmayacak... Bu da açılan yarayı kapatacak en büyük teselli olacak. Onun için
konuşalım. Bir bir paylaşalım.
|