Arınç ve Teyze Çocuklarının Sofrasında Halkın Geleceğini Nasıl Harcadılar?Ülke Makamına Yapışan Azınlık Teyze Çocukları ve Onlara Siper Olanlar...
Son gelişmeler, Bülent Arınç’ın Tam Demokrasi Platformu (TDP) çatısı altındaki açıklamalarının, toplumda adeta efendi-köle düzenini gözler önüne serdiğini gösteriyor. Arınç’ın, yoğun eleştiriler karşısında sosyal medyada “edep” ve “vefa” vurgusuyla verdiği yanıt ise, rasyonel tartışmanın önünü kapatıyor. Kurnaz stratejiyle, “evlat acısı” gibi en mahrem duyguları siyasi kalkana dönüştürmesi toplumun vicdanını zehirliyor. Eleştirenleri oraya buraya şikâyetle tehdit etmesi, savunduğu değerlerin yalnızca vitrin olduğunu ortaya koymakla kalmıyor; sözde “özgürlük” vaat edenlerin sıkışınca otoriteye sığındığı tiyatro sahnesi yaratıyor. Belki de telaşı, açığa çıkmasından korktuğu gerçeklerin beslediği hırçınlıktan kaynaklanıyor. Peki, bu hırçınlığın ardındaki karanlık firar hikâyesi gerçekten neyi gizliyor? Rus Kampından Saray Sofrasına Çöreklenme HarekatıAilenin kökenlerine bakıldığında, 1878 Osmanlı-Rus Harbi sırasında Baykal Gölü kıyısındaki esir kampından kaçan Kafkasyalı Adige asıllı Hüseyin Hilmi’nin hikâyesi başlangıç noktasıdır. İstanbul’da saray bürokrasisiyle tanışıp önemli mevkilere yerleşme geleneğinin temelini atmıştır. Makam hırsı, sonraki kuşaklarda aynı ismi taşıyan tek çocuğu olan oğlu Hilmi bürokratik beceriye dönüşerek liman gümrüklerinde kendini göstermiştir. Gümrükleri elinde tutan aile, yerel aidiyetten ulusal siyasete uzanan zemini Antalya’ya yerleşerek yaratmıştır. Bugün o aileden gelen isimlerin taşıdığı aşırı özgüven ise, aslında bir asır önce gümrük kapılarında atılan sağlam adımların mirasıdır. Peki, Rus kampından çıkan bu hikâyenin yıllar sonra soyadı tercihine dönüşmesini hiç düşündünüz mü? Baykal Soyadıyla Kurulan Büyük Kimlik ManipülasyonuGümrük memuru oğul Hilmi Bey’in seçtiği Baykal soyadı, esir kampının adını ulusal kimliğe dönüştürme hamlesiyle Deniz Mahallesi’nin denizci ruhunu birleştirince, geleceğe dönük kusursuz sahte yerlilik algısı yarattı. Baykal ve Deniz tercihleri, ailenin köklerini mahalle kültürüne sabitleyen stratejinin parçası haline geldi. Bugün halka sunulan portreler, perde arkasındaki karmaşık aile geçmişini gizleyen profesyonel kalkan işlevi gördü. 122. Sokak’ta başlayan yaşam öyküsü, devletin en üst kademelerine yükselirken mekânsal meşruiyetten güç alan isim mühendisliğiyle halkı yanıltma amacını taşıdı. Peki, mahalle kültürünün ardındaki gerçek küresel teolojik para gücü kim? Şeyh Neşşar’ın Bürokrasiyi Saran Örümcek AğıMısır ile Şam hattından Anadolu’ya gelen Ahmed Neşşar, teolojik bilgiyi siyasi güç odağına dönüştüren gizli mimardı. Musevi öğretilerini İslam fıkhıyla harmanlayarak kullanması, din ticaretinin ne kadar işlevsel olabileceğini ortaya koyuyordu. Neşşar’ın kurduğu aile ağı, kızlarını bürokratlarla evlendirerek devlete en ince damarlarına kadar sızmıştı. Ortaya çıkan teyze çocuğu bağı, karşıt gibi görünen figürlerin aslında aynı mutfaktan beslendiğini gösterdi. Şeyhlik maskesi altındaki yapı, sahnede ideolojik çatışmalar varmış gibi halkı aldattı. Neşşar’ın mirası, bugün torunlarının söylemlerinde “vefa” adıyla pazarlanıyor. Peki teyze çocuklarının ortak vurgunu, 2002’de hangi karanlık sofrada güzel ülkeyi paylaştırdı? Gölge Tezgahında Kurulan Gizli Mutabakat SofrasıTürkiye’deki siyasi kırılmalar, 2002’deki mühür açma süreciyle teyze çocuklarının paslaşmasının somut yansımasıdır. Deniz Baykal’ın muhafazakar iktidarın önünü açan adımlarıyla Bülent Arınç’ın meşrulaştırıcı söylemleri, aynı gizli ortaklığın farklı sahnelerini oluşturur. Bir akşam yemeğinde alınan kararlarla ülkenin bir kadrodan diğerine devredilmesi, sahnede görülen kavganın aslında piyes olduğunu gösterir. Baykal, partisini teyze çocuğunun partisinin iktidarı sürsün diye dondururken; Arınç, muhafazakâr kesimi vefa diliyle kutuya hapsetmiştir. İki figür arasındaki hanedan ortaklığı, tüm ideolojilerin üzerinde sadakatle ilerlemiştir. Aralarındaki görünen çatışma ise köklü bağı örten profesyonel yüzsüzlüktür. Öyleyse, çatışma köklü ortaklığı perdeleyen usta maskesiyken, demokrasi maskesi takan malum STK’lar ve platformlar, karanlık aile bağlarını korumak için neden kendilerini siper ediyor? Deşifre Olan Kadrolara Karşı Milli Eylem ReçetesiTam Demokrasi Platformu (TDP) yönetiminin Bülent Arınç’ı koşulsuz olarak haklı bulması, demokratik denetim mekanizmalarının “çöktüğü” ya da belki de “hiç var olmadığı” yönündeki şüpheleri güçlendirir. Arınç’ın eleştirileri susturma girişimine verdiği destek, statükoyu koruma refleksi olarak değerlendirilebilir. Platform üyelerinin, geçmişi tartışmalı ailelerden gelen eski siyasetçilere ve onlara destek verenlere siper oldukları yönündeki eleştirilere nasıl yanıt verecekleri merak konusudur. Bu çerçevede, karanlık geçmişleri aklama riski taşıyan sözde STK’lar ve platformlar, denetimsiz işleyişleriyle hanedan düzenini pekiştirirken liyakati zayıflatmakta ve milli güvenliği tehdit etmektedir. Bu nedenle, belirsiz geçmişlere dayalı sahte aklama girişimlerine, demokrasiyi korumak amacıyla, kesin olarak son verilmelidir. SADİ ÖZGÜL Önemli not: Geçmişteki yayınlarda yer alan, Deniz Baykal ile Bülent Arınç’ın teyze çocukları olduğu iddialarına rağmen, her iki isim de bugüne kadar herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu sessizlik, “sükût ikrardan gelir” anlayışıyla iddianın kabulü olarak yorumlanabilir. Hayatta olanların bu konuda açıklama yapması durumunda gerekli düzeltme yapılacaktır. © 2026 Sadi ÖZGÜL |