yapay zeka istismarı

3 views
Skip to first unread message

Abdullah Gurgun

unread,
Apr 18, 2026, 10:28:42 AM (10 days ago) Apr 18
to erzincan-kemal...@googlegroups.com

“ÇEVİRTMEN” VON ÇAĞIL ÇAYIR’IN İNTİHAL VE İNTİHARI
ABDULLAH GÜRGÜN
( gur...@hotmail.com )

Almanya’da yaman bir “çevirtmenimiz” yaşıyor: Çağıl Çayır.

Çayır, benim hazırladığım ve 2008’de Kaynak Yayınları tarafından yayınlanan ve şimdiye dek üç baskı yapan “Sven Lagerbring – İsveççenin Türkçeyle Benzerlikleri” kitabını okumuş. Kitapta yalnız dil değil Runik yazı benzerliklerinden de söz ediliyor. Kitapta yer alan, değerli Araştırmacı Mehmet Turgay Kürüm’ün İskandinav runik yazılarını okuma çalışmalarını çok ilginç bulmuş. O konuda üniversite lisans tezini yazmış. Televizyon söyleşilerinde, sosyal medya paylaşımlarında ve bana yazdığı bir iletide bunu açıkladı.

Tezin üniversiteye sunuluşundaki başlığı: Asya ve Avrupa'da "Runlar"? Eski Türk yazısı ile runlar arasındaki tarihsel bağlantıyı araştıran bir bilim tarihi çalışması. (»Runen« in Asien und Europa? Eine wissenschaftsgeschichtliche Untersuchung zur Erforschung der Frage nach dem historischen Zusammenhang alttürkischer Schrift und Runen)

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu tezi görmüş, beğenmiş, ilginç ve önemli bulmuş, Kaynak Yayınları’nda kitaplaştırılmasını sağladı.

Kitabın adı tezle aynı değil. Büyük puntolarla “CERMEN” RUNİK YAZISININ TÜRK KÖKENİ minik puntolarla BATI’DA RUNİK YAZININ KÖKENİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR.

İlk bakışta kitabın Cermen runik yazısının Türk kökenli olduğunu anlatıyor havası veriyor. Sanırım çok satsın diye Kaynak Yayınevi daha ilgi çekici bir ismi yeğledi. Küçük alt başlık daha doğru. Kitap, Batı’daki Avrupa Türk runik yazılarının bağları üzerine tartışmaları özetliyor.

Kitap, benim yayınladığım, “Sven Lagerbring, İsveççe’nin Türkçeyle Benzerlikleri, İsveçlilerin Türk Ataları” ve “İsveçlilerin Türk Kökenleri Üzerine” kitaplarının tamamlayıcısı nitelikte. Kitapta runik yazıların benzerlikleri üzerine pek çok araştırmacının görüşleri özetlenmiş.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Ulusal Kanal’da Ç. Çayır’la program yaptı. Başka kanallar, yayın organları da ilgi gösterdi. Kitap 2. baskısını da yaptı.

Buraya kadar güzel.

Çayır daha sonra bana benim Sven Lagerbring – İsveççenin Türkçeyle Benzerlikleri kitabımı Almancaya, İngilizceye çevirmek istediğini yazdı. Tabii ki, olumlu karşıladım. Ne güzel, istediği dile çevirsin ve insanlar öğrensin, tartışsın konuyu.

Bu da ne güzel.

CERMEN TÜRK RUNİK BENZERLİĞİNİ KENDİSİNİN KEŞFETTİĞİ YALANI

Ancak Çağıl Çayır bu ilgiyi, övgüleri kaldıramadı. Kendisini dev aynasında gördü. Tezine benim kitabımı okuyarak başladığını, kitapta yer alan Turgay Kürüm’ün açıklamalarından esinlendiğini, kendisiyle yapılan TV programlarında açıklamasına karşın  kitabında bunu saklamayı yeğledi.

İşi, Cermen yazısının Türk runik harfleriyle benzeştiğini kendisinin keşfettiğini söylemeye kadar götürdü. Ve hatta runik yazının kökeninin Türk olduğunu keşfettiğini öne sürdü. Oysa zaten uzun zamandır, benim de içinde bulunduğum pek çok araştırmacının kanısı bu. Ancak bu konuda görüş birliği sağlanabilmiş değil, ispatlanmış da değil.

Konunun üzerinde pek çok araştırmacı durdu. Çayır’ın kendi tezinde de pek çok araştırmacının adı var. “Türk ve Avrupa runik yazılarını birbirine bağlayanlar, ayıranlar ve Orta Asya bulgularını inkar edenler” diye bir de çizelge yapmış. Buna göre yirmi iki araştırmacı Türk ve Avrupa runik yazılarını birbirine bağlıyor. Bir kişi ayırıyor. Beş kişi de inkar ediyor. (1) Aslında kitabın özeti bu: Çoğunluk yazıların birbirine bağlı olduğunu söylüyor. Oylamayı bizim takım kazandı ama parmak hesabıyla bilim yapılmaz. Sağlam bilgi, belge gerek.

Türkiye’de bu konuda çok sayıda insan çalışma yaptı şimdiye dek ve yapmayı sürdürüyor. Talat Tekin, Osman Fikri Sertkaya, İsmail Doğan, Necip Asım, Talat Tekin, Kazım Mirşan, Mehmet Turgay Kürüm, Turgay Kürüm’ün yakın çalışma arkadaşı Turgay Tüfekçioğlu,  ben ve daha pek çok değerli araştırmacılarımız... (Bu arada İsveç’te Runoloji ve Eski İskandinav Dilleri okuyan benden başka Türk var mı, bilmiyorum.)

Hatta değerli Araştırmacı Kazım Mirşan bu yazıların Orta Asya’daki ilk çıkış bölgesi konusunda adres bile vermişti. Tüm yaşamını Türk dili ve kültürü üzerine çalışmalar yaparak sürdüren Kazım Mirşan 18 Temmuz 2016’da, Bodrum’da yaşama gözlerini yumdu. Mehmet Turgay Kürüm de 17 Temmuz 2024’te Erdek’te yaşamını yitirdi. Artık konuya ilişkin yanıt veremeyecekler, görüş bildiremeyecekler. Ben elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

RUNİK YAZILARI ANLAMLANDIRMAK

Hemen burada şunu söylemeliyim: İsveç’te Runik yazıları çözme işiyle uğraşanlar, “çevirmek, tercüme etmek” gibi sözcükler yerine anlamını vermek (tyda) demeyi yeğlerler. Çünkü oldukça karmaşık, zor bir iştir. Çoğu runik yazının anlamı konusunda görüş birliği yoktur.

Hele Avrupa Runlarının Türk bağlarını ve Türk kökenli olduklarını ispatlayabilmemiz için dillerin benzerliğini ve kökenini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Mirşan ve Kürüm’ün çalışmaları o nedenle önemliydi. Tartışmalıydı kuşkusuz ama tezlerini ortaya koyuyor ve karşı tez bekliyorlardı. İkisi de okunması tartışmalı olan ve sözcüklerin iki nokta üstüste, bölü işaretleri ya da boşluk ile ayrılmamış metinleri harf harf Türkçe ses değerleri vererek Türkçe sözcük bulmaya çalışıyorlardı. Değerli Kazım Mirşan çok sayıda Türk lehçesi biliyor ve sözcükleri bu lehçelerdeki sözcüklerle çözmeye çalışıyordu. Değerli Turgay Kürüm aynı yolla bulduğu sözcükleri Kaşgarlı Mahmut’un yazdığı Dîvânu Lugâti't-Türk’te arıyor, çözmeye çalışıyordu. Sorun bitişik sözcükleri doğru bulabilmek ve anlamlandırmaktaydı. Şimdi bu konuda dehşetli bir çalışma yapıldı. Değerli Araştırmacı Yazar Kaan Arslanoğlu “Avrupa Dillerinin Gizlenen Kökü: Türkçe” diye beş yüz sayfalık bir kitap yayınladı. Çok önemli bir kitap. İşte bu kitabın açtığı yol, çok titiz ve eleştirel gözle araştırılması kaydıyla, runik yazılardaki dillerin benzerliğine ve Türkçe kökenine varmamızı sağlayabilir.

Kuşkusuz büyük zorluklar var. Runik yazı dediğinizde hemen FUTHARK akla gelir. Eski yeni futhark, uzun kısa çubuklu, çubuksuz, şifreli vb çok çeşidi vardır. Çözülecek sözcükler ne zaman, nerede, hangi bağlamda kullanılmış? Mecaz, kinaye, metafor, deyimler önemlidir. Bunları bilmeniz gerekir. Örneğin, “kumandan savaş meydanında kartallara et verdi” tümcesini  ele alalım. Burada “kartallara et vermek” “kılıçtan geçirmek” anlamındadır.  Bu durumda tümce  “Kumandan savaş meydanında düşmanı kılıçtan geçirdi” anlamına geliyor. Ya da örneğin, “Freja’nın [İskandinav aşk, güzellik tanrıçası] göz yaşları”, “altın” demektir. Bunları bilmeden yaptığınız anlamlandırmalar yanlış olur.

Bu alanda araştırma yapmak için çok ciddi zor bir çalışma gerektiriyor. Stockholm Üniversitesi’ndeki Eski İsveç Dilleri, Runoloji öğretmenim Prof. Rune Palm, “günde on altı saat çalışmalısınız” derdi... Ne yazık ki onu yapabilecek kişi ben değildim. O nedenle Çağıl Çayır’a birkaç kez Uppsala Üniversitesi’nde Runoloji okumasını önermiştim. Anladığım kadarıyla o da bu işin adamı değil. İşin kolayına kaçıp artistlik yapmayacak, çalışkan, bu işe aşık biri uzmanlaşabilir ve çok önemli işler başarabilir.

RUNLARIN KARDEŞLİĞİ

Şimdi işi en basitinden ele alalım.

Avrupa – Türk runlarının ikiz kardeş gibi birbirine benzediğini herkes ilk bakışta görebilir. Bu benzerlik nereden geliyor?

Bunu bilmek için zaten en eski runik yazının nerede bulunduğuna bakmak bile yetip artıyor:

Issık (Esik) Kurganında Altın Giysili Adam’ın mezarında bulunan gümüş tas üzerindeki yazının MÖ 600 - 500 yılları arasında yazıldığı belirtiliyor. (2)

Benim Eski İskandinav Dilleri Öğretmenim Prof. Rune Palm’in verdiği bilgiye göre İsveç’teki en eski runik yazı MS 200 – 400 yıllarına aittir. İskandinavya’nın en eski yazısı Danimarka’da bulunan bir tarak üzerindedir. MS 100’lü yıllardan kaldığı düşünülüyor. Bu yazı aynı zamanda Avrupa’nın en eski runik yazısıdır. (3)

Bu durumda Türk yazısı Avrupa’dakilerden 700 yıl kadar önceye dayanıyor. Cermen yazısının da , İskandinav runlarının da kaynağının Türk runları olduğu apaçık ortada. Bunu görmek için araştırmacı olmaya bile gerek yok.

Ayrıca İskandinav sagularında da, Turkland’dan [Türk yurdu anlamında] yanında Türkler, Aslar ve Asyalılarla gelen Oden’in dilini ve runik yazısını getirdiği de apaçık anlatılır.

Yani Von Çağıl Çayır’ın “ben keşfettim” iddiası safsata ve de zırvadir.

Çayır’ı kendisinden önce çalışmalar yapanlara karşı ayıp ettiği konusunda uyardım. Araştırmacı Yazar Kaan Arslanoğlu’nun OdaTV’de öyle yazdığı yanıtını verdi. Baktım Arslanoğlu’nun Çağıl Çayır ile yaptığı söyleşide şöyle bir bölüm var:

“Çağıl Çayır, Cermen runik yazısının Türk runik yazısıyla benzeştiğini kendi kendine keşfetmiş, sonra konuyu araştırmaya başlayınca… Hiç Türk kaynaklarına bakmadan Batılı kaynaklarda İskandinavların, Cermenlerin Türk ataları üzerine hayret verici yoğunlukta bir birikimle karşılaşmış.”

Arslanoğlu mişli geçmiş zaman kullanıyor. Buradan anladığım kadarıyla Çayır’a sormuş ve ondan aldığı bilgiyi aktarmış.

Çayır, kitabının daha başında zırvalamaya başlamış. Önce Cermen Türk runik yazı benzerliklerini tesadüfen öğrendiğini yazıyor ve şöyle devam ediyor:

Kendisi (Çağıl Çayır) Türk tarihini ne okulda ne de üniversitede öğrendi. Sadece büyük rastlantılar ile eski Alman ve eski Türk yazıların benzerliğinden haberi oldu”.

O  tesadüfün benim kitap ile Turgay Kürüm’ün yazısı olduğunu ve de bunlardan yararlandığını yazmaktan kaçıyor. Eskilerin deyimiyle imtina ediyor. Ve Arslanoğlu’na söylediği iddiasını dile getiriyor.

Şöyle devam ediyor: (Olduğu gibi aktarıyorum)

“Onca yıldır farklı bölümlerin profesörlerin yapmadığını, bir Türk genci kendi gayretiyle başardı, lisans teziyle bir devrimsel araştırma alanı açtı”. (4)

Yani, Cermen Türk yazılarının benzeştiğini kendisinin  keşfettiği yalanı kendisine ait.

Sahneye çıkmak için soytarılığa, cambazlığa, şaklabanlığa soyunanın sonu gönüllü şamar oğlanlığına kadar gider. Egemenlerin şamar oğlanlığını yapan o kadar çok “bilim adamı”, “araştırmacı” var ki...

Çağıl Çayırın kitabında Cermen runik yazılarının kökeninde Türk runik yazılarının, ya da eski Türk yazılarının olduğunun keşfine ilişkin hiç bir belge, delil, ispat yok. Çayır’ın kendisi de bunu bal gibi biliyor:

“Eski Türk yazısı ile runik yazısı arasındaki tarihsel bağlantı sorusunun henüz denenmediğini belirtmek gerek”. (5)

“Eski Türk yazısı ile runik yazı arasındaki tarihsel bağlantı sorusuna şu anda bir devrim niteliğinde bir araştırma ihtiyacı var”. (6)

ÇAĞIL ÇAYIR’IN KENDİ İTİRAFI

İşin doğrusunu ben Çağıl Çayır’ın kendi ağzından aktarayım.

Ben Çağıl Çayır’ın bu konuda tez yazacağını öğrenince İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde Runoloji okumasının çok yararlı olacağını düşündüm. Yazıştık. Kendisiyle söyleşi yapmamı rica etti. (Ben kimseye “benimle röportaj yap” diyemem. Utanırım. Çalışmamı önemli gören kendisi önerir. Başka gençler de heveslenir düşüncesiyle kırmadım, tereddüksüz kabul ettim. Birkaç soruyu yanıtladı sonra kesti. Sanırım soruları sevmedi ya da yanıtlayamadı. Ancak  runlarla ilgili çalışmalara nasıl başladığı sorusunu şöyle yanıtladı:

“2013 yılında Türk televizyonunda Ergenekon davasını, Reyhanlı patlamasını ve halkın direnişini  endişeyle izlerken, tesadüfen sizin tercüme ettiğiniz kitabın reklamına rastladım. Kitabın başlığı çok ilgimi çekti 'Prof. Sven Lagerbring. İsveççenin Türkçe ile benzerlikleri. İsveçlilerin Türk Ataları‘. Türkiye’de çok fantastik tarih tezlerin mevcut olduğunu biliyordum. Ama bir batılı isimden böyle bir başlık okumak beni çok şaşırttı. Kitaba Turgay Kürüm'ün runik yazı çalışmalarını da katmıştınız. Böylece ilk defa Türk runik alfabesinin varlığından haberim oldu. “

Kısacası, akıllı oğlumuzun bu konuda daha önce hiçbir bilgisi yoktu. Bizim kitaplardaki bilgi, belge ve kaynakları kullandı (Kaynaklarının tırtıklanmasından bıkan Araştırmacı Yazar Tan Can ve diğer yaka silken dostların kulakları çınlasın).

EKMEK EFESİ

Akıllı “çevirtmenimiz” sanki, “Herşeyi kendim keşfettim, Gök Tengri’nin yardımıyla yabancı kaynakları buldum, tekerleği de ben keşfettim ateşi de, dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü de. Var mı diyeceğiniz?” deyip, ayağıyla yere bir vuruyor, yer gök su dinliyor.

Çağıl Çayır’ın keşfettiği bir şey olmadığı gibi runoloji konusunda köklü bir bilgisi de yok. Birçok araştırmacının görüşlerini bir arada görmek yararlı. Ama tüm kitapta bilinmeyen şey yok.

Ek bölümüne runların benzerliğini koymuş, uyak benzerliğini kendisinin keşfettiğini altını çizerek iddia etmiş. (7) Ne ayıp. “Nereden biliyorsun?” demezler mi?

Bunları biz 1980’li yıllarda Stockholm Üniversitesi’nde 1980’li tartışıyorduk. O sıralarda bu çocuk daha anasının karnına bile düşmemişti. Prof. Rune Palm’in Vikingarnas språk kitabında bu bilgilerin âlâsı vardı. Türkiye’deki araştırmacılarımızdan, Tekin Talat gibi konuya kafa yormuş hocamızın eserlerini incelemiş mi acaba Çağıl Çayır?

Meydanı boş buldu, atıyor oğlumuz.

Bilim için eleştirel bakış gerek. Bir kişi “kaşif bu” diyor, ardından bir başkası “gerçekten öyle mi?” diye sorgulamadan, “kaşifmiş” diyor, bir diğeri, “çok şeyler keşfetmiş”, bir başkası “herşeyi keşfetmiş”... Derkeeen “gerçek bilginin (fact)” yerini “sözde gerçek (factoid)” alıveriyor.

Sahte efe, çalıkakıcılara Bafa’da “ekmek efesi” deniyor.

TURGAY KÜRÜM: “GÜVENİLMEZ”.

Turgay Kürüm yalnız Türk dili, yazısı, tarihi ile ilgili çalışma yapmakla yetinmiyordu. Vedat Köle, Mehmet Ali Esmer ve daha pek çok değerli araştırmacımızla birlikte bu konularda çalışanların bir çatı altında toplanabilmeleri için “Ön Türk Akademisi” isimli bir kuruluş oluşturmaya çalışıyordu. Çağıl Çayır ile de tanışmıştı. Bir telefon görüşmemizde onu da Ön Türk Akademisi’ne üye yapmasını önerdim. Yanıt ilginçti:

“Ben o çocuğa güvenmiyorum Abdullah Bey”.

Nedenini bugün çok iyi anlıyorum.

Akıllı oğlan benim uyarım üzerine runik yazı benzerliklerini kendisinin keşfettiği yalanını Facebook hesabından hemen kaldırdı.

SVEN LAGERBRİNG’İN KİTABINI ÇEVİRDİĞİ YALANI

Bir süre önce de Facebook’ta, “Sven Lagerbring – İsveççenin Türkçeyle Benzerlikleri” kitabını çevirdiğini yazmış.

Şaşırdım, bana taa ne zaman çevirmek istediğini söylemişti ama daha sonra ses çıkmamıştı. Hangi dil ve kitaptan çevirdiğini sordum.

Yanıt: “Orijinalinden. Siz neden endişe ettiniz?”

Ve endişemi açıklamamı beklemeden apar topar beni engelledi ve arkadaşlıktan çıkardı. E - Posta ile 25 Ocak 2026’da bir ileti göndererek ayıpladım ve şu iki soruyu sordum:

1.   Siz 1700’lü yılların İsveççesini öğrendiniz mi? Bu metinde eski Latince, Grekçe, İbranice, Farsça, Arapça vb bölümler vardı, o dilleri de mi biliyorsunuz? Pek çok dostum yardımcı oldu onların çözümü için. (Hem İsveçli dostlarım hem de başta o zaman Kaynak Yayınları Genel Yayın Yönetmeni olan değerli Felsefe Tarihçisi Yazar Sadık Usta’nın büyük emeği ve alınteri  vardır.)

2.   Bu kitabın telif hakları Kaynak Yayınları ve Abdullah Gürgün’e aittir. Çevirisini yapıp Almanya’da yayınlamak için izin aldınız mı?

ÇEVİRMEN DEĞİL ÇEVİRTMEN

Şimdi bizim oğlan bu kitabı aslından çevirdiğini öne sürüyor ama İsveççe’nin “İ”sini bilmiyor. İçinde yer alan eski Latince, Grekçe, Farsça, İbranice, Fransızca vb dillerini bilmiyor. (Yoksa 1700’lü yılların dillerinin hepsini sular seller gibi konuşup, okuyup, yazabiliyor da bizim mi haberimiz yok?)

Hoş, Türkçesi de çok zayıf. Vatan Partisi Gn Bşk Sayın Doğu Perinçek’in torpili olmasa partinin yayınevi Kaynak o kitabı basmazdı. Sayın Perinçek yayın hayatımıza çok yazar kazandırmıştır. Örneğin Turan Dursun ve Muazzez İlmiye Çığ. Benim de üç kitabımı Kaynak yayınladı. Ancak Çağıl Çayır Türkçesinin zayıflığını saklamamış. Almanca üniversite tezini babasının yardımıyla Türkçeleştirdiğini yazma medeni cesaretini göstermiş. Türkçe gene berbat ama o bakımdan bir aferini hak ediyor. Aynı medeni cesareti bizim kitabı çevirtirken de gösterse daha güzel olmaz mıydı?

Peki ölümlü bir insanoğlu, yazıldığı dilleri bilmeden, bilenlerden yardım almadan ve de benim çevirimden yararlanmadan nasıl 1764 yılında yazılan bu kitabı Almanca’ya çevirebilir?

Günler geçti, sorularıma tık yanıt yok.

“Çevirtmenin” paylaşımlarında, iyilik, güzellik, barış, dostluk, çiçek, böcek vb sözleri bol. Şaman havalarında poz poz resimler çok. Allah, peygamber ve Gök Tengri’nin kendisine ihsan eylediği akıl, fikir, beceriler konusundaki böbürlenmeler insanın ağzını açık bırakıyor, küçük dilini değil büyük dilini de yutturuyor...

Anladığım kadarıyla bu zeki oğlan yapay zekayı, çeviri programlarını kullandı. Ama o zaman hangi programdan yararlandıysanız onu belirtmeniz ve örneğin “Chatgpt’ye çevirttim”, “Gemini’ye çevirttim”, “Deepseek’e çevirttim” ya da hiç değilse “yararlandım” demeniz gerekmez mi? Nedir bu hırs, bu gözü dönmüşlük?!.

İNTİHAL İNTİHARDIR

Burada yasal, ahlak ve etik kurallar konusu öne çıkıyor.

Kitap 1764 yılında yazılmış. Bir kitap yetmiş yıldan önce yazılmışsa kamu malı sayılıyor ve çevirebiliyorsunuz. Ancak başka biri bunu çevirmiş ve telif haklarını almışsa durum sıkıntılı. O zaman “intihal”e giriyor. İntihal, başkasına ait düşünceyi, metni, eseri ya da fikri
kaynak göstermeden, kendi üretimiymiş gibi kullanmaktır.

Bu oğlan şimdi daha akademik kariyerinin başında bu denli hırslı, gözü kara mı olmalıydı?

Bir akademisyen, bilim, sanat ve kültür insanı için intihal, intihardır. Ülkemizin bu konudaki en önemli iki sorunu intihal ve korsan yayındır.

Belki çeşitli uyanık katakullelelerle, yapay zekaya çeviriler yaptırarak, tezler, kitaplar yazdırarak profesör bile olursunuz ama ortaya çıkınca tüm saygınlığınızı yitirirsiniz.

Bu kitaptan da pek çok kişi intihal yoluna gitti. Bazıları bazı bölümleri kendisininmiş gibi yayınladı. Hatta birisi kitabı olduğu gibi Academia’ya koymuş. Bir diğeri kopyala yapıştır yoluyla kitap yazdı, yayınevi mahkemeye verdi, mahkum oldu. (8) Kitap toplatıldı, ben bir yazıyla durumu anlattım. Yazıyı şu tümceyle bitirdim:

“Suçüstü yakalanan hırsız alnındaki o kara lekeyi nasıl silebilir?” (9)

O da geleceği parlak bir oğlandı. Kayboldu gitti. İntihali, intiharı oldu.

Özellikle Hazar Türkleri üzerine yazdığı kitap ve yazılarla tanınan, Araştırmacı Yazar kardeşim Tan Can Facebook hesabında, “nedir benim çektiğim bu hırsızlardan!” yollu yakınıyordu. Bu yazıyı o yakınmanın altına yorum diye koyacağım. Gerçekten intihal ve korsan yayın en büyük sorunlarımızdan biri. Ne yasa tanıyorlar, ne ahlak, ne de etik kural...

Sanırım “Çevirtmen” Çağıl Çağlar sıkıntıyı göze almış. Çevirttiği yazının başına kitabın adını yazıp altına da “Von Çağıl Çayır” yazmış ve Academia’da paylaşmış. Kitap olarak bastıracağını da eklemeyi unutmamış. Yasa, ahlak ve etik kurallara boşvermiş.

Almanca “Von Çağıl Çayır”  aidiyet bildiriyor, “Çağıl Çayır’ın” anlamına geliyor. Yani “Çağıl Çayır’ın kitabı”. Bir de kitabın her hakkının Von Çağıl Çayır’a ait olduğunu, izinsiz alıntı yapılamayacağını vb yazmış. Mis gibi iş. Adamın kafasından zeka fışkırıyor. Yani şimdi ben bu kitaptan, kendi kitabımdan alıntı yapamayacağım. Bizim kitabın üzerine çöküvermiş. Ama diken üzerinde oturuyor, CIS olabilir. Benden söylemesi.

TÜFEK İCAT OLDU MERTLİK BOZULDU

“Von” soylular için de kullanılıyor. Alman soylular (İsveçliler de) “Von” sözcüğünü soy isimlerinin önüne koyuyorlar. Örneğin Almanya’nın kurucusunun adı Otto von Bismarck...

Peki akıllımız bilmediği bir dilden çevirttiği, telif halkları başkasına ait bir kitabın üstüne ve iki isminin önüne “Von Çağıl Çayır” yazınca iki kat soylu ve bir kitap sahibi olabilir mi?

Sorunun yanıtını okuyucuya bırakıyorum.

Kuşların söylediğine göre, akıllı “çevirtmenimiz” telif hakkı bize ait kitabı şimdi İngilizceye de çevirtmiş. Sırada tüm Avrupa, Afrika dilleri ve Kızılderili dilleri varmış Sonra sıra Çince, Hintçe ve Japonca’ya geliyormuş.

Çeviri yapmak yalnız sözcüklerin anlamlarını bilmekle olmaz. O dilin konuşulduğu yer, zaman, koşullar ve orada oluşan yeni sözcükler, deyimler, atasözleri, lehçeler, ağızlar çok önemlidir. Bunları bilmezseniz doğru çeviremezsiniz hele yapay zekaya çevirtemezsiniz. Yanlışlık olasılığı yüksektir.

Bir deneme yaptım, Chatgbt’ye Bafa’da kendi lehçemizdeki bir sözümüzü İstanbul Türkçesine çevirmesini istedim. Sonuç şu, olduğu gibi aktarıyorum:

Milas–Bafa ağzında söylenen “pohra afat tütüvatı” ifadesi:

İstanbul Türkçesinde

“Sonra bir felaket koptu.”
ya da bağlama göre:

  • “Ardından ortalık fena karıştı.”
  • “Sonra başımıza bela geldi.”
  • “Sonra işler iyice kötüleşti.”

Kelime kelime mantığı (kısaca)

  • pohrasonra / ardından
  • afatafet, felaket
  • tütüvatıkoptu, patladı, meydana geldi (olup bitmeyi vurgular)

Yani cümle, genelde beklenmedik bir kötü olayın ardından gelen büyük karışıklığı anlatmak için söylenir.

YANLIŞ!

Pohra: Baca
Afat: Çok
Tütüvatı: Tütüyor

Pohra afat tütüvatı: Baca çok tütüyor.

YENİ BELA: ÇEVİRTMENLİK

Yapay zekaya güvenmemek gerek. Kuşkusuz bir araç olarak yararlanılabilir ama doğruluğuna güvenip üniversite ödevlerinde kullanılmamalı. Academia’ya da konmamalı. Çevirtilen metin konuyu bilen biri tarafından çok titiz bir denetimden geçirilmeli. Ne ki bunlara boş verenler ve çevirtenler var ve olacak. Artık yazın dünyamıza “ÇEVİRTMENLİK” diye yeni bir sahtekarlık mesleği girmiş bulunuyor.

İntihal ve Korsan yayından sonra 3. Başbelası da ÇEVİRTMENLİK olacak. Günümüzün gerçeği bu. Doğru olup olmadığına bakma; çevirt çevirt yayınla, altına adını yaz, telif hakkını arakla, yayınevini kur, yayınla... Peki alnından ter damlayarak, titizlikle çalışan çevirmenlerin hali ne olacak? Bu meslek kaybolmazsa da çok büyük darbe alacak. Çok büyük bir sorun...

İNTİHAL DAVASI

Bu yazıyı ve bilgi ve belgeleri intihal davaları uzmanı avukatıma gönderip dava açmasını isteyeceğim. Bakalım ne diyecek. Dava açmaya olumlu mu olumsuz mu bakacak... Açarsa bu davanın sonucu önemli.

Kaynak Yayınları’nda üç kitabı çıkan Abdullah Gürgün, Aynı Yayınevi Kaynak Yayınlarından bir kitabı çıkan Çağıl Çayır hakkında intihal şüphesiyle dava açıyor. Dava konusu şu: 70 yıldan önce yazılmış ve kamu malı olan bir eser, A.G tarafından aslından çevrilmiş ve telif hakları alınarak yayınlanmış. Aynı eser, eserin aslının yazıldığı dili bilmeyen Ç.C tarafından, bir başka dile, yapay zeka kullanarak çevirtilebilir mi? Çevirttiği metni A.G’nin çevirisiyle karşılaştırarak düzeltebilir mi? Bu eserin telif haklarını alabilir mi ve yayınlayabilir mi? Daha önce telif haklarını alan kişinin hakları çiğnenmiş olmaz mı?

Doğrusu merak içindeyim. Benzer bir dava açılıp açılmadığını bilmiyorum. Sanırım örnek bir dava olacak. Mahkeme çok da uzun sürüyor. Bakalım, sonucu sabırla bekleyip göreceğiz...

Nelerle uğraşıyoruz?!.

(1)   Çağıl Çayır, Cermen Runik Yazısının ürk Kökeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2024, s 114

(2)   https://www.academia.edu/88475664/_Bulunmas%C4%B1ndan_40_Y%C4%B1l_Sonra_Alt%C4%B1n_Giyimli_Adam_ve_K%C3%A2sesi_%C3%9Czerindeki_Yaz%C4%B1t_Hakk%C4%B1nda_yazar_Osman_Fikri_Sertkaya

(3)   Rune Palm, Den medeltida skriftkulturen i Sverige, Gävle Offset, Gävle, 2010, s. 23

(4)   Çağıl Çayır, Cermen Runik Yazısının ürk Kökeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2024, s 11

(5)   A.g.e. s. 87

(6)   A.g.e. s. 97

(7)   A.g.e. s 103

(8)   https://soorgla.com/yargitay_html/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-5631-karari.html

(9)   Abdullah Gürgün, Bir İntihal Daha Var – Viking Türk Sırları, Berfin Bahar dergisi, Ağustos 2017, sayı: 234, İstanbul, s. 69

( 260205 )

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages