Ankara, NATO Zirvesi Sofrasında Bağımsızlık Sınavı VeriyorAnkara Zirvesi ve Tam Bağımsızlık Sınavında Ne Yapmamalı?
Ankara, NATO Zirvesi Sofrasında Bağımsızlık Sınavı VeriyorAnkara’da 6-7 Temmuz 2026’da yapılacak NATO zirvesi, hükümetin yıllardır meydanlarda dillendirdiği dik duruş söyleminin ilk kez masada sınanacağı ve belki de gerçeklerin ortaya çıkacağı dönüm noktası olacak. Menderes hükümetinin 5 Mart 1959’da aldığı iş birliği kararına dayanan ve uzun süredir görmezden gelinen anlaşmanın sorunlu halkaları, halkın milli gururu ile diplomasi kulislerindeki gizli tavizler arasında sıkışmış görünüyor. Eisenhower Doktrini’ne benzer şekilde Türkiye’yi sadece ileri karakol olarak gören ABD merkezli anlayış, Ankara koridorlarında yeniden güç kazanarak egemenlik haklarının müttefik onayına feda edilmesine neden olabilir. Hükümetin, yabancı yasalara bağlı düzeni sona erdirip erdirmceği ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Hukuk Labirentinde Saklanan Müdahale Kapısı Derhal Kapatılmalıdırİktidarın yerli ve milli söylemleri, Menderes döneminden kalma 1959 tarihli tecavüz maddesinin yarattığı belirsiz tehdidi neden görmezden geliyor? Çünkü maddeler, yabancı güçlere Türk anayasal düzenine dolaylı saldırı bahanesiyle müdahale etme fırsatı sunma riski taşıyor ve sokaklarımızı dış operasyonlara açık hale getirebilir. Ankara Zirvesi’nde ABD ve müttefiklerini kızdırmamak için müdahale kapısı aralık bırakılırsa, yarın sivil can güvenliği yabancı generallerin insafına kalabilir. TBMM, hükümetin sessizliğine karşı derhal milli onur refleksi göstermeli; yabancı yasaların üzerimizdeki hukuki baskısı kalkmazsa, bağımsızlık iddiaları tarihin tozlu raflarına kaldırılabilir ve toplumun sabrı taşabilir. Karargâhların Anahtarı Milli İradenin Kırmızı Çizgisi OlmalıdırÇok uluslu askeri üsler, hükümetin egemenlik iddiasının önündeki en belirgin engellerden biri olarak dururken, 1959 Anlaşması’nın 4. maddesiyle kışlalarımızın kapılarını yabancılara açan yaklaşım, bugün o anahtarları geri alacak iradeden yoksun görünüyor. Adana İncirlik ve benzeri yerlerdeki denetimsiz askeri bölgelerin Türk yargısına tabi olup olmayacağı ise en büyük soru işareti. Vatan toprağında yabancı personelin keyfi hukukuna izin veren bu statü, egemenliğimizi küçük yabancı adacıklara dönüştürecektir. Ankara Zirvesi’nde askeri üslerde yalnızca Türk bayrağının mutlak hâkimiyeti garanti altına alınmazsa, kışlaların kontrolü müttefiklerin eline geçecek ve milli güvenlikte zafiyet oluşacaktır. Kendi toprağında denetimi kaybeden yönetim, ileride kışlaların idaresini tamamen yitirecektir. Teknolojik Boyunduruk Savunma Sanayisi Projelerini Tehdit EdiyorHükümetin övündüğü savunma sanayii adımları, kritik noktalarda müttefiklerin hedef ve amaç sınırlamalarına takılırken, 1959 anlaşmasının 3. maddesindeki şartlı yardım hükmü yerli mühimmat üzerinde görünmez engel olarak varlığını sürdürüyor. Silahlarımızı yalnızca müttefiklerin belirlediği amaçlar için kullanmamızı zorunlu kılan teknolojik kısıtlama kaldırılmalı. Eğer Ankara’da bu adım atılmazsa, motor ve çip bağımlılığı yüzünden yatırımlar müttefik baskısıyla durma noktasına gelebilir. Kendi silahını üreten devletin kullanım iradesi başkasının elinde olamayacağından, pranga Ankara koridorlarında sökülüp atılmazsa milli onurumuzun savunma projeleri üzerinden pazarlık konusu olması kaçınılmaz hale gelir. İktidarın içine düştüğü teknolojik kuşatma ise yerli mühimmat üzerindeki yabancı kısıtlamayı ortadan kaldıramıyor. Asimetrik İşgal Girişimlerine Karşı Çelikten Baraj ŞarttırMüttefik maskesi takmış gizli eller ortalıkta dolaşırken, hükümetin aldığı önlemlerin göstermelik kalması halkta ciddi endişe yaratıyor. Müttefik fonlu yapılarla yürütülen siber operasyonlarla zihinleri bulandırma girişimleri önemli güvenlik açığı oluşturuyor. Diplomatik nezaket uğruna sokaklarımızı karıştıran asimetrik tehditlere sessiz kalmak, ulusal varlığımıza zarar verecek ihmaller zincirine dönüşebilir. Dezenformasyonun silah gibi kullanıldığı ortamda iktidarın yumuşak tavrı, milli bekada onarılması zor yaralar açıyor. Ankara’da fitne yuvaları ve aparatlara karşı net duruş sergilenmezse, toplumsal huzur küresel güçlerin insafına kalır ve iç barışımız zedelenir. Bugün hainlerin müttefik fonlu yapılar üzerinden içimizi oyma ihtimali son derece ciddi. Bağımsızlık İçin Stratejik ve Dinamik Eylem PlanıTürkiye, 67 yıllık NATO bağımlılığını sonlandırmak için Menderes hükümetinden miraz kalan 5 Mart 1959 İş Birliği Anlaşması’nı TBMM kararıyla hızla feshederek, ikili ilişkileri tam egemenlik temelinde yeniden düzenleyecek stratejik adım atmalıdır. Askeri üslerdeki yabancı personelin dokunulmazlığı kaldırılarak tüm tesisler Türk yargısının denetimine alınmalı, savunma sanayisinde yetkiyi kısıtlayan gizli protokoller iptal edilip milli komuta zincirinin tam hâkimiyeti sağlanmalıdır. İç siyasette, milli güvenliği tehdit eden müttefik fonlu yapılar sıkı şekilde denetlenmelidir. Dış politikada ise Ankara Zirvesi, vitrin olmaktan çıkarılıp egemenliğin teyit edildiği pragmatik bir platforma dönüştürülerek Türkiye’nin bölgesel gücü resmen ilan edilmelidir. Böyle stratejik adımlar, iktidarın milli söylemlerinin halk nezdinde güven kaybına uğramasını engelleyecek tek yoldur. SADİ ÖZGÜL |