Emine Sevinç Öksüzoğlu'nun "Hoşçakal Azerbaycan" Şiiri Tahlili

16 views
Skip to first unread message

ismet soner

unread,
Jul 21, 2010, 3:45:49 PM7/21/10
to bursa...@googlegroups.com

 

 

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi,

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi

Zhala BABASHOVA (Jale BABAŞOĞLU)

 

 

 

Sevda masalıydın yüreğimin en dipsiz köşesinde

Güz mevsimiydin yüzümün gölgesinde

Sahipsiz ve zamansız düşlerin durağıydın gönlümde

Can canımsın Azerbaycan’ımsın bedenimde

 

Umudun acımasız gecesinde ay gömülüyor sarıya

Ne de güzel yazılır şiirler şairler diyarında

Kardeş ülkem özgürlüğüm sevdiğim vatanımsın

Sözün özü güneşimsin can canımsın Azerbaycan

 

Buğulu camlarda gözyaşlarımı siliyorken

Gözümdeki hüzün sana olan özlemimden

Anlamsızlıklar içinde düşlerim kaybolurken

Yarım kalmış şiirimsin can canımsın Azerbaycan

 

Kim bilir kaç yürek kaç sevdada yer aldın

Kim bilir kaç fersah ötelerde özlenen yaşamlardın

Şimdi soğuk ellerim ya üşüyorum ya ölüyorum

Ki bakıyor yüzüm toprağa hoşça kal can Azerbaycan

 

06.11.2007 / Ankara

(Düşler Sokağı, Ürün Yayınları, Ankara 2008, s.83)

 

 

 

Konu: Şiirin konusu Azerbaycan, Azerbaycan toprakları, Azerbaycan’a olan sevgi ve onun tarihidir.

 

İzlek: Şair derin bir sevgiyle bağlı olduğu, zamanında güzel duygular yaşamış olduğu topraklardan, vatanı olarak gördüğü, vatanı kadar sevdiği Azerbaycan topraklarından ayrı düşmüştür. Bu ayrılık zamanında şair hiç umudunu kaybetmemiş, hep “kardeş ülkem”, “can canım” diye ifade ettiği topraklara kavuşacağı günün heyecanıyla teselli bulmuştur. Şair, benliğini saran özlem duygusuna, vuslatın sona ereceği günün yakın olması umuduyla dayanmıştır.

Şiirde hâkim olan diğer bir duygu da şairin kavuşmak umuduyla yanıp tutuştuğu, sevdiği, bir zamanlar umutlu olduğu Azerbaycan topraklarına son yolculuğa çıkmadan önceki seslenişidir. İlgi çeken, şair ebedî olan yolculuğa çıkmadan önce sevdiği, hasretiyle yaşadığı Azerbaycan’a son kez seslenir, hatıralarını tazeler. Bu son seslenişte ve son olarak “yarım kalmış şiirimsin” diyerek kalbinde yarım kalmış, gerçekleştiremediği düşlerini, hayallerini dile getiriyor. Şair, ebedî olan bu yolculuğa çıkmadan önce son bir kere sevdiği, kavuşma hasretiyle yaşadığı topraklara bakarak veda ediyor yarım kalmış arzularına ve hayata.

 

Düşünce: Şiir, düşünsel boyutu itibariyle ideolojik bir şiirdir. Şiirde Türklük, Turanlık ideolojisi vardır. Türk milleti, Türk dili halkların birliği düşüncesi vardır. Bu düşünce şiirde doğrudan doğruya verilmez, şiirin içinde Azerbaycan simgesel olarak Türk yurdunu Türk milletinin sembolüdür. Şiirin amacı çok da uzakta tarihte olmayan tarihî olayları kapalı simgelerle ve duygu ağırlığıyla geç olmadan Türk gençliğine hatırlatmaktır.

Şiir düşünsel boyutu itibariyle ayrıca mistik bir şiirdir. Mistisizmi sadece tasavvufi, İslami bağlamda anlamamak gerekir. Çünkü genel anlamda mistisizm çok önem verilen ve benimsenen bir değerde kişinin kendi varlığını eritmesi, onun ile hemhal olması, özdeşlemesi halidir. Bu bakımdan şair âdeta varlığını Azerbaycan sevgisinde, bu topraklara bağlılığında özlem ve hasretinde eritmiştir, yok etmiştir.

 

Olay: Şiirin yüzey yapısında yer alan olay kısaca şudur: Şair, derin sevgiyle bağlı olduğu, bir zamanlar çok mutlu, acılar yaşamış olduğu yerden topraklardan senelerdir ayrıdır. Bu toprakların hayaliyle yaşanmış anıları hatırlamakta ve bir gün o topraklara yeniden kavuşabilmenin heyecanı ve umuduyla yaşıyor. Ama vakit çok geçtir. Bir kez daha sevdiği toprakları, yerleri hatırlayarak, gözleri kavuşamadığı topraklara son bir kez bakarak, gönlü ve ruhu da yarım kalmış, gerçekleşmemiş arzu ve isteğin burukluğuyla ölümü bekliyor.

Şiirin derin yapısındaysa sembolik olarak Azerbaycan’la ifade olunan Türklük, Türk dünyasının birliğine olan büyük umut ve heyecan dolaylı olarak hafifçe sezdiriliyor.

 

Varlık: Ay, gece, düşler, yüz, gönül, güz gibi bazı somut nesneler; sezgici, idealist açıdan değerlendiriyor.

 

Duygu: Şiir, ağırlıklı olarak duygusal bir metindir, bir duygu şiiridir. Şiirde sevgi, hasret ve kaybolan hayaller gibi duygular ağır basıyor. Hâkim olan duygu ise özlem, hasret duygusudur. Bu özlem geçmişe ve yaşanmışlığadır. İlk birimlerde bir umut var, bir gün hasretin biteceğine. Sonraki birimlerde ise yaşanmışlığa, maziye özlem ve hasret bütünlüğüyle şiire hâkim oluyor ve şair bir umutsuzluğa kapılıyor. Şiirde iyimser, yumuşak duygular daha baskındır. Önce de söylediğim gibi şair ilk birimlerde sevdiği, hasretiyle yanıp tutuştuğu topraklara kavuşma ümidini dile getirmiştir. Yaşanan ayrılık dolayısıyla hasret ve özlem duyguları şirin bütününe sinmiş durumdadır.

 

Görüntü:

 

Öznel Görüntüler: Sunulan görüntüler hayali bağlamda özneldir.

“Umudun acımasız gecesi”, “Bu gecede ayın sarıya gömülmesi”, “Anlamsızlıklar içinde düşlerin kaybolması”, “Sahipsiz ve zamansız düşlerin durağı” gibi görüntüler somut olarak algılanamayan ancak tahayyülde resmedilen görüntülerdir. Şiirde dinamizm, hareketli görüntüler yoktur.

 

Soyut Görüntü Unsurları:

Simgeler ve İmgeler:

İmgeler:

l                        “Sevda masalıydın yüreğimin en dipsiz köşesinde”:

Bu mısrada şair, şiirin başından sonuna kadar özlediği yerlere, olmasını beklediği büyük bir ideale kavuşmanın umudunu ifade ediyor. “Sevda masalıydın” benzetmesi ise, masalların hep iyi sonla bitmesi ve masal kahramanlarının kötüleri ve bütün olumsuzlukları yenerek sonuçta amaçlarına, hedeflerine ulaşmalarındandır. Şairimiz de bütün ömrü bu tek olan bir amaç, istek için yanıp tutuşmuş olduğundan, bütün ömrü boyu umudunu yitirmeden, mutlu sonu beklediğinden şiirde ödülünü bekleyen kahramandır.

 

l                        “Güz mevsimiydin yüzümün gölgesinde”:

Güz mevsimi hüznü, ayrılığı, melankoliyi çağrıştırıyor. Sevgililer güz mevsiminde ayrılır, ilkbaharda kavuşurlar. Bundan dolayı da şair sevdiği yerleri, memleket topraklarını, ayrılığı düşündüğü zaman yaşadığı duygular nedeniyle, kalbini saran hüzün ve keder giderek kalbine hâkim olan ümitsizlik şairin yüzüne yansıyor.

 

l                        “Sahipsiz ve zamansız düşlerin durağıydın gönlümde”:

Düşler burada başından beri şairin kavuşma hayali, isteklerine ulaşacağı günün hayali ve arzusudur; sahipsiz ve zamansız bu hayallerin düşlerin gerçek olma, gerçekleşme zamanının bir türlü gelmemesidir. Bu arzular, hayaller şairin gönlünde gerçekleşecekleri günü, zamanı bekliyorlar.

 

l                        “Can canımsın Azerbaycan’ımsın bedenimde”:

Burada şair daha önce kullandığı imgelerde, benzetmelerde olduğu gibi Azerbaycan sevgisini, tutkusunu, hayal, arzu ve istek olarak hiç unutmuyor ve bir gün bu isteğine ulaşacağına inanarak, umudunu hep kalbinde taşıyor. Bu açıdan şairin “Can canımsın Azerbaycan’ımsın” demesi kalbimsin, gönlümsün demektir. Çünkü bir insanın bedeninin çalışma motoru kalbidir. O çalışmazsa bedenimiz iflas eder. Şairi de yaşatan, kalbini besleyen bu umuttur.

 

l                        “Umudun acımasız gecesinde ay gömülüyor sarıya”:

Şiirde gece umutsuzluğu, karamsarlığı, kötümserliği çağrıştırıyor. Gece günün bittiğini, gösterir. Gecenin gelmesiyle karanlık ve hüzün çöker kalplere. Çünkü gece belirsizliğin, çaresizliğin, kaygının ve karamsarlığın simgesidir. Tabii ki bu her zaman için böyle değildir. Divan şiirinde ve aşk şiirlerinde bazı şairler gece simgesini olumlu anlamda kullanmaktadırlar. Çünkü sevgililer gece ve ay ışığında romantik ortamda görüşüyorlar. Ama tahlilini yaptığımız parçada şair, gece derken umutlarının gecesi, yani umutlarının, gecenin karanlığında, ıssızlığında belirsizliğe ve çaresizliğe gömülmesini ifade etmiştir.

Şair Azerbaycan topraklarının 12 Ekim 1813 tarihinde İran Kacar Devleti’yle Rusya arasında imzalanan anlaşmaya göre tarihi geçmişi ve devletçiliğiyle tanınan Azerbaycan Devleti bir Türk topluluğu ikiye bölünmüştür. Fakat bu anlaşma yetmezmiş gibi 24 Şubat 1828 tarihinde iki devlet arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile bu bölünme günümüze kadar kesinlik kazanmıştır. Belki de bu sebepledir ki şair, umutlarının acımasız gecede belirsizliğe gömülmesinden şikâyet ediyor, dert yanıyor.

 

l                        “Anlamsızlıklar içinde düşlerim kaybolurken”

l                        “Yarım kalmış şiirimsin can canımsın Azerbaycan”:

 Burada şair, yaşanan tarihî olaylardan dolayı umutlarının, hayallerinin kaybolmasını, yani gerçekleşme ihtimallerinin azaldığını iç sıkıntısıyla ifade ediyor. Şair, içinde bulunduğu coğrafyada yaşanan politik olaylardan dolayı umudunu yitirmek üzeredir. Düşerinin, hayallerinin böyle anlamsızlıklar içinde kaybolup gitmesini iç sıkıntısıyla ifade etmiştir. İkinci mısrada tamamlanmayan, yarım kalan bir şiir, bir umuttur bu sevda şairin kalbinde. Çünkü şair o topraklara kavuşunca hayali gerçek olacak ve şiiri tamamlanacaktır. Çünkü daha önceki mısralarda şairin ifade ettiği gibi şiirler, şairler diyarında daha güzel, daha başarılı yazılır. Şairler diyarı da burada istiharedir. Şairler diyarı demekle Azerbaycan kastediliyor.

 

l                        “Kim bilir kaç yürekte kaç sevdada yer aldın”

l                        “Kim bilir kaç fersah ötelerde özlenen yaşamlardın”:

Burada şair, ikiye bölünmüş bir milletin kaderine acıyor, zoraki olan bu ayrılık kardeşleri, aileleri birbirine hasret bırakmıştır.

 

l                        “Şimdi soğuk ellerim ya üşüyorum ya ölüyorum”

l                        “Ki bakıyor yüzüm toprağa hoşça kal can Azerbaycan”:

Şiirin ilk dizelerinde şair bir gün kavuşma umuduyla yanıp tutuşuyor fakat bu son dizede, en küçük umudunu da yitirerek ölümün geldiğini söylüyor. Ebedî yolculuğa çıkmadan önce veda ediyor, son bir kez sesleniyor sevdiği memlekete. Eskiden Azerbaycan Türklerinin böyle bir inancı vardı. Eğer ki bir insanın hep hayal ettiği ama bir türlü elde edemediği bir arzusu, isteği varsa ve bu insan muradına ermeden Hakk’a ererse, nâkâm öldüğü için boynu bükük öldü derler. Burada da şair “Ki bakıyor yüzüm toprağa” mısrasının da anlamı budur diye düşünüyorum.

 

Simge: Bu şiirde Azerbaycan simge, kapalı istiharedir. Şiirde Azerbaycan kelimesi geçerken bugünkü coğrafyasıyla Azerbaycan Cumhuriyeti kastedilmiyor. Tarihî Azerbaycan toprakları 12 Ekim 1813 tarihinde İran ve Rusya Devletleri arasında bölünmeden önceki dönem ve topraklar kastediliyor. Şiirde Azerbaycan Türklerinin kaderi aynı zamanda Türkî halkları, Türk topluluklarını simgeler. Çünkü diğer Türk toplulukları, Türk halkları da Rusya’nın sömürgesi olmuş, hep zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. 

 

Nazım Şekli: Şiir, mısra kümelenişi bakımından dört bentten oluşuyor. Bentlerin mısra sayıları dörttür. Bütün bentlerin mısra sayısı eşittir. Şiir, dörder mısralık dört bentten oluşmaktadır. Şiir serbest nazım şekliyle yazılmıştır.

 

DİL ve ÛSLÛP

Dil:

Şiirde oldukça yalın ve konuşulan bir Türkçe bütün canlılığı, renkliliği ve zenginliğiyle kullanılmıştır. Anlaşılmayacak hemen hemen hiçbir kelime yoktur. Şiirin dili, Türkçe kurallara uygunluk bakımından da kusursuz denilecek ölçüdedir.

 

Yazım Sapmaları: Şiirde şair, noktalama işaretlerine uymamıştır. Şiirin hiçbir yerinde noktalama işaretlerine rastlanmıyor.

 

Üslûp: Üslûp bakımından ise şiirde hitabet üslubunun hâkim olduğunu görüyoruz. Şair okuyucularda vatan sevgisini artırmak için bu üslûbu kullanmıştır. Hitabet sosyal bir topluğa yönelik olabildiği gibi başka varlıklara da yönelik olarak bireysel özellikte de olabilir. Şair şiirde Azerbaycan’a sesleniyor. Şiirde bütünüyle, ilk bentten son bentte kadar Azerbaycan’a sesleniş vardır. Ayrıca şair; şiirde iç konuşma, monolog üslûbunu da kullanmıştır.

 

Âhenk: Şair, şiiri ahenkli kılabilmek için ses ve mısra tekrarlarına başvurmuştur. Şiirde bilinçli olarak tercih edilmiş ünlü ve ünsüz tekrarına dayalı bir ahenk yoktur. Fakat şiirde düzensiz bir kafiye uygulaması görüyoruz. Bu da ahengin doğmasında etkili oluyor. Şiirde, her bendin sonunda “Can canımsın Azerbaycan” mısrasının da tekrarlanması ahengi kuvvetlendiriyor. Ayrıca şiirde tunç kafiye de kullanılmıştır:

 

Vezin: Şiir vezin bakımından da serbest vezinde yazılmıştır. Dolayısıyla şeklî anlamda da vezne dayalı bir ahenk yoktur, ancak şiirin bütününe yayılan serbest vezin içinde hissedilen derunî ahenkten bahsedebiliriz.

 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından, yüksek lisans öğrencisi Zhala BABASHOVA (Jale BABAŞOĞLU) na ödev konusu olarak verilmiştir.

 

 

--
PRIMUM NON NOCERE
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
http://www.facebook.com/ismetsoner
http://ismetsoner.spaces.live.com
(Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. İkisi de sarhoşluk ânıdır, akıl başta değildir)

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages