Fes, Yunan serpuşu mu?

204 views
Skip to first unread message

gti...@aol.com

unread,
Apr 30, 2021, 4:02:22 AM4/30/21
to gti...@aol.com
bursa...@googlegroups.com grubundan gelen fes'in tarihcesi ve arkasinda yatan inanc ve psikolojik yonleri uzerine enteresan bir yazi koydum asagiya. Fes-sapka-kilik-kiyafet katliamlarinin dahi oldugu yakin tarihimizin bozuk kafa yapisini hatirlatan bir yazidir. Insanlar arasinda bilgi-moda gibi seyler daha ziyade 'taklit'le ya da 'tercih'le yayilir. Lakin bunlarin zorla ve siddet kullanilarak  dayatilmasi ya da yasaklanmasi problemlidir. Saglikli bir kafa yapisinin eseri degildirler. Cunku, 'tercih' insanoglunun temel bir hakki olan dusunce ozgurlune girer. /Gunes Ecer
simetron <simet...@gmail.com>: Apr 28 04:53PM +0300

belgelerlegercektarih yayımlandı:"Fes Osmanlı'ya Nereden ve ne Zaman Geldi?
Yunan Serpuşu mu? Kabul Gördü mü Görmedi mi? * *** Bu makale 9 kısımdan
oluşmaktadır. Evvela fesin Osmanlı'ya nereden geldiğine bakacağız. Ardından
başlığın psikoloji ve sosyolojisi üzerinde durup, Türk Tarihi"
Bu satırın üstünde yanıtlayarak yazıyı cevapla
Yeni *Belgelerle Gerçek Tarih* yazısı
<http://belgelerlegercektarih.com/author/belgelerlegercektarih/> Fes
Osmanlı’ya Nereden ve ne Zaman Geldi? Yunan Serpuşu mu?
<http://belgelerlegercektarih.com/2020/12/20/14658/> Geliştirici:
belgelerlegercektarih
<http://belgelerlegercektarih.com/author/belgelerlegercektarih/>
 
*Fes Osmanlı'ya Nereden ve ne Zaman Geldi? Yunan Serpuşu mu? Kabul Gördü mü
Görmedi mi?*
 
***
 
[image: Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi:
fes-osmanliya-ne-zaman-ve-nereden-geldi-fes-yunan-serpusu-mu-fes-yunan-sapkasi-mi-sapka-inkilabi-ikinci-mahmud-gavur-padisah-kim-dedi.jpg]
 
*****
 
Bu makale 9 kısımdan oluşmaktadır.
 
Evvela fesin Osmanlı'ya nereden geldiğine bakacağız. Ardından başlığın
psikoloji ve sosyolojisi üzerinde durup, Türk Tarihi'nde hangi başlıkların
kullanıldığını ortaya koyacağız. Dördüncü kısımda fesin Osmanlı'ya hangi
tarihte geldiğini tespit edip akabinde Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde
izini süreceğiz. Altıncı kısımda fesin yerli mi yoksa yabancı mı olduğunu
açıklığa kavuşturduktan sonra, niçin emperyalizmin tepkisini çektiğini
irdeleyeceğiz. Hemen ardından muhtemel 3 kemalist itirazı kesin ve ilmi
cevaplarla çürütüp dokuzuncu kısımda HÜKÜM vereceğiz. Makalenin
kaynakçasında arşiv belgeleri başta olmak üzere muteber yerli ve yabancı
tarihçi ve sosyologların eserleri kullanılmıştır.
 
***
 
Kemalistlere göre "şapka düşmanlığı" yapanlar, vaktiyle dini mülahazalarla
fese de karşı çıkıyorlardı. Gaste ve kahve malumatıyla beslenen bu güruha
göre fes, bir "yunan serpuşudur!"
 
Kulaktan dolma bu malumatın bir propaganda mahsulü olduğunu, okumakla
alakasını kesmiş kemalistlere anlatmak, takdir edersiniz ki pek kolay
olmayacaktır. Fakat biz yine de vazifemizi hakkıyla ifa etmeye çalışalım,
gerisi Allah Kerim!
 
*.*
 
*****
 
*.*
 
*1) Fes Osmanlı'ya Nereden Geldi?*
 
Fes'in bize Fas'tan (Fas/Tunus) geldiği sabittir. Şemseddin Sami'nin, *"Kamus-ı
Türki"*sinde fes şöyle tarif edilir: "Kuzey Afrikanın batısında *Fas
şehrinde icad edilmiş* kırmızı renkli bir baş kisvesidir; bütün osmanlı
memleketlerinde ve* diğer bazı müslüman memleketlerinde* yayılmış,
giyilmişdir." Hüseyin Kazım'ın, *"Büyük Türk Lugatı"*nda ise fes hakkında
şu malumat verilir: "*Fas şehrinde icad edilmiş* maruf baş kisvesi."*[1]*
 
Tarih Terimleri Sözlüğü'ne göre Fes; "*Fas Kenti’nde üretilip buradan öteki
İslam ülkelerine yayılan* kırmızı yün keçeden üetilen başlıktır. Osmanlı
Devleti’nde İkinci Mahmut tarafından 1828 yılında* devlet memurları* için
zorunlu tutulmuştur. Gereksinmeleri karşılamak için 1883 yılında İzmit’te
ve 1885 yılında İstanbul’da feshane adıyla üretim yerleri kuruldu. 1925
yılında çıkarılan bir yasayla da giyilmesi yasaklanarak yerine şapka kabul
edilmiştir."*[2]*
 
Leiden Üniversitesi'nden Hollandalı Türkolog ve Tarihçi Erik Jan Zürcher,
fesin ilk başlarda Tunus'tan getirildiğini, daha sonra ise imalatı için
İstanbul'da birkaç fabrika açıldığını yazar:
 
"Fes, Yeniçeri Ocağı 1826'da yıkıldıktan sonra *yeni orduda ve devlet
memuriyetinde* resmi başlık olarak seçilmişti. Bir zaman *fes Tunus'tan*
satın alınıyordu, ancak 1835'te Tunuslu bazı sanatkarlar İstanbul'a
getirildi. 1839'da Feshane genişletildi ve Haliç'in yukarısındaki bir
sarayın bir bölümüne taşındı. Bu kez kumaş da üretmeye başladı, ancak hala
hayvan gücüne dayanıyordu. 1840'ların ortalarında, buhar makinaları
getirildi. 1840 ve 1850'lerde aynı türden birkaç fabrika daha açılmıştı,
ama bunlar ticaret yapmaktan çok ordunun gereksinimlerini karşılıyordu."
*[3]*
 
Fesin* "dine aykırı"* olduğu için halk tarafından benimsenmediği de* doğru
değildir...* Kemalistlerin çarpıtmasıdır. Kaldı ki bu değişiklik, İsmail
Hami Danişmend'in ifadesiyle; "Avrupa kıyâfetinin alelâde bir *taklidi*
değil, *muaddel (değiştirilmiş) şekilde tatbiki*"dir.*[4]*
 
Türk ve İslam Hukuk Tarihi Profesörü Ekrem Buğra Ekinci, festen dolayı
isyan ve idam olmadığını ifade eder:
 
"1828’de bütün* asker ve memurların* giymesi istendi. Bir de fes
nizamnâmesi çıkarıldı. Serpuş ile inanç arasında irtibat kurulduğundan, *sarık
sarmaya müsait fes kabul gördü.* Şimdi bazılarının iddia ettiği gibi
reaksiyon doğurmadı; hiç değilse *ayaklanan ve asılan olmadı."[5]*
 
Prof. Ekinci'nin sözünü ettiği "reaksiyonun" neden doğmadığını
"Cumhuriyetin Tarihi" isimli kitaptan okuyalım:
 
"...halkın şapkaya tepkisinin çok büyük önem ifade eden bir diğer nedeni
ise, bizzat *şapkanın biçiminden* kaynaklanıyordu. İslam'da ister sivil
olsun, ister asker kesiminden olsun, baş giysilerinde *kenar çıkıntısı
bulunmazdı. *Zira bu çıkıntı, mümine *namaz kılarken alnının yere
dokunmasına engel oluyordu.* Dolayısıyla, *feste olduğu gibi, İslami
hassasiyetleri olan halkın zamanla alışabileceği bir başlık değildi."[6]*
 
Hakikaten Osmanlı'da halk, başlığın şekline ehemmiyet verirdi. Halkın bu
hassasiyetini Fransız Tarihçi Benoist-Mechin'in yazdıklarında da görmek
mümkündür:
 
"Şapka, kasket, genel olarak, *vizieri olan* bütün başa konan şeyler,
Müslümanlarca, *Hıristiyanlığın pisliğini taşıyordu.* Türkleri şapka
taşımaya zorlamak, onları günahkârlar düzeyine indirgemeye mecbur etmekti.
Bu aynı zamanda onları* namaz kılarken de başlarını çıkarmaya mecbur
etmekti, ki bu Allaha karşı saygı noksanı olurdu, çünkü, Batı usulü başlık,
kenarları ve vizieri dolayısıyla alnının secdeye değmesine engel
olmaktaydı."[7]*
 
Kemalistlerin pek itibar ettiği Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın *"tavsiye
kitapları"* arasında yer alan İngiliz Tarihçi Andrew Mango'nun "Atatürk"
isimli biyografisinde de başlığın *şekline* temas edildikten hemen sonra
fesin Müslümanlar tarafından *kolaylıkla benimsendiği *bilhassa vurgulanır:
 
"[Fesin] Kenarında bir *siperliğinin bulunmaması, namaz kılarken
alınlarının yere değmesini* mümkün kıldığı için Müslümanlar tarafından
*kolaylıkla
benimsenmişti.* Kullanımı sarayın fermanıyla başlayan, Osmanlı
Müslümanlarının orta sınıfı tarafından *derhal kabul edilen fesi* Osmanlı
Hıristiyanları da bazen giyiyorlardı."*[8]*
 
Biraz ileride de görüleceği üzere, söz konusu fermandan takriben *200 sene
evvel* *Anadolu'da* dahi fesin giyildiği, dolayısıyla* fesçi esnafın*
bulunduğu * Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi* başta olmak üzere o dönemin
kayıtlarında geçmektedir. Bunlara birazdan müstakil bir başlık altında
temas edeceğiz. Zaten Sadr-ı Azamın Takriri'nde de açık bir şekilde fesin
bir *"İslam kisvesi"* olduğu belirtilmiş ve *"Mısır ve Mağrib'te askerlere
giydirildiği ve Mekke emirinin de maiyyet askerinin fesli olduğu"*
belirtilmiştir.
 
Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın bir makalesinde, fesin hangi
mülahazalarla *askere mecbur* kılındığı hakkında ilk elden şu malumat
verilmektedir:
 
"*Askerin* serpuş meselesini halletmek üzere vezir-i azam riyaseti altında
hicri 1243 senesinde şeyhulislamın dairesinde (Bab-ı meşihat=Bab-ı fetva)
bir meclis toplanmıştır. Bu mecliste Selim Mehmed Paşa ve şeyhulislam
Kadızade Tahir Efendi'den başka sabık serasker olup Karadeniz boğazı
muhafızlığında bulunan Ağa Hüseyin Paşa ve kaptan-ı derya Darendeli İzzet
Mehmed Paşa, serasker Husrev Mehmed Paşa ve sabık Şeyhulislam Mekkizade
Mustafa Asım ve esbak şeyhulislamlardan Yasincizade Abdülvahab ve Sıtkızade
Ahmed Reşid Efendiler ile o zamanın meşhur Cerbezeli vaızlarından dersiam
Ahıskalı Ahmed, Akşehirli Hacı Ömer ve Türkmenzade Ahmed Efendilerle
Hocazade Efendiler ve ileri gelen devlet rical ve erkanı hazır
bulunmuşlardır. Şûrada, askerin elbiseleri iyi ise de başlarındaki
şobaraların gerek renk ve şekli ve gerek kalitesi itibariyle iyi
olmadığından başka dayanıksız olup az zamanda bozulduğu için hazinece de
zararı mucib olmasından dolayı yerine kış ve yaz her zaman giyilir bir
serpuş ikamesi lüzumu ileri sürülmüş, şobara şeklinde veya ona yakın nümune
olarak yaptırılmış olan serpuşlar ve bu arada bir de fes getirtilerek heyet
azasına gösterilmiş ve fesin, şobaradan daha dayanıklı olup Tunus ve
Cezayir'den ustalar getirtilip İstanbul'da yapıldığı surette ucuza mal
olacağı beyan edilmiştir.
 
Heyet azası nümune olarak gösterilen serpuşları tetkik ederek askerlerin
daimi surette başlarında bulunacağına göre* şer'an ve aklen fesin kabulü
lazım geleceğine* *dair bir meyil hasıl olmuştur;* fakat azadan bazıları
her nekadar* İslam kisvesi olması* ve hazineye de daha ehven malolması
itibariye fes münasib ise de halkça dedikodu olmaz mı? diye ortaya bir
balgam atmışlardır. Fakat diğer* ulema ve devlet erkanı İslam kisvesi olan
fesin hala Mısır ve Mağrib'te askerlere giydirildiğini ve Mekke emirinin de
maiyyet askerinin fesli olduğunu* ve bunlardan başka Küçük Hüseyin Paşa'nın
Vidin'de isyan eden Pazvandoğlu üzerine giderken *maiyyetinde tüfenkçi
namiyle fesli asker bulundurduğunu* söyliyerek fesin giydirilmesini tavsiye
etmişler ve bunun üzerine asakir-i mansurenin şobara yerine fes
giymesi *müttefikan
karar altına alınmıştır."*
 
Mecliste alınan kararlar Sultan II. Mahmud tarafından 3 Mart 1829 tarihinde
çıkartılan bir Hatt-ı Hümayun ile tasdik edilir ve ilk ihtiyaçlar için
*Tunus’tan
50.000 fes getirtilir.* Hatta ithalat meselesiyle alakadar olunması için
bir de Fes Nazırı (Bakanı) atanır.*[9]*
 
***
 
[image: Ismail Hakki uzuncarsili belleten fes asakiri mansure sadriazamin
takriri ve Sultan ikinci Mahmudun hatt-i hümayunu 1]
 
[image: Ismail Hakki uzuncarsili belleten fes asakiri mansure sadriazamin
takriri ve Sultan ikinci Mahmudun hatt-i hümayunu 2]
 
*[9] no'lu dipnot ile alakalı... Fes maddesine dair sadrıazamın takriri ve
üzerine padişahın yazdığı hattı hümayun...*
 
*****
 
*.*
 
*****
 
*.*
 
*2) Başlığın Psikoloji ve Sosyolojisi*
 
Peki başlık, namazda alnın yere değmesi haricinde neden bu kadar mühimdir?
Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için kıyafetin, bilhassa başlığın psikoloji
ve sosyolojisine dair birkaç iktibas yapmamız icab ediyor:
 
"Kıyafet, insanın mevkiini, cinsiyetini, *milliyetini,* bölgesini, ait
olduğu kabilesini, medeniyetini, *inanç, duygu ve düşüncesini* ortaya koyup
belirlemektedir. Bu belirlemede önceleri başa giyilenler üste giyilenlerden
daha önemli olmuştur. Şapka, sarık, fes, kipalar *ait olunan topluluk ve
inançları* hakkında fikir vermiştir."*[11]*
 
"Kıyafet, medeniyet tarihinin bir parçası olarak kabul edilmiş ve *kıyafetin
değişmesinde* etnolojik, ekonomik, siyasal, *dini, manevi *ve sanatsal
*şartların
etkisi üzerinde durulmuştur.* *Kıyafet, bir toplumu diğerinden ayıran*
önemli özellikler olarak görülmüştür."*[12]*
 
"Kıyafet, sözlü olmayan iletişim aracıdır ve *algıyı etkiler, karakterin
sosyallığın hatta havanın/tavrın değişmesini şekillendirir.* *Giyenin kendi
davranışını ve algısını* belirlediği gibi, kıyafet, cinsiyetin
tanımlanmasına da yardımcı olmaktadır."*[13]*
 
Tam da burada, Kadir Mısıroğlu'nun bir sohbette ifade ettiği; *"General
Üniforması giyen bir çöpçü farklı yürümeye başlar"* şeklindeki tespitini
hatırlatmakta fayda var. Kıyafetin insan davranışlarına tesirini bariz bir
surette göstermesi bakımından, ABD hayranı olan sömürgeleşmiş bazı Afrikalı
gençlerin bol kot pantolon giyip bir Amerikalı gibi yürümeye ve hareket
etmeye çalışmaları ibret vericidir.
 
Kısacası başlık, bir insanın kimliğidir, dini ve milli sembolüdür.
 
Esasen bütün kemalist inkılaplar bir *"kimliksizleştirme"* siyasetinin
icabı olarak yapılmıştır.
 
Osmanlı Devleti'nde Müslümanlar statü itibariyle Gayri-müslimlerden*
"üstün"* oldukları için gayri-müslimlerin bir müslüman başlığı giymeleri
yasaktı. Ancak Batı'nın baskısıyla ilan edilen *Tanzimat* ile
gayri-müslimler Müslümanlarla *"eşit"* haklara sahip olmuşlardı. Fesin
"resmi başlık" olarak ilan edilmesiyle birlikte bu eşitlik *kıyafete* de
sirayet etti. Gayri-müslimler fesle de olsa bu "eşit" haktan memnun olup
fesi sahiplendiler. 1887'ye gelindiğinde yani Sultan II. Abdülhamid Han
devrinde ise Hıristiyan memurlar*[14]*, yabancı şirketlerde çalışan
hıristiyanlar*[15]* ve sıradan hıristiyan Osmanlı vatandaşları*[16]* şapka
giymeye başladılar. Ancak bu sefer Müslümanlardan *"farklı"* ve *"ayrı"*
olmayı kendileri istiyorlardı. Zira şapka, *"üstün"* olan (Hıristiyan)
Batının başlığıydı. Dolayısıyla bu sefer Müslümanlardan *"üstün"*
olduklarını cümle aleme göstermek ihtiyacını hissediyorlardı. İşte bundan
sonra fes, yavaş yavaş dini ve milli bir sembol haline gelmeye başladı.
Yani kısacası Sultan II. Mahmud tarafından "resmi başlık" olarak ilan
edilen fes, gayri-müslimlerin müslümanlarla *"eşit haklara"* sahip
olduğunu *"kabul
etmek"* manasına gelirken, şapka da; gayri-müslimlerin müslümanlardan
*"üstün"* olduklarını "kabul etmek" manasına geliyordu. Nasıl ki Sultan II.
Mahmud fesi resmi başlık ilan ederken gayri-müslimlerin müslümanlarla eşit
olduğunu kabul ettiyse, M. Kemal de, Şapka inkılabı yaparak *Batı'nın
üstünlüğünü* kabul etmiş oldu.
 
Kitabında kemalist inkılapları masaya yatıran Prof. Erik Jan Zürcher'in
aşağıdaki psikolojik tahlili, yukarıda yazdıklarımızı teyit eder
mahiyettedir:
 
"Psikolojik olarak, Türk cumhuriyetçi hükümetinin kendi geleneksel İslâm
uygarlığını bu derece kesin bir şekilde reddedişi ve büyük bir *açık
gönüllülükle Batı’yı taklit* etmeyi seçişi, hattâ bunu, *sarık ve fesi
Batı'nın şapkasıyla değiştirmeye* kadar götürüşü, Batı kültürünün *üstünlüğünün
zımni bir kabulü* anlamına gelmekteydi."*[17]*
 
Nitekim M. Kemal, "uluslararası medeniyet"i yani Batı'yı temsil etmediği
için *kalpağı* da reddetmişti: "*Kalpak, tıpkı fes gibi,* onu giyenleri
şapka giyen ve dünyayı tevarüs etmiş Batılı insanlardan *ayırır"dı.[18]*
 
M. Kemal'in *fese* olan nefretinin sebebini dostu Falih Rıfkı Atay şöyle
anlatır:
 
"1908 Meşrutiyetinde İttihat ve Terakki tarafından, teşkilat meseleleri
için Trablusgarb'e gönderilmişti. Bindiği vapur Sicilya'ya uğrar. Bir hayli
durur. M. Kemal açık bir araba ile kısa bir gezintiye çıkar. Başında fes
olduğu için Sicilya çocukları arabayı limon kabuğuna tutarlar. M. Kemal
çocukların terbiyesizliğinden fazla, Türk kafasının neden böyle yabani bir
başlığa esir olduğuna tutulur, kendi fesine kızar.."*[19]*
 
M. Kemal'in *kalpağa* olan nefretinin sebebi ise yine bir yurt dışı
seyahatine dayanır... 1910'da Fransa'da Picardi manevralarına kalpağı ile
katılan M. Kemal, harita başında Batılı subaylardan daha iyi hüküm vermiş
olmasına rağmen kimse söylediklerine itibar etmez. Ertesi gün bir miralay
kendisine, verdiği hükümlerin herkesinkinden daha doğru
bursa...@googlegroups.com Google Grupları
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages